14 Mart 2012: Emine Akçay'ın Yaşamına Son Vermesi

Emine Akçay, üç yıldır Adana’nın Seyhan ilçesi Aydınlar Mahallesi'ndeki evinde yaşıyordu. Biri 6 yaşında, diğeri 6 aylık olan iki çocuğu vardı. Tarım işçisi olarak çalışan Emine Akçay, doğumuna yakın işini bırakmak zorunda kalmıştı. Bir yıldır işsiz olduğu aktarılan eşi, iki ay önce Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde bir şantiyede iş bulup çalışmaya gitmişti. 8 aydır kirasını ödeyemediği söyleniyordu. 14 Mart 2012 günü henüz 26 yaşındayken evinde yaşamına son verdi.

O gün, tanıkların anlatımıyla polis ekibinin yaptığı araştırmaya göre, olaydan 4 saat önce cebindeki son 6 lirayı alıp yakındaki oduncuya gitti ve yakacak almak istedi. Oduncu o paraya odun verilemeyeceğini söyledi, fakat daha sonra parasını almadan 10 kilo odunu çuvala doldurdu. Basına yansıyan bilgilerde, odunu yakamadığı, dışarıda bulunan kamyon lastiğini yakmaya çalıştığı ancak başaramadığı ve saç kurutma makinesiyle çocuklarını ısıtmaya çalıştığı söyleniyordu. Makineyi büyük çocuğunun eline verdikten sonra yan odaya geçen Emine Akçay, burada yaşamına son verdi. 

Emine Akçay’ın hayatına son verdiğini gören büyük çocuğu, komşulara haber verdi... Alt kattaki ve yan binadaki komşuları ile yapılan görüşmelerde komşular, Emine Akçay'ın neden intihar ettiğine anlam veremediklerini söylüyorlardı. Anlattıklarına göre, maddi durumunun kötü olduğunu kimseye söylememişti. Gazetecilerin kapısını çaldığı dönemin muhtarı,  Emine Akçay'ın sosyal yardım için herhangi bir başvuruda bulunmadığını söylüyordu.

Emine Akçay’ın babasından kalan mirasa eşi yüzünden ulaşamadığı basına yansıdı. İş kurmak için Emine’ye kalan mirası aldığını doğrulayan eşi, bu parayı harcadığını belirterek, “Sürekli bir işim olmadı. 3 ay çalışıyorsam 10 gün evdeydim. Evin ihtiyaçlarını karşılıyordum" dedi.

Cumhuriyet Savcısı 30 Nisan 2012 tarihinde, Emine Akçay'ın intiharıyla ilgili soruşturmasını tamamladı. Emine Akçay’ın yakınlarının suç duyurusu üzerine eşi hakkında başlatılan soruşturmada savcı, ‘başkasını intihara yönlendirme, yardım etme' konusunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

Türkiye o günlerde “ağlatan intihar”ı konuşuyordu. Medya hikayeyi "acıklı son" olarak ele aldı. Daha çok “odunları yakamaması” ve “çocuklarını saç kurutma makinesiyle ısıtmaya çalışması” üzerine yapılan kurgularda yoksulluk tartışması ya da sosyal devlet tartışmalarına yer verilmiyordu. O gün oduncudan odun aldıktan sonra eve geldiği doğruydu. Ancak basının aktardığının aksine, odunların ıslak olup olmadığına, sokaktan aldığı lastiği yakmaya çalışıp çalışmadığına ya da saç kurutma makinesini çalıştırıp çalıştırmadığına dair büyük çocuğundan başka hiçbir tanık yoktu. Basın ve kamuoyu yoksulluğu acıklı bir son olarak verirken,  yoksulluğun ve yoksunluğun ardındaki nedenler, sosyal devletin eksiklikleri, çoğunlukla gurur duyulan toplumsal dayanışma ağlarının yokluğu göz ardı edildi.

 

 

 

Tanıklıklar

Emine Akçay’ın neler yaşadığından ne eşinin, ne komşularının ne de yerel yönetimlerin haberi var. Yaşadığı ev hâlâ aynı şekliyle duruyor. Komşuları, o günden birkaç ay sonra evin tamamıyla boşaltıldığını, çoğu eşyanın çöpe atıldığını aktarıyor. Olayın birebir tanıkları olan iki komşu da Emine’nin yaşadıklarından habersiz olduklarını söylüyorlar. Anlattıklarına göre, evde gıda olarak tüketilecek çok az şey varmış. Bu konuda vicdan azabı çektikleri dönemin haberlerine yansımıştı. “Bilsek yardım etmez miydik?” demişlerdi.

İki oda bir salon evde o tarihten sonra bir başkası yaşamaya başlıyor, ancak bütün komşular yerli yerinde. Muhtar değişmiş; yeni muhtar yaşanan olaya dair bir bilgisi olmadığını söylüyor. Kendilerine gelen bütün sosyal yardım taleplerini yazdıklarını, ancak kime yardım edileceğine kaymakamlığın karar verdiğini bildiriyor. Ailenin ya da Emine Akçay’ın müracaatı olmadığını söyleyen dönemin muhtarı, “Biz de gidip vatandaşın kapısını çalamayız. Paran var mı, yok mu diyemeyiz. Duyum alsam gider, elinden tutar getirir, yardım için seferber olurdum. Ne muhtarlıkta ne de sosyal yardımlaşmada kaydı yok. Ne komşusundan ne de kendisinden bu konuda bir şey gelmedi” diyordu.

Emine Akçay’ın devletin sosyal yardımlarından haberi var mıydı? Yeni doğum yapmış bir kadının kendisi ve bebeğinden; muhtarın, kaymakamlığın haberi var mıydı? Ne muhtar, ne devlet yetkilileri, ne de basın; bu sorulara yanıt aramamıştı.

Mahalle marketi işletmecisi, veresiye sistemleri olmadığı için veresiye yazdırılmadığını, ancak Emine Akçay’ın sık sık değil, daha seyrek ve daha az miktarlı alışveriş yaptığını aktarıyor. Mahalledeki bir bakkal ise, tanık olduğu bir olaydan yola çıkarak Emine Akçay’ı “çok gururlu bir kadındı” diye tanımlıyor. Yan komşularının da ağzından çıkan ikinci tanım bu oluyor. Dönemin muhtarı Emine Akçay tarafından bir başvuru olmamasını bir yandan, “Bunu kendine gurur meselesi yapmış” diye ifade ediyor. Yakınlarının daha önce basına verdiği demeçlerde de, kendilerinin yardım etmek istediği ancak Emine Akçay’ın kabul etmediği yer alıyor.

 

Emine Akçay ve Kadın Yoksulluğu

Gurur, özellikle yoksul yaşamlarda kadınların en büyük özelliklerinden biri, belki de bir zorunluluk. Toplumsal cinsiyet rolleri ve normları nedeniyle, yoksulluğun tüm sarmalları kadını daha fazla etkiliyor. Kimseye söyleyememek, söylediğinde nasıl bir karşılık bulacağını bilememek, daha az istihdam alanı bulmak, hamile kalma ve doğum yapma ihtimalleri, doğuma yakın işten ayrılmak ve belli süre çalışamamak kadını “çaresiz” bir noktaya sürüklüyor.

Emine Akçay’ın böbrek hastası olan babasının ölümünden sonra kendisine bir miras kalıyor. Ancak kendisinin bu mirasa erişemediği, eşinin doğrulamasıyla basına yansıyan haberler arasında. İşinden ayrılmış, iki çocuğu olan, yeni doğum yapmış, evine yiyecek almada ve ısıtmada sıkıntı yaşayan bir kadını kendi mirasına doğrudan kendinin değil, eşinin ulaşması ve eşi tarafından tüketilmiş olması da bir başka sorunu ortaya çıkarıyor.

Emine Akçay yeni doğum yapmış bir kadındı. Önceden komşularıyla iletişiminin daha iyi olduğu, tarım işçiliği yaptığı için işe gidip geldiği, doğumdan sonra da içine kapandığı belirtiliyor. Bir kadın için yeni doğum yapmış olmak bile yeterince fazla soruna işaret ediyor. Üstüne yoksulluk da eklenince, kadının etrafı büyük bir zincirle çevriliyor. Orta sınıf bir kadın doğum sonrası psikoloğa gidebilirken, alt sınıf bir kadın için bu mümkün görünmüyor.

