1916 Büyük Ankara Yangını*

 

1861 yılında Ankara’ya gelip kentte bir süre kalan Georges Perrot, ekonomik durumu kötü olan Yahudier dışında, hem Ermenilerin hem Rumların hem de Müslümanların neredeyse tamamının bir bağ evi bulunduğunu, en güzel bağ evlerinin de Esat’ta olduğunu anlatmış. 1916 yılının Eylül ayında Ankara merkezinin büyük bir kısmını küle çeviren büyük yangında sadece 5 kişinin hayatını kaybetmiş olması nüfusun büyük bir kısmının o dönemde bağ evinde oturuyor olmasına ve yanan yerlerin önemli bir kısmının sakini binlerce Ermeninin aylar öncesinde tehcire tabii tutulmuş olmasına bağlanabilir.

1916’nın Türkçesiyle harik-i kebir (büyük yangın), o dönemde Ankara’nın başına gelen tek büyük felaket değildir…

 

Yangın Öncesi Ankara

Temmuz 1915’te Ankara Valisi Mazhar Bey, Dahiliye Nezareti’nden gelen tehcir talebini uygulayamayacağını bildirdikten bir süre sonra emekliye sevk edilir. Yerine vekaleten İttihat ve Terakki’nin koyu milliyetçi üyelerinden Mustafa Atıf atanır.

Rum Ortodoks, Gregoryen ve Katolik cemaatleri ile Frerlerin mülklerine 1916’dan 2 yıl önce el konulmaya başlanmıştır. Ülke savaştadır ve ordunun masrafları “bağış” sistemiyle toplanmaktadır. Özellikle okul binaları ve varlıklı kesime ait özel mülklerin bir kısmı hazine mülküne alınır.

1915’in ikinci yarısı, Ankara’daki Hristiyan nüfus -özellikle de Ermeniler- için geri dönüşü olmayan bir sürecin başlangıcıdır. Ağustos 1915’te Anadolu’nun bir çok diğer ilinde olduğu gibi Ankara’da da tehcir ismiyle başlatılan süreç birkaç hafta içinde katliama dönüşür. İslamı kabul etmeyen, çoğunluğu Gregoryen ve Katolik erkekler önce tutuklanır, sonra sürülür veya öldürülür. Tutuklu bekletilen ya da halihazırda yola çıkarılmış olan bir grup Katolik Ermeni, Papalık ve Fransız Büyükelçiliği’nin girişimiyle serbest bırakılır. Bu süreçte Ankara’da yaşayan 10bin Ermeni “kaybolur”. 

1916 yılının başlarında Ankara’da kalan Katolik, az sayıda Gregoryen ve Protestan; İslamiyet’i kabul etme zorunluluğu ile karşı karşıya kalır. Ayinler, kiliselerden evlere taşınır. 1916 yılı Ankarası’nda vali ve polis müdürü eliyle yürütülen bir “getto” sistemi vardır. Zorla çalıştırma, taciz ve mülklere el koyma yaygındır. Bahar aylarında, 2 bin dükkan, 3 katedral, 9 kilise, okul ve evlerdeki eşyalar atlı arabalarla İstanbul’a taşınacaktır. Bunun dışında kalan bir takım “değersiz” eşya ise müslüman ailelere verilir.

1916 Eylül’ünde şehirdeki Hristiyan nüfusun bir kısmı zaten mülksüzleştirilmiştir. Şehirde kalan ailelerin çoğunluğu da bir şekilde ticaret yapan ve sarayla ilişkisi olan (örneğin saray için sof üreten) ailelerdir. Yangından sonra bu aileler de şehrin günlük yaşantısından silinecektir.

 

Ankara Yanıyor

13 Eylül 1916 gecesi herkes uykuya daldıktan sonra Emekli Binbaşı Ferid Bey’in emrindeki askerlerin kaldığı evden sesler yükselir. Yangın çıkmıştır. Evin bitişiğinde henüz bir yıl önce yetim ve öksüz kalan çocuklar için açılmış olan yurt (Dârüleytâm) vardır. Çocuklar hızla dışarıya çıkarılır. Yangın söndürme çalışması başlamış görünmektedir. Başka anlatılarda yangının, Dârüleytâm bitişiğinden değil de Katolik Ermeni mahallesinde başlamış olduğu ve hatta 13 Eylül’de değil 11 Eylül’de başladığı da söylenir. Döneme ait belgeler yoluyla kesin bir sonuca ulaşmak mümkün değildir, ancak yangının birkaç ayrı noktada başladığı bilgisi, anı ve tanıklıklarda tekrarlanan ciddi bir iddiadır. Ferid Bey’in emrindeki askerlere yangın sonrasında ulaşılamaması da kundaklama şüphesini artıran bir faktördür.

O gece Ankara’da rüzgar yoktur. Yangının tahmin edilenden çok daha yüksek bir hızla yayılması ve şehir merkezinin neredeyse tamamını sarmasını, sokakların çok dar olmasına, ahşap evlerin birbirine çok yakın olmasına bağlayanlar olmuştur. Şehirdeki tulumbacı sayısı da yetersizdir. O dönemde devlet için Ankara’ya oranla çok daha önemli bir konumda bulunan Eskişehir’den istenen takviye, ancak 14 Eylül akşam üstü şehre vardığında yangın zaten tüm şehri sarmış durumdadır. İtfaiye yangını durdurmakta etkili olamaz. Bu durumu Refik Halit Karay, “yangın yakacak başka şey bulamayınca kendiliğinden söndü,” diyerek özetlemiştir.