Emine Akçay aynı zamanda bir Yörük. Yapılan araştırmalara göre, Yörükler bulundukları kentlerde en yoksul kesime işaret ediyor. Yaşadığı mahalle de Adana’nın yoksul mahallelerinden biri.

 

8 aydır kirasını ödeyemediği söyleniyordu. Bütün bu aktarılanlar, yoksulluğun etmenleri arasında olsa da Emine Akçay’ı sıkışmışlık ve çaresizlik hissine düşüren, onu intihara sürükleyen, yaşamına son verme kararı aldıran tam olarak neydi, hâlâ kimse bilmiyor. Odunlar alev alsa Emine Akçay kurtulacak mıydı? Birçok neden olabileceği gibi tek bir neden de intihara sürüklemiş olabilir. Ancak yoksulluk, bütün bunların içinde olduğu bir durum.

Dönemin Adana Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü, çocuklarla ilgileneceklerini söylemişti. Şu an herhangi bir işlem sürüyor mu, bilinmiyor. Çocukları önce babaanne sahipleniyor, şimdi ise babayla kalıyorlar ve halaları da bakımlarıyla ilgileniyor. İki çocuğu da büyümüş. O gün neler yaşandığına tanık olan büyük çocuğu şu an 10 yaşında, küçük çocuğu ise 4,5 yaşında.


Emine Akçay yaşamına son verdikten sonra Sayca köyünde, babasının yanına defnedildi. Ölümünün üzerinden tam 4 yıl geçti. O günden bu güne, kabri mermerle düzenlenmedi. İlk defnedildiği haliyle duran kabrinde, başucunda onu tanıtacak tahtadan bir mezar taşı hâlâ yok.

Bağlantılı Olaylar

 

Görece geniş bir çerçevede tanımlanmış haliyle yoksulluk, “ekonomik bir kategori olmanın yanı sıra, kişilerin içinde yaşadığı, anlamlandırdığı, başa çıkmak için çeşitli yöntemler geliştirdiği, toplumsal bir ‘durum’dur”(1). Ancak bu dosyanın ana konusunu oluşturan Emine Akçay’ın hikâyesi, yoksulluğun tanımını hiç de istenmeyen bir yöne doğru genişletiyor: Yoksulluk aynı zamanda başa çıkılamayan ya da başa çıkabilme yöntemlerinin cevap vermediği, kişilerin hayata devam edebilme umutlarını ve kapasitelerini tüketen, dolayısıyla onları intihara sürükleyen bir durum olarak da beliriyor. Kısacası yoksul olmak, ölmek demek de olabiliyor. Yaşarken sözlerini söyleyemeyenler; sözünü söylemek ya da sesini duyurmak için, aslında yaşayabilmek için gerekli olan temel araç ve mekanizmalardan (eğitim, sağlık, sosyal destek, istihdam vb. gibi) hak ettikleri ölçüde yararlanamayan madun/yoksullar, hem ilk hem de son sözlerini ölerek söylemiş oluyorlar.

Böylesi geniş bir yoksulluk çerçevesinin içerisinde birbirine bağlanan ve birbirini hatırlatan pek çok olayı anmak mümkün. Bu çerçevenin içine Emine Akçay gibi yoksullukla baş edemeyip intihara sürüklenen kadınlar ve kendini alenen yakan ya da intihar eden erkekler girdiği gibi; zorlu doğa/hava koşullarından kurtulmak için gerekli mekanizmalara (barınak, kira geliri vb.) ya da ilaçlarını/tedavilerini karşılayacak imkana/güvenceye sahip olmayan insanlar hatta bunlara ilaveten beslenme yetersizliğiyle karşı karşıya kalan ve beslenemediği için ölen çocuklar da giriyor. Göç, yerinden edilme, kentsel dönüşüm, etnik ayrımcılık gibi nedenlerle toplumsal ve mekânsal dışlanmaya maruz kalan insanların hikâyeleri gibi; hâlâ yoksullukla baş etme yöntemi geliştirebilen ve seslerini kısmen de olsa duyurabilen insanların hikâyeleri de bu çerçevenin içinde yerlerini alıyorlar.

Dolayısıyla bağlantılı olaylar kapsamında; hikâyeleri Emine Akçay’ın hikâyesiyle benzeşen ve intihara sürüklenişle sonuçlanan kadınlar -örneğin, Yüksel Demir, Nazime Salan, Necla Nazlıcan, İclal Tosun, Elif Arman, Asya Akbulut, Zeynep Armaner, Makbule Hazan ve daha niceleri-; barınacak bir yeri olmadığı için Roman vatandaşların kaldıkları çadırlardan birinde soğuktan ölen Ünzile Türkmen; yerinden edilme ve göç mağduru olan Suriyeli bir ailenin -20 derece soğuğa dayanamayan ve ölen 36 günlük bebekleri Ebru Said; beslenemediği için ölen 2,5 aylık Kübra Bakırcı ve en temel besinleri almaya maddi gücü yetmeyen ve bundan ötürü vücudu Kübra’yı besleyecek sütü dahi üretemeyen annesi Necla Bakırcı; hastalığı nedeniyle defalarca yardım istenilmesine rağmen ne bir ambulans ne de herhangi bir aracın hastaneye ulaştırmadığı ve en nihayetinde bir çuvala sığabilen cesedi babasının sırtında taşınırken basına yansıyan 1,5 yaşındaki Muharrem Taş; kırık camları naylonla örtülü tek odalı kerpiç bir evde soğuktan ölen henüz nüfusa bile kaydedilmemiş 40 günlük Ayaz bebek; kansere yakalanan ve ilaçlarının temini için bakandan yardım istediğinde, kameraların önünde eline ilaç masraflarının 20’de 1’ini bile karşılamayacak bir miktar tutuşturulup “düşürme” diye tembihlenen Dilek Özçelik; 11 aylık bebeği için marketten mama çalan ve bebeğiyle birlikte tutuklanan S.A.; çocuklarının dershane masraflarını ödeyemediği için hapishaneye giren Emine S. ve bu nedenle bunalıma girip intihar eden 18 yaşındaki oğlu Soner Semih S.; işten atıldıktan sonra belediyenin önüne gidip kendini yakan Ulaş Akın; çöpten alıp yedikleri salamın bozuk çıkması sonucu zehirlenen Çelik ailesi ve bu olaydan ötürü ölen baba Elvan Çelik; intiharları ya da intihar girişimleri yetkili mercilerce “ilgi çekme çabası”na indirgenen atanamayan öğretmenler; oğluna önlük alamadığı için intihar eden Cemal Can; hasta çocuğuna yardım edilmesi talebiyle Adalet Bakanlığı önünde intihar girişiminde bulunan Kenan B. ve çocuklarına bakamayan, işsizliği nedeniyle defalarca yardım talebinde bulunan ama dilekçelerine cevap alamayan, son çareyi Çocuk Bayramı’nın kutlandığı bir yerde boğazını kesmeye çalışmakta bulan Gülyemin K. gibi nicelerini hatırlatmak ve onların hikâyelerini de Emine Akçay’ın hikâyesiyle birlikte düşünmek gerekiyor.

Yoksulluk her ne kadar kadın erkek ayırmayan “çadır” bir kavram olarak görünse de, istatistiklere bakıldığında yoksulluğun kadınlar için daha yıkıcı cereyan ettiği söylenebiliyor. TÜİK 2014 verilerine göre; Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan kadınların, iş gücüne katılım oranı ya da istihdam oranı erkeklerin iş gücüne katılım ya da istihdam oranlarının yaklaşık yarısına tekabül ediyor. Okur yazar olmayan kadın nüfus oranı ise okur yazar olmayan erkek nüfus oranının neredeyse 5 katı. Aynı verilere göre, okuma yazma bildiklerinde ya da (yüksek) eğitim görebilseler bile kadınların dezavantajlı durumunda bir değişiklik olmuyor; çünkü kadınlar tüm eğitim düzeylerinde erkeklerden daha az ücret alıyorlar. Bu tablo yoksulluk üzerine yapılan diğer çalışmalarla birlikte düşünüldüğünde, özellikle taşrada, kırsal bölgelerde, gecekondu ve çöküntü mahallelerinde yaşayan kadınlar Türkiye toplumunun yoksulluktan payını en fazla alan katmanını oluşturuyor. Adaman ve Keyder’in 2006 yılında kent yoksulluğu (özellikle gecekondu ve çöküntü mahallelerine odaklanarak) yaptığı araştırmaya göre yoksulluk; şiddet, göç, yerinden edilme, etnik kimlikler (örneğin Kürt ya da Roman olmak) ile iç içe geçtiğinde kadınların toplumsal ve mekansal olarak nasıl dışlandıklarını anlayabileceğimiz en temel çerçeveyi sunuyor. Van Kadın Derneği (VAKAD), 2015 yılında Van’da 25 kadının intihara sürüklenişini de incelediği 2015 Çalışma Raporu’nda, bu konuyu şöyle özetliyor: “Kadın olmak, yoksul olmak anlamına gelmiştir. Yoksulluğun öznesi kadın olmuştur.” Uluslararası literatüre baktığımızda da “yoksulluğun kadınlaşması” (feminization of poverty) konusunun tartışılması 1978 senesine kadar geriye gidiyor.

Son yıllarda yoksulluk nedenli intiharlar gibi yoksullukla çeşitli şekillerde başa çıkma halleri de medyaya oldukça fazla yansıyor. Kadınlara ve çocuklara öncelik verilerek listelenebilecek bir seçki söyle sunulabilir:

 

  • 25 yaşındaki Yüksel Demir, 28 Mart 2011’de Diyarbakır’ın Bağlar ilçesindeki evinde bulunan av tüfeği ile kendini vurdu. 4 tane çocuğu olan Yüksel Demir’in 30 yaşındaki eşi Mehmet Demir işsizdi. Amed Kadın Meclisi, Kardelen Kadınevi, Ceren Kadın Derneği, Bağlar Kadın Kooperatifi, Diyarbakır Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezi (DİKASUM), Selis Kadın Derneği, EPİDEM Kadın Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Derneği ve Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) gibi oluşumların araştırmasına göre, medyaya çoğunlukla “annenin yoksulluk intiharı” olarak yansıyan olayın perde arkasında yoksullukla beraber erkek şiddetinin de yer aldığı belirtildi. Araştırma sonucunda, Mehmet Demir’in ilk eşi Sevinç Öztürk’ün de kendini asarak intihar ettiği ortaya çıktı.  Linkler: Hürriyet - Haber Vitrini - Yüksekova Haber - Mynet                         

 

  • Batman’da Kadın İntiharları: 1990’larda faili meçhul cinayetlerle anılan Batman, aynı dönemde Türkiye ortalamasının üç katına çıkan kadın intihar oranlarına şahitlik etti. Özellikle bu süreçte gerçekleşen kadın intiharları bu bölgede yoğunlaşıyordu. Batman’ın o dönemde OHAL bölgesi olduğu da düşünüldüğü zaman, birçok kadın intiharı OHAL süreciyle bağlantılandırılıyordu ki bu anlayışa göre OHAL süreci bittiğinde de kadın intiharları azalmıştı. Örneğin dönemin Batman Valisi Efkan Ala, “İntihar oranı 1999 ve öncesinde Türkiye ortalamasının üç katına çıkmış, sonraki yıllarda Türkiye ortalamasının altına düşmüştür.” diyor ve ekliyordu, “Batman'daki intihar vakalarının diğer illerden çok fazlaymış gibi bir imajla sunulması doğru değil.”. Ayrıca Vali Efkan Ala’nın belirttiğine göre, idare yapabileceği her şeyi yapıyordu; aile danışma merkezleri ve psikologlar da görevdeydi. Ancak, 2001 yılında bölgedeki intiharlar üzerine “Batman’da Kadınlar Ölüyor” kitabını yazmış olan gazeteci Müjgan Halis aynı fikirde değildi. İntiharların bitmediğini ve azalmadığını, bu anlamda ciddi bir çözümün ya da geliştirilmiş bir projenin geliştirilmediğini, Batman’da konuyla ilgilenebilecek bir sosyal bilimci ya da psikiyatr bulunmadığını ve dahası bulunsa dahi bu kadınlara ulaşma şansının olmadığını söylüyordu. Nitekim Batman Valiliği’nin 2006’da intihar vakaları üzerine hazırladığı bir rapor, 2001 ve 2006 yılları arasında 306 kadın ve 121 erkek olmak üzere 449 kişinin intihar teşebbüsünde bulunduğunu, 44 kadın ve 37 erkek olmak üzere toplam 83 kişinin intihar ettiğini gösteriyordu. Batman’daki kadın intiharlarına eğilen akademisyen Handan Çağlayan’a göre ise, hem bu intiharları hem de bu intiharlarla mücadele yöntemini şiddetin, zorunlu göçün ve yoksulluğun etkileriyle birlikte düşünmek gerekiyordu. Linkler: Bianet - Sabah - Radikal

 

  • Van’da Kadın İntiharları: Van Kadın Derneği’nin (VAKAD) 2015 yılı faaliyet raporuna göre, 2015’te Van’da 25 kadın intihar etti. 18 yaşındaki Nazime Salan, 22 yaşındaki Necla Nazlıcan, 23 yaşındaki İclal Tosun, 23 yaşındaki Elif Arman, 27 yaşındaki Asya Akbulut, 30 yaşındaki Zeynep Armaner, 40 yaşındaki Makbule Hazan bu kadınlardan bir kaçı… Van Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü, Van Yüzüncüyıl Üniversitesi, Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) ve Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi (YAYA-KOOP) ile birlikte intiharlarla ilgili detaylı incelemeler yapan VAKAD, ilgili raporunda kadın olmanın yoksul olmak anlamına geldiğini ve yoksul olmanın öznesinin kadın olduğunu belirtiyor. Nitekim VAKAD’ın kadın intiharları üzerine yaptığı çalışma, intihara sürüklenen kadınlardan yalnızca ikisinin ekonomik durumu orta halli olarak tanımlanabilecekken geri kalanının açlık sınırına yakın yaşadığını ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla, geniş hanede yalnız kalan, eşleri çalışmak için başka yerlere giden bu kadınlar maalesef ne okula ne de sağlığa ayırılabilecek herhangi bir paradan yoksunlar. Bununla birlikte, yoksulluğun şiddet (erkek şiddeti, fiziksel, sözel, cinsel, ekonomik ve dijital şiddet) gibi bir çok başka etmenle iç içe geçebildiğini hem bu raporda hem de adı geçen kadınların ölüm/intihar haberlerini veren gazete haberlerinde görmek mümkün. Nitekim, her yıl içinde sığınmacıların da bulunduğu yüzlerce kadın VAKAD’a şiddetten kaçma/kurtulma, ekonomik ve medikal destek gibi gerekçelerle başvuruyor. Raporda aynı zamanda, kadınların zor durumlarla başa çıkabilme mekanizmalarındaki (eğitim imkanından yararlanma, iş bulma konusunda kolaylık, vs.) yetersizliklerin de altı çiziliyor. Linkler: Birgün - Evrensel - Cumhuriyet 1 - Cumhuriyet 2 - Cumhuriyet 3Milliyet 1 - Milliyet 2 - Milliyet 3 - Milliyet 4 - Şehri Van Gazetesi

 

  • 14 yaşındaki Asleigh Bowes, 30 Ağustos 2014’te İngiltere’nin Macclesfield bölgesinde bulunan evinde  ölü bulundu. Asleigh Bowes ölmeden önce yazdığı notlarda yoksul olduğundan, anoreksiya hastalığından ve arkadaşlarının giydikleri, yedikleri ve annesinin onu motorla okula bırakması gibi pek çok neden ötürü onunla dalga geçtiklerinden bahsediyordu ve buna artık dayanamadığını söylüyordu. Linkler: Karar - Daily Mail - Manchester Evening News

 

  • 48 yaşındaki Ünzile Türkmen 2 Ocak 2016 sabahında Çanakkale’nin Ezine ilçesinde yaşadığı çadırda ölü bulundu. Ünzile Türkmen'in kaldığı çadır, bölgedeki kalacak yeri olmayan Roman vatandaşlarının barındıkları branda ve naylon kaplı çadırlardan biriydi. Ünzile Türkmen’in ölümü üzerine Romanlar, tepkilerin “Burada insanın ölmesi normal. Ocak yok, odun yok. Her yer buz kaplı. Bizlerin de, çocuklarımızın da sonu bu olacak. Yetkililer bizleri görmüyor mu? Gelsinler bir gün yaşasınlar bu çadırlarda, soğukta.” diyerek gösterdiler. Ünzile’nin -8 dereceya varan soğuk hava koşulları nedeniyle öldüğü tahmin ediliyor.  Link: Hürriyet

 

  • Trakya Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü 2. sınıf öğrencisi Dilek Özçelik, 15 Nisan 2013’te Edirne’ye gelen dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın yolunu kesti ve ilaçlarının temini için yardım istedi. Dilek Özçelik'in cebine 200-300 TL civarında para sıkıştıran bakan Dilek Özçelik’in şaşkınlığı karşısında şöyle söylüyordu: “Başka ne yapacağım? İlaçları sen kendin al. Yok, al onu al. Düşürme parayı, cebinden düşürme.” Dilenci olmadığını hatırlatarak, bakanın kendisine verdiği parayı iade eden Dilek Özçelik ise olayı şöyle özetliyordu: “Ben bakanı şans eseri gördüm. Devletin başındaki insanların orada olmalarının sebebinin tüm bireylerin ihtiyaçlarına cevap vermek olduğunu sanıyorum. Hala öyle midir bilmiyorum ama bu düşünceyle kendisinin beni dinlemesini arzu ettim. Ama ben ilaç dedikçe o para dedi.” Olayın medyaya yansıması üzerine Dilek Özçelik’in tedavi masrafları karşılandı. Linkler: NTV - Radikal - Beyaz Gazete - Hürriyet 

 

  • 26 yaşındaki S.A., 2011 senesinin Ocak ayında Antalya’daki bir alışveriş merkezinde bulunan marketten bebek maması, turşu, zeytin, sucuk ve şampuan çaldı. Avukatının beyanına göre maddi sıkıntılar yaşayan ve bebeği için mama çalmak durumunda kalan S.A., bu ürünleri markete iade etmesine rağmen 11 aylık bebeği ile birlikte cezaevine girdi. Olay sırasında yanında bulunan arkadaşı S.Y. de aynı sebepten ötürü tutuklandı. Linkler: Akşam - Samanyolu Haber - CNN Turk - Internationala

 

  • 2,5 aylık Kübra, 17 Ocak 2011’de Samsun’un Tekkeköy ilçesinde beslenme yetersizliğinden ötürü hayatını kaybetti. Kübra’nın babası Murat Bakırcı 2008’de üzerine vinç düştüğü için sakat kalmış ve sakatlığından ötürü çalışamaz hale gelmişti. Kübra’nın annesi Necla Bakırcı ise Kübra’dan önce 5,5 yaşındaki kızı Kumru’yu da kaybettiğini ve dilenerek geçindiklerini söyledi. Necla, temel besinlerden yoksun kaldıklarını, vücudunun Kübra’yı besleyecek sütü dahi üretemediğinden bahsetti. Kübra açlıktan ölmüştü, durum Necla’nın anlatımıyla şöyle özetleniyordu: “Bebeğim açlıktan, parasızlıktan öldü. 2 çocuğum daha var. Onlar da aç. Ekmek almaya paramız yok. … Mecburum dilenmesem tencerem kaynamıyor. Çocuklarım ne yiyecek? Dilenerek aldığım parayla tencere mi kaynatayım, çocuklarıma bez mi alayım, ölen kızıma mama mı alayım? … Sütüm yok. Çayla insanın sütü olur mu? İki günden beri tenceremde yemek yok. Komşularım bir tabak yemek getirecek de çocuklarım yiyecek.” Link: Milliyet

 

  • Henüz nüfusa dahi kayıt ettirilmemiş 40 günlük Ayaz bebek, 24 Aralık 2013 gecesi, Konya’nın Ereğili ilçesinde camlarından bazıları naylonla kaplı olan kerpiç bir evde zatürreden öldü. Ayaz bebeğin annesi Maviş Eşme, yazın tarım işçiliği yaparak geçimini sağlıyordu ve yazları çalıştığı tarlalarda çadırda kalıyordu. Eşi askerde olan Maviş Eşme, Ayaz’ın öldüğü kış havuç toplamak için Konya Ereğli’ye gelmişti ancak hava koşullarından ötürü havuç tarlasında çalışmak mümkün olmamıştı. Tarlada çalışamayınca kağıt ve hurda toplayıcılığı yaparak geçimini sağlayan Maviş Eşme, Ayaz’ın doğumuyla birlikte bu işi de artık yapamıyordu. Okuma yazma bilmeyen, devletten herhangi bir yardım almayan Maviş Eşme, naylonla kaplı camları olan kerpiç odasını çevreden topladığı odunlarla ısıtmaya çalışıyordu; ancak çabaları Ayaz bebeği ısıtmaya ve yaşatmaya yetmedi. Linkler: Hürriyet - Haberler

  • 1,5 yaşındaki Muharrem Taş, 1 Şubat 2014 gecesi Van’ın Yalnıca köyü Çeli mezrasındaki evlerinde rahatsızlandı. Yüksek ateş ve öksürük sorunları olan Muharrem, yolların kapalı olması gerekçesiyle hastaneye yetiştirilemedi, daha doğrusu ailenin yardım talebine karşın bu mezraya ambulans ya da araç gönderilmedi. Muharrem’in bir çuvalın içine sığabilen ve babasının sırtında taşıdığı cansız bedeni medyaya yansıdı. Muharrem’in amcası Abdurrahman Taaş’ın açıklamasına göre, bu olay tamamıyla ihmalden kaynaklanan bir ölüm: “Yeğenim rahatsızlanınca ağabeyim yardım için yetkilileri arayarak yardım istemiş. Fakat hiç kimse ilgilenmedi. Yeğenimin ölüm haberini gece yarısı aldık. Köye kadar arabayla daha sonraki yolu da yürüyerek mezraya ulaştık. Ölen yeğenimi çuvala bırakıp ailesiyle birlikte tekrar karlı yolardan geçerek önce köye, ardından da bir araçla Van’a geldik. Savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Çünkü bu ölümde herkesin suçu var. Eğer zamanında müdahale etselerdi belki yeğenim ölmeyecekti. Eğer yine bize yardım eden olsaydı hastaneye götürselerdi, orada ölseydi Allah’ın takdiri yapacak birşey yok diyecektik. Ama burada büyük bir ihmal var. Biz sorumlu olan herkesten şikayetçiyiz. Yeğenimin cenazesini bile biz o yollardan yürüyerek akrabalarla birlikte getirdik. Sorumluların cezalandırılmasını istiyoruz.” Buna rağmen, Muharrem’in ölümüyle ilgili sorumluluğu olduğu iddia edilen 112 Acil Sağlık Hizmetleri, İl Özel İdaresi, Karayolları 11’inci Bölge Müdürlüğü ve jandarma yetkilileri hakkında yapılan soruşturma bir türlü tamamlanamadı. Link: Hürriyet 

 

 

  • Suriye’deki savaştan kaçan ve Ankara’nın Dikmen vadisinde bir naylon çadırda hayatlarını sürdürmeye çalışan Sonay Said ve Hasan Said’in henüz 36 günlük kızları Ebru, 28 Ocak 2016’da -20 derece soğuk olan havada donarak öldü. Suriye’den geldikten sonra kağıt toplayıcılığı yaparak hayatını sürdürmeye çalışan aile, kağıt toplama işine getirilen düzenlemeyle bu işlerinden de oldular. Dolayısıyla, soğuk hava koşullarında yakacaklarını temin edemeden yaşamak onlar için daha da zor hale geldi. Link: Cumhuriyet

 

  • 10 aylık Aybüke, 4 Ocak 2016 sabahı İstanbul’un Fatih ilçesinde donarak öldü. Anneannesi Canan A. ve Aybüke birlikte yaşıyorlardı ve kalacak yerleri yoktu. Canan A.’nın aktardığına göre, komşularının yardımıyla geçiniyor ve bazı geceler hastanelerin acil servislerinde yatıyorlardı. Aybüke’nin donarak öldüğü sabahın arefesinde bir camide yatmışlardı. Linkler: Diken - Hürriyet - Cumhuriyet

 

  • 36 yaşındaki Cemal Can, 2002 yılında okulların açıldığı ilk gün evinin giriş kapısına kendini astı. 8 yaşında ilkokul 2. sınıfa giden bir oğlu olan Cemal Can, Samsun’da bir apartmanın kapıcılığını yapıyordu. Cemal Can, intihar etmeden önce şunları yazdı: “Ölümümden kimse sorumlu değildir. Çocuğuma kitap ve okul önlüğü alamadım. Ona iyi bakın.” Hiçbir sosyal güvenceleri bulunmadığını söyleyen eşi Şerife Can, Cemal Can’ın ölümünün nedeni olarak parasızlığı gösterdi. Linkler: Sabah - Milliyet

 

  • 48 yaşındaki Emine S., 18 yaşındaki oğlu Soner Semih S. ile 16 yaşındaki kızı Özlem S.’yi dershaneye yazdırdı; ancak şoförlük yapan kocasıyla birlikte dersaneye olan 5 bin TL borcunu ödeyemedi. Dershane yönetiminin senetlerde imzası olan Emine S.’yi mahkemeye vermesi üzerine tutuklandı. Annesinin kendisi yüzünden cezaevine girdiğini düşünen ve bu yüzden bunalıma giren Soner Semih S., 2 Nisan 2010’da Fethiye’deki evinde, tıpkı Ashleigh Bowes gibi, bu duruma daha fazla dayanamayacağını yazdığı bir not bıraktıktan sonra kendisini balkondaki demir çardağa bağladığı iple intihar etti. Link: Hürriyet

 

  • 40 yaşındaki Hacı Oruç, Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde seyyar satıcılık yaparak geçimini sağlıyordu. Eşi Edibe Oruç ve kendisinin 4 tane çocukları vardı. Eşinin aktardığına göre, 15 Ağustos 2010’tarihinde iftar vaktinde eve geldiğinde yemekte ne olduğunu sordu. Edibe Oruç’un evde yemek yapabilecek bir şey olmadığını söylemesi üzerine başka bir odada kendini asarak intihar etti. Linkler: Mynet - Milliyet

 

  • Mersin’de minibüs şoförlüğü yapan 35 yaşındaki Hüseyin Kabadayı, 9 Şubat 2015’te evinde bulunan av tüfeğiyle intihar etti. Çevresine 20 bin TL borcu olan Hüseyin Kabadayı, bu miktarı ödemek için yaptığı kredi başvurusunun reddedilmesi üzerine bunalıma girdi. Ölmeden önce yazdığı notta sevdikleri için hiçbir şey yapamadığından bahsediyor ve onlardan özür diliyordu. Link: Evrensel

 

  • Antalya’da yaşayan 32 yaşındaki inşaat işçisi Ulaş Akın, 8 Şubat 2016’da işten çıkarılması üzerine yardım istemek için Muratpaşa Belediyesi’ne gitti. Belediye Başkanı Ümit Uysal’ın toplantıda olduğu gerekçesiyle talebi reddedilince, yanında getirdiği benzini üzerine dökerek belediyenin önünde kendini yaktı. Hastaneye kaldırılan Ulaş Akın, 9 Şubat 2016’da yaşamını yitirdi. Linkler: Hürriyet - Yurt Haber

 

  • 6 çocuklu Çelik ailesi, Aksaray’da çöpten hurda toplayarak geçimlerini sağlıyorlardı, öğünlerini ise çoğunlukla çöpten buldukları yiyeceklerden hazırlıyorlardı. 20 Kasım 2006’da 14 yaşındaki Aşire Çelik ve kardeşi Kadir Çelik, çöpte açılmamış bir paket salam buldular. Ertesi sabah kahvaltıda bu salamdan yiyen 52 yaşındaki baba Elvan Çelik, 48 yaşındaki anne Raziye Çelik, 25 yaşındaki Makbule Çelik, 20 yaşındaki Serpil Çelik ve evde bulunan torunlar 2 yaşındaki Raziye ve 6 aylık Muhammed ile birlikte hastanelik oldular. Elvan Çelik hayatını kaybetti. 14 yaşındaki Aşire Çelik’in anlatımına göre olay şöyleydi: “Babam hasta olduğundan işe çıkmıyordu. Evde diğer herkes, el arabalarıyla çöplerden hurda toplarız. Kadeşim Kadir'le eve gelirken, Fatih Mahallesi'nde bir alışveriş merkezinin karşısındaki çöpte paketi açılmamış salam bulduk. Salamı aldık. Sabahları kahvaltıyı ben hazırlarım. Yine ben hazırladım. Salamı da sofraya koydum. Ben sofraya biraz geç oturdum. Ben gelene kadar salamı bitirmişler. 'Neden bana bırakmadınız' diye uzun süre ağladım. Kahvaltıdan bir süre sonra babamın midesi bulandı. Kustu. Zaman zaman çöpten çıkan yiyecekleri yerdik. Hiç böyle olmamıştı.” Link: Radikal

 

  • 80 yaşındaki Kore gazisi Muharrem Topçu, 6 Kasım 2009’da Muğla’nın Milas ilçesinde kullanılmayan bir restoranın baraka benzeri kısmında ölü bulundu. Cesedi inceleyen doktorların açıklamasına göre, Muharrem Topçu’nun ölüm nedeni soğuk ve beslenme yetersizliğiydi. Linkler: Sabah - Hürriyet

 

  • 35 yaşındaki Ender Ertekin, 2 Mart 2007 tarihinde Eskişehir’deki bir köfteci dükkanından parası olmadığını söyleyerek köfte-ekmek istedi. Para almadan isteğini yerine getiremeyeceğini söyleyen dükkan sahibini tehdit etti ve hazır bulunan köfte-ekmeklerden ikisini alarak uzaklaştı. Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından gasp suçundan 5 yıl cezaya çarptırıldı. Link: CNN Turk

 

  • Kenan B., 8 Şubat 2014’te Ankara’nın Çankaya ilçisinde bulunan Adalet Bakanlığı Ek Binası önüne geldi ve yayalar için yapılan 5 metrelik iskeleye çıkarak intihar girişiminde bulundu. Kenan B., olay yerine gelen ve kendisini indirmeye çalışan polis ve itfaiye ekiplerine, ikna olması için hasta çocuğuna yardım edilmesini ve ilaç temin edilmesini söyledi. Uzun süren ikna çabaları sonucu Kenan indirildi. Link: Milliyet 

 

  • 33 yaşındaki Gülyemin K., 23 Nisan 2013 günü Antalya’nın Manavgat ilçesinde Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarının yapıldığı alana yakın bir yerde, herkesin gözü önünde boğazına bıçak dayayarak intihara teşebbüs etti. Öncesinde defalarca kaymakamlığa başvuran ancak 250 TL yardım alabilen Gülyemin K., dilekçelerine cevap verilmediğini, işsiz olduğunu ve çocuklarına bakamadığını ve bundan ötürü bunalıma girdiğini söyledi. Gülyemin K.’nin intihar girişimi aynı zamanda bir sesini duyurma eylemi ve yetkililere yapılan bir ikaz niteliği de taşıyordu. Gülyemin K., kendisine yardım edilmemesi ve iş yerleştirilmemesi halinde bu defa kimsenin görmediği bir yerde intihar edeceğini şu şekilde ifade etti: “Eğe bir işe giremez ve aileme bakamazsam son çare canıma kıyacağım. Kimsenin olmadığı bir yerde bunu yaparım. O zaman yardım talebime ve dilekçelerime cevap vermeyenler vicdan azabıyla yaşamak zorunda kalırlar.” Linkler: Mynet - Haberler - İleri Gazetem - Akdeniz Haber

 

  • Bolu’da yaşayan, züccaciye dükkanını kapattıktan sonra emekli olan Arif Turan 6 aydır ev kirasını ödeyemiyordu. 16 Mayıs 2015’te oturduğu apartmanın önünde ev sahibinin oğluyla görüştükten sonra kafasına dayadığı tabancasını ateşleyerek intihar girişiminde bulundu ve hastaneye sevk edildi. Link: Gerçek Gündem

 

  • 34 yaşındaki Ahmet Çakmak 2001 Ekonomik Krizi’nin arefesinde Mamak’ta çiçekçilik yapmayı bırakıp kahvehane açmıştı. Dolar dalgalanmaya bırakılmadan önce 6 bin dolar borç almıştı. Ahmet Çakmak, 4 Nisan 2001 günü, dönemin başbakanı Bülent Ecevit Başbakanlık binasından çıkarken, “Sayın Başbakanım, ben bir esnafım” diye bağırıp elindeki yazar kasayı Başbakan’ın önüne fırlattı. Linkler: NTV - Haber Vitrini

 

  • Atanamayan Öğretmen İntiharları: Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa Aktaş’ın Şubat 2016’da yaptığı açıklamaya göre atanamayan öğretmen intihar vakalarının sayısı 40’ı bulmuştu. Bunun üzerine açıklama yapan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, atanamayan öğretmenlerin intiharlarının bir tür “gösterişçi intihar eylemi sendromu” kapsamında değerlendirilebileceğini söyledi. Bakan Nabi Avcı, teknik tabirini tam bilemediği bu sendromu, “Aslında niyeti olmadığı halde etrafında ilgi uyandırmak veya ilgi çekmek veya isteklerinin yerine gelmesini sağlamak amaçlı” eylemler olarak açıkladı. 2012 yılının Nisan ayında, Diyarbakır’ın İncehıdır köyünde atanmayı beklerken bunalıma giren ve kendini asan 26 yaşındaki Mustafa Kaya ve Aydın’ın Kuyucak ilçesinde 8 yıldır atanamadığı için bunalıma girip intihar eden 33 yaşındaki Alim Koç bu 40 intihar vakasından yalnızca 2’si. Bağımsız Eğitim-Sen’in 2014 yılında 2 bin 132 atanamayan öğretmenle yaptığı araştırmaya göre ise, atanamayan -özellikle atanamama süreleri 3 yıl ve üzeri olan- öğretmenlerin %35’i intihar etmeyi düşündüklerini belirten cevaplar verdiler. Linkler: T24 - Sol Haber - Hürriyet - Haberler


(1) Necmi Erdoğan (ed.) 2007, Yoksulluk Halleri: Türkiye’de Kent Yoksulluğun Toplumsal Görüntüleri, İstanbul, İletişim Yayınları, s.14.

Fotoğraflar

Fotoğrafları büyütmek için üzerlerine tıklayınız.

Yukarıdan aşağıya sırayla: a) Emine Akçay'ın evi, 2012 b) Emine Akçay c) Emine Akçay'ın köyündeki mezarı d) Nişan fotoğrafı e) Düğün fotoğrafı f) Akçay'ın evi, 2016

İnfografik

Yüksek çözünürlüklü versiyon için tıklayınız.

Yükleniyor...

Medya Okuması

 

Türkiye'nin en yakıcı sorunlarının başında geliyor olmasına karşın, yoksulluk ve yarattığı yoksunluk halleri ana akım medyada kendine yer bulamıyor. Yoksulluğun yarattığı toplumsal yıkım başlı başına bir haber konusu iken 'yoksullar' ancak üçüncü sayfanın, yani adli olayların konusu olursa gazetelerde ve haberlerde kendine yer bulabiliyor. Bu, büyük şirket ve holdinglerin uzantısı olarak çalışan medya kuruluşlarının bilinçli bir tercihi.

Bugüne kadar yoksulluk ve ana akım medyada temsili üzerine yapılan araştırmalarda, ana akım medyada yoksul, yoksun bırakılmış insanlar yok sayılıp gözlerden saklanıyor, tespitine sık sık rastlamak mümkün. Ana akım medyada yapılan yoksulluk haberlerinde, yoksulluğun sosyo-ekonomik temelleri ve eşitsizliğin nedenleri kamufle edilirken, yoksul insanların ötekileştirilip marjinalleştirildiği görülür [1]. Yoksul bırakılmış insanlar suçun ve şiddetin kaynağı olarak gösterilir ya da sorun bireyselleştirilerek dramatize edilir. Yoksulluk haberlerinde dikkat çeken bir başka ortak yan ise 'devlet' ya da kurumlarının 'şefkati'dir. Yoksul kişinin yol açtığı öne sürülen yıkımı, yoksulluğun ‘gizlenen sorumlusu’ devletin ortadan kaldırdığı mesajı verilir. Bu yanıyla yoksulluğun suçu da yoksula yıkılır.

Dosya konumuz olan Emine Akçay'ın yaşamına son vermesine ilişkin yapılan haberlerde de dikkat çeken ortak yön, konunun dramatik bir şekilde sunulmuş olmasıdır. Haber metinlerinde Emine Akçay'ın içinde bulunduğu ekonomik yetersizlikler ya da sosyal devlet olgusu sorgulanmak yerine Akçay'ın eşi Hüseyin Akçay'ın suçlu olarak işaret edildiği görülmüştür [2]. Emine Akçay'ın yaşamına son vermesinin ardından çocuklarına “devletin sahip çıktığı” da haberlerde yer alan ortak mesajlardandır.

Yoksulluğun Pornografisi

Diğer yandan yoksulluk pornografik bir seyir malzemesi haline getirilerek, görece daha iyi durumda olan 'orta sınıf' için 'şükür' öznesi haline getirilir. Medya yoksulluk konusunda da ‘yoksul olmayanlar için’ rıza üretir. Yoksulluk bir taraftan yok sayılsa da diğer taraftan görselleştirilmekte ve böylelikle de seyir malzemesi haline getirilmektedir [3]. Özellikle görsel medyanın yoksulu ve yoksulluğu sunuş biçimi dikkat çekicidir. Akademisyen Necmi Erdoğan, “Ağır Çekim Yoksulluk” adlı çalışmasında, yoksullara yardım konulu televizyon programlarında ağır çekime konu olan yoksulluk halleri ile pornografik temsiller arasındaki benzerliklerin altını çizer. Örneğin, ikisinde de odakta beden vardır; birinde yoksulluğun çıplak ayakları, diğerinde kadının çıplak göğüsleri. Birinde yoksulun gözyaşı, diğerinde ise meni ağır çekime konu olur. İkisinde de beklentiler ve tatmin edilmesi beklenen arzular vardır: vicdan ya da cinsel dürtüler [4].

Erdoğan, 'yoksulluğun pornografisi'nin ana karakterinin de kadınlar olduğunun altını çizer,

Yoksul gösterimleri ile porno filmler arasında birçok paralellik kurulabilir. Her şeyden önce, her ikisi de müstehcen bir bakışı, seyri içerir ve her ikisinin de nesnesi bedendir. (...) Biri sizi cinsel olarak uyarmak için vardır; diğeri vicdanınızı harekete geçirmek için. (...) Her ikisinde de yakın ve ağır çekime sık sık başvurulur. Biri cinsel organları mercek altına yatırır; diğeri sakat ayağı veya solgun ve üzgün yüzleri. (...) Tüm bunlar düşünüldüğünde, yoksullar kadınlardır; cinsiyet olarak değilse bile, sembolik olarak.” [5]

Emine Akçay’ın yaşamına son vermesi de ana akım medyada üçüncü sayfa haberi çerçevesinde ele alınmıştır. Dosya için gazetelerin internet siteleri üzerinde yaptığımız taramada Akçay’ın intiharının neredeyse ‘yok sayıldığı’nı gördük. Haberlerde intihara sürükleyen yoksulluğun nedeni olarak ‘paraları Bulgar çeteye kaptıran’ [6], ‘şiddet uygulayan’ eş işaret edilirken, sosyal adaletsizliği ortadan kaldırması gereken devlet ‘şefkat eli’ olarak kodlanmıştır.

Emine Akçay’ın yaşamına son vermesine ilişkin online haber ve videolara arama motoru üzerinden “Emine Akçay”, “ Emine Akçay intihar”, “yoksulluk ve intihar” sorguları yapılarak ulaşıldı. Yapılan taramalar sonucu ulaşılan az sayıda haberin büyük kısmının da haberi tek bir ajans haberine dayandırdığı görüldü. Gazeteler olay yerine muhabir göndermek, 26 yaşındaki iki çocuk annesi bir kadının hayatına neden son verdiğini anlamak için çaba sarf etmemişti. Yani gazeteler için genç bir kadının yoksulluk nedeniyle yaşamına son vermesi vaka-ı adiyeden sayıldı. Konu hakkında Google aramalarından ulaştığımız iki özel haberden biri Habertürk biri de Evrensel gazetesinde yayınlanmış. Vatan gazetesi ise olayı DHA’nın geçtiği bilgilerle haberin dramatik yönünü öne çıkararak yeni bir metin ile okuyucularına duyurmuş.

İlerleyen yıllarda ise Emine Akçay’ın eşi Hüseyin Akçay’ın yargılanması ve Hüseyin Akçay hakkında ‘Bulgar çetelere para kaptırdı” iddialı iki haber dışında habere rastlanmadı.

Emine Akçay’ın yaşamına son vermesi üzerinden yapılan haberlerde intiharın dram yanı öne çıkarılmış. Haber metinleri ve fotoğrafları ağırlıklı olarak DHA kaynaklı iken, başlık seçimlerinde acziyet ve dram vurguları kendine yer bulmuştur. Vatan gazetesi Emine Akçay’ın yaşamına son vermesini “Yürek dayanmaz” [7],  Hürriyet,  "Çocukları  üşümesin diye saç kurutma makinesini çalıştırdı, yan odaya geçti ve…” [8] başlığı ile, Cumhuriyet gazetesi “Çocuklarını ısıtamadı, intihar etti!” [9] başlığı ile aktarmışlar. İntiharın sebebini yoksulluğa bağlayan Milliyet gazetesi ise haberi okuyucularına “Ölüme götüren yoksulluk” [10] başlığı ile duyurmuş. Evrensel gazetesi özel haberini Türkiye’deki yoksulluk olgusu ile birleştirerek, “Bu çaresizlik hangi istatistiğe sığar?” [11]  başlığı ile yayımlamış.  Haber spotlarında hikayeleştirme yöntemi kullanılmış;

Eşi bir yıldır işsizdi Emine Akçay’ın... 8 aydır kirasını ödeyemediği evde iki çocuğunun ısınması için zar zor odun buldu. Odunlar ıslaktı yanmadı. Saç kurutma makinesini taktı fişe ısınsınlar diye... Sonra da yatak odasına girdi... Çocuklarının onu son görüşleri oldu…”

Emine Akçay’ın intiharı ‘ıslak olduğu için yanmayan odunlar’ ve çocuğun eline ısınması için verilen ‘saç kurutma makinesi’ üzerinden yazılan hikayelerle akıllara kazındı. Halbuki odunların ıslak olduğu iddiası da, saç kurutma makinesi iddiasının tek dayanağı henüz 6 yaşındaki, annesini kaybetmiş çocuğun anlattıkları idi. Haberlerde genç bir kadının iki çocuğunu bırakıp yaşamına son vermesi acıklı bir hikaye olarak dillenirken, Emine Akçay’a o güne kadar ulaşması gereken sosyal yardımların neden ulaşmadığı, yoksulluğun nasıl gizlenebildiği, yeni doğum yapmış bir kadının neden takip edilmediği sorularına yanıt aranmadı. Aksine Emine Akçay’ın ölümünün haberleştirilmesinin ardından yetkililerin devreye girmesi “Devlet sahip çıkacak” ara başlıkları ile sunuldu.

Emine Akçay’ın ölümünün ardından yapılan devam haberlerinde ise Hüseyin Akçay’ın yargılandığı davanın sonucunun verildiği, konunun siyasilerin konuşmaları üzerinden verildiği görüldü [12].

 

[1] http://www.sosyolojidernegi.org.tr/dergi/izlec.php?dergi=1&id=3

[2]http://www.milliyet.com.tr/-bulgar-kadinlara-para-kaptirdi-/gundem/gundemdetay/17.03.2012/1516595/default.htm  ve  http://www.haberturk.com/yasam/haber/725342-intiharin-arkasindan-siddet-iddiasi

[3] Seyhan Aksoy, Yoksulluğun Türkiye Yazılı Basınında Sunumu http://journal.yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2012/08/05_seyhan_aksoy.pdf

[4] https://eksisozluk.com/yoksullugun-pornografisi--1150747

[5] http://bianet.org/biamag/diger/129307-orta-sinifin-soysuz-merhameti-ve-yoksullugun-pornografisi

[6] http://www.milliyet.com.tr/-bulgar-kadinlara-para-kaptirdi-/gundem/gundemdetay/17.03.2012/1516595/default.htm

[7] http://www.gazetevatan.com/yurek-dayanmaz-437088-gundem/

[8] http://www.hurriyet.com.tr/cocuklari-usumesin-diye-sac-kurutma-makinesini-calistirdi-yan-odaya-gecti-ve-20132171

[9] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/diger/327614/Cocuklarini_isitamadi__intihar_etti_.html

[10] http://www.milliyet.com.tr/olume-goturen-yoksulluk/gundem/gundemdetay/16.03.2012/1515946/default.htm

[11] http://www.evrensel.net/haber/25176/bu-caresizlik-hangi-istatistige-sigar

[12] http://www.radikal.com.tr/politika/sakin-evlatlarimizi-suriye-topraklarina-da-dusurmeyin-1081994/ ve http://www.radikal.com.tr/politika/kilicdaroglu-magdurum-da-magdurum-1170788/

 

 

 

 

Kültür-Sanat İçeriği

 

Kitap: Gece Sesleri

Yazar: Latife Tekin

 

Latife Tekin’in çok tartışılan romanı olan Gece Dersleri devrimi, yoksulluğu, yeraltını, parçalanmışlığı, kadınlığı ele alıyor. Politik örgüt içerisinde birey olarak kendisini bulmaya çalışan Gülfidan’ın git gide kendi içine dönen ve adeta bir sayıklamaya dönüşen hikâyesini anlatıyor. Devrimci çevrenin ruhunda açtığı gedikten kurtulmaya çabalayan, çabaladıkça dibe savrulan taze bir ruhun izini sürüyor. Zengin bir teknikle ve sarsıcı bir üslupla ilerleyen romanı, en iyi kahramanın ağzından dökülen cümle özetliyor: “Ah hayatım, hiç benim olmadın.”

 

Kitap: Cemile

Yazar: Orhan Kemal

 

Bir aşk öyküsü olan Cemile, yoksul kesimlerin ayakta kalma çabasını, direnişlerini de dile getiriyor. Boşnak kızı işçi Cemile ile dar gelirli Kâtip Necati arasındaki saf aşkı anlatan Orhan Kemal, arka planda yaşanan yoksulluğa, düşmanlığa, ilkesizliğe karşın dayanışma ve dostluğun gücünü vurguluyor.

 

Kitap: Irazca’nın Dirliği

Yazar: Fakir Baykurt

Irazca şu dünyaya geldi geleli gün yüzü görmemiştir. Dertli mi dertli bir kadındır; üstelik genç yaşta dul kaldığından kadınlığını da bilememiştir. Geçimdi, çocuktu, sonra torundu derken sırtı doğru düzgün yumuşak bir yatağa değmemiştir. Yetmezmiş gibi, köyün muhtarı Cımbıldak Hüsnü ile Haceli’yi ev yeri yüzünden düşman beller kendine. Ev işi halloldu, sular duruldu derken, anlar ki, su uyurmuş ama düşman uyumazmış. Bu sefer torunu Ahmet’e kötülük eder düşmanlar; oğlu Bayram ölümlerden döner. Yitirir bir bir dayanaklarını... ve zavallı Irazca’nın ne dirliği kalır ne düzeni. Fakir Baykurt, Karataş köyü ve insanlarını anlattığı ve Yılanların Öcü’yle başlayan üçlemesinin bu ikinci kitabında, "Yoksulluğun gözü kör olsun" dedirtiyor okura. Gücün parayla ölçüldüğü bir dünyada ve işlerin kayırmayla, rüşvetle görüldüğü bir ortamda köylü olmanın, yoksul olmanın ne anlama geldiğini dile getirirken, insanlığın bu acınası haline sanki bir ağıt yakıyor.


Kitap: Parasız Yatılı

Yazar: Füruzan

 

Füruzan’ın Parasız Yatılı’daki kahramanları da zengin akrabaların yanına sığınmış insanlar, fakir düşmüş asilzadeler, el kapılarından medet uman hizmetçiler, beslemeler, çocuklarıyla hayatta kalmaya çalışan anneler, büyük şehirde tutunmaya çalışan insanlar, kimsenin istemediği çocuklar yani hep o ‘fakir fukaradır’.

 

Kitap: Sarı Sıcak 

Yazar: Yaşar Kemal

 

Yaşar Kemal’in bu eserinde anlattığı öykülerin büyük kısmı Çukurova’da geçmektedir. Yazar bu öykülerde Anadolu insanının açlık, pislik, hastalık, sefalet ve çevre koşulları içinde verdiği yaşam mücadelesini konu alır.

 

Kitap: Hüyükteki Nar Ağacı 

Yazar: Yaşar Kemal

 

Yaşar Kemal'in "doğa-insan ilişkilerini en iyi anlamda verdiğim yapıtlarımdan biri" dediği Hüyükteki Nar Ağacı, traktörün tarıma girmesiyle birlikte işsiz kalan yarıcılar ve mevsimlik işçilerin dramını konu alıyor. Kapitalizmin Çukurova'ya düşen büyük gölgesi, her satırla görünür kılıyor. 

 

Kitap: Önce Ekmek 

Yazar: Orhan Kemal

 

Kitaptaki 17 öykünün sekizinin baş kahramanı çocuklar. Kitapta yedi hikâye (Önce Ekmek, Bir Çocuk, Üçüncü, Tarzan, Coni, İncir Çekirdeği, Elli Kuruş), kitap isminin yaptığı çağrışımlara uygun olarak yoksulluk, yoksulluktan kurtulma ümit ve çabaları temasına dayanır.

 

Kitap/Film: Zıkkımın Kökü

Yazar: Muzaffer İzgü

Yönetmen: Memduh Ün

 

Zıkkımın Kökü, Muzaffer İzgü'nün Adana'daki bir gecekondu mahallesinde geçen çocukluğunu anlatan romanıdır. Yer yer mizah, yer yer dram ögeleri yer almaktadır. Kitapta yazar, yoksulluk içinde geçen çocukluk ve gençlik dönemini anlatmaktadır.

 

Film: Canım Kardeşim 

Yönetmen: Ertem Eğilmez

 

Türkiye’nin yokluk yılları… Fakirlik, çaresizlik, mahallede televizyon gelen evler… Kara borsalar içinde kıvranan, yoksulluğa tuş olmak üzere olan toplumumuz kendini izlemek istemiyor perdede. Bundan dolayıdır ki, (Ertem Eğilmez’in ifadesine göre) dönemin en az izlenen filmleri arasında yer almış.

 

Film: Umut 

Yönetmen: Yılmaz Güney

 

Siyah-beyaz olarak çekilen filmde, faytonculuk yaparak yaşamını kazanmaya çalışan Cabbar'ın ve ailesinin içine düştüğü çıkmazlar kurtulmaya çalışması anlatılır. Atı bir arabanın çarpması sonucu ölen Cabbar, ailesini geçindirmek için emeğiyle çalışarak para kazanamayacağını düşünerek, kestirme bir yol aramaya başlar. Aldığı Milli Piyango biletine de ikramiye çıkmayınca, bu kez defineci olmaya karar verir.

 

Film: Serçelerin Şarkısı 

Yönetmen: Macid Macidi

 

Film’de İran kırsalında yaşayan yoksul bir ailenin sıradan hayatının günlük detaylarını anlatılıyor.  Hikayede bir devekuşu çiftliğinde çalışan Kerim çiftlikten bir devekuşunun kaçmasına sebep olur ve bu yüzden işini kaybeder. Kerim günlerce kaçan devekuşunu arar ancak bulamaz sonunda ailesi ve çocukları için hayatta kalmanın yollarını bulmak zorundadır. Kerim’in mücadelesinde soluk soluğa kalışları, hayatta tutunma mücadelesi, bahtsızlıklar ve çocukların yoksulluk içinde yine de yüz güldüren halleri filmde iç içe geçiyor.

 

Film: Cennetin Çocukları

Yönetmen: Macid Macidi

 

Cennetin Çocukları yoksul bir ailenin çocukları olan Ali ve Zehra isimli iki küçük kardeşin öyküsünü anlatıyor. Kız kardeşinin ayakkabılarını tamirciden getirirken kaybeden Ali, kendi ayakkabısını onunla ortak kullanmak zorundadır. Çünkü babalarının öfkesinden çekindikleri için durumu ona anlatamazlar, zaten anlatsalar da babaları yeni bir çift ayakkabı alamayacak kadar yoksuldur. İki kardeş ayakkabılarını değişerek giymek zorunda kalırlar. Zehra, dersten erken çıkar. Ali ile bir sokak arasında ayakkabılarını değişirler. Ali koşarak gittiği halde hep derse geç kalır ve azar işitir. Bir gün üçüncülük ödülü spor ayakkabı olan yarışmaya girmeye karar verir. Amacı üçüncü olup kazandığı ödülü Zehra'ya vermektir. Ayarlamaya çalışsa da birinci olur ama ayakkabıyı alamadığı için çok üzülür.

 

Filmler: Gelin, Düğün, Diyet 

Yönetmen: Ömer Lütfi Akad

 

Gelin: Ömer Lütfi Akad'ın, Türkiye'de göç sorununu ele aldığı ünlü Gelin-Düğün-Diyet üçlemesinin ilk filmi. Filmde, daha iyi yaşam koşulları için Anadolu'dan İstanbul'a gelen kalabalık bir ailenin, bu büyük kentin yaşam pratiği karşısında eski değerlerini yitirip çözülmesi anlatılır.

Düğün: Şanlıurfa'dan İstanbul'a göç eden bir ailenin hikâyesinin anlatıldığı filmde, göç ve başlık parası konuları işlenmiştir.Ailenin erkekleri köyden getirdikleri gelenekleri devam ettirmekte ve kızlarını büyük başlık aparaları karşılığında ilk isteyene vermekte, böylece ekonomik durumlarını da biraz güçlendiriyorlardı.Fakat ailenin kızlarından Zelha bu tutuma karşı çıkar.Zelha, başlık parası karşılığı ile bir anlamda satılan kardeşlerini düğün günü istemedikleri bu durumdan kurtarıyor.Ailenin erkekleri de karşısına alan ve direnişlerine rağmen kendini ve kardeşini kurtarıyor.

Diyet: Lütfi Akad, ünlü üçlemesinin ilk filmi olan Gelin'de göç sorununu, ikinci film olan Düğün'de, göç edenlerin büyük kentte tutunma çabalarını ele alırken, üçüncü ve son film olan Diyet'te ise göç edenleri bir fabrika ve çevresinde işçi-işveren ilişkilerine de yer vererek anlatıyor.

 

Masal: Keloğlan ve İki Padişah 

Derleyen: Tahir Alangu

 

Zamanında bir öksüz kimsesiz Keloğlan varmış.Nerede akşam orada sabah, katıksız yavan, bulunca yer, bulmayınca sırt üstü yatar, yıldızları seyredermiş. Gök yüzünde ne var ne yok, Demirkazık hangisi, ülker terazi hangisi, akrep nerede,kürsü ne yönde hepsini arar bulurmuş. Ana yok baba yok sırtına bir yama vuran, eline bir dilim ekmek veren de yokmuş.

Keloğlan padişahın kızına talip olmuş ama padişah onu hor görür ve mapusa yollamış. Ancak Hint padişahı ordularını gönderip de savaş kapıya dayanınca padişahın imdadına dünyada bir garip başı ile bir yırtık peşi olan, başında poşusu, kimseden de korkusu olmayan Keloğlan yetişmiş. Keloğlan padişahı kurtarmış kurtarmasına da ancak şunu da söylemiş: “Pek iyi, pek has. Siz sorun, biz söyleyelim. Siz şaşakalın, biz arayıp bulalım. Ama siz yine pufla döşeklerde yatın, biz zindan köşelerinde ömür çürütelim. Siz yağlıdan ballıdan, biz de kuru ekmekli acı suludan”

 

Masal: Kibritçi Kız

Derleyen: Hans Christian Andersen

 

Yılın son günü kibrit satmaya çıkmış bir kız çocuğunun acıklı masalı.

Küçük Kibritçi kız yolda ayağına büyük gelen terliklerini de kaybetmişti. Gün boyu hiç kimse bir tanecik bile kibrit satın almamış, kimse beş kuruş vermemişti ona. Zavallı küçük kız, karnı acıkmış, soğuktan donmuş halde karların içinde yürüyordu. Biri hafifçe sokağa doğru taşmış iki evin arasındaki bir köşeye büzülüp oturdu. Küçük ayaklarını altına toplayarak oturmuştu, ama yine de gittikçe daha çok üşüyordu. Buna rağmen eve gitmeye cesaret edemiyordu, çünkü bir tane olsun kibrit satamamış, beş kuruş bile kazanamamıştı. Bu yüzden babasından dayak yiyeceği kesindi, hem zaten ev de burası kadar soğuktu….Sonunda dayanamadı, bir tane kibrit aldı. Duvara sürttü, bir kıvılcımla yandı kibrit! Ne de güzel yanmıştı. Kibrit aleviyle küçük kız düşlere daldı.

Sabahın erken saatlerinde sokaktan geçenler küçük kızı bir evin köşesinde otururken gördüler. Al al olmuş yanakları ve dudaklarında bir gülümsemeyle, yılın son gecesinde donarak ölmüştü. Yeni yılın ilk sabahı, onun