3 gece 2 gün boyunca söndürülemeyen bu yangını "körükleyenler" olduğuna dair tanıklıklar vardır. Tanıklar, evlerin ve dükkanların üzerine ya da sönümlenen alevlerin üzerine gazyağı döküldüğünü ve yangını söndürmeye çalışanların engellediğini anlatırlar. Örneğin, yangının çıkış noktasından uzak Aziz Nikolaus Kilisesi’ne doğru yaklaştığını gören Ortodokslar neredeyse kiliseyi kurtarmışken, kurtarma çalışması yürüteceklerini söyleyen bir grup gelip, kiliseye su yerine gazyağı döker. Bu sırada papazı da darp ederler. Benzer şekilde bugün Ulus Çarşısı’nın bulunduğu yerde yer alan Rum Metropolitliği’nin arşivleri de yanıp kül olur. Ermeni cemaate ait mahallede de yanan evlere su yerine gaz yağı döküldüğünü söyleyen tanıklar bulunmaktadır.

Polis teşkilatı, Dahiliye Nezareti (İçişleri Bakanlığı) ve hükümet arasında o dönemde geçen yazışmalar, yangın sırasında polis teşkilatının zafiyet içinde olduğunu gösterir. İktidardaki İttihat ve Terakki Partisi tarafından Ankara’ya özellikle gönderildiği bilinen polis şefi Mustafa Durak’ın emrindeki polislerin, yangına bilinçli şekilde müdahale etmediği konusunda şikayetler gelmiştir. Benzer şikayetlerin, aynı dönemde Anadolu’nun 20 ilinde çıkan/çıkartılan yangınlarda da gelmiş olması; bu yangınların İttihat ve Terakki Partisi’nin sürgün ve yok etme politikalarıyla ilişkisine dair bir gösterge olarak yorumlanabilir.

Yangının yayılmasıyla beraber yağmacılar da devreye girer. Sivillerin katılımıyla süren söndürme çalışmaları arasında eşyalarını taşıyıp kurtarmaya çalışanların mallarının bir kısmı yağmada yitip gider.

Yangın söndürüldüğünde özellikle Hristiyan cemaatlerin yaşadığı mahalleler tamamıyla zarar görmüş ve neredeyse küle dönmüştür. “İmkanı olanlar iki gün içinde ev kiralasın” direktifi gelir. Müstakil evlerini bırakan çoğu kişi, tek veya iki odalı dairelere taşınır. Taşınacak durumu olmayanlar için Hilal-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) çadır gönderir. Ancak çadırların büyük çoğunluğu gerek olmadığı gerekçesiyle iade edilecektir. Bu iadenin bilinçli şekilde Hristiyan nüfusun şehirde barınmaması için mi, yoksa çadır sayısını 1914 nüfus sayımına göre belirleyip, 1915’te başlayan tehcir ve katliamın şehirdeki Ermeni nüfusu büyük oranda yok ettiğini hesaba katmayan bir bürokratik hata mı olduğunu bilmek zor. Bilinen şu ki 1916 Ankara Yangını, Hristiyan cemaatin evleriyle ve yurtlarıyla olan bağını iktisadi, siyasi, kültürel ve toplumsal olarak tamamen koparmıştır.

 

Yangına Dair Veriler

1916 yangınına dair kaynak ve bilgi azdır. Taylan Esin ve Zeliha Etöz’ün bu konuda yaptıkları kapsamlı çalışma* döneme dair anlatıları, çeşitli elçilik raporlarını ve akademik araştırmaları bir araya getirilerek şu bilançoyu ortaya çıkarmıştır:

  • Ankara merkez kazasının 19 mahallesinden 8’i tamamen, 11’i ise kısmen yanmıştır. Tamamıyla yanan mahalleler; Hisar’ı Fukara, Hisar’ı Ağniya, Kurt, Çakırlar, Kethüda, Hacı Mansur, Yeğenbey, Mihriyar’dır. Bu mahallelerde 735 hane kül olmuştur. Kısmen yanan mahallerdeki hane kaybı ise 298’dir. Tamamıyla yanan 8 mahallenin 7’sinde yalnızca Hristiyan veya Yahudi nüfus yaşamaktadır.

  • 1914 nüfus sayımına göre, Ankara merkezinde 69.066 Müslüman ve 14.500 Hristiyan yaşamaktadır. Nüfus oranıyla ters düşecek biçimde yanan kilise sayısı 7 iken, cami sayısı 2’dir. Yangın öncesi Ankara’da 44 cami ve 12 kilise bulunmaktaydı.

  • Yangın sonrası, devletin ilk resmi önlemi şehirdeki hapishane ve polis sayısını arttırmak olmuştur.

  • Yangında mülklerinden olan Hristiyan yurttaş sayısının 8.000 ila 14.000 arasında değiştiği tahmin edilmektedir.

  • Yangında 5 kişi hayatını kaybetmiştir.

  • Yanan yer olan Dış Kale-Hisarönü, şehrin en gösterişli semtlerinden biridir.

  • Yangın, varlıklı Türkleri de etkilemiştir. 

  • Yangın sonrasında kentin ortasında büyük ve sahipsiz kalan yanmış alan ancak 1950'lerde yeniden imar ve inşa edilmiştir. 

*Kaleme aldıkları "Büyük Ankara Yangını: Felaketin Mantığı" kitabıyla, hikayenin yazımına katkı sunan Zeliha Etöz ve Taylan Esin'e teşekkür ederiz. Kitap üzerine yazarlarla yapılan söyleşi için tıklayınız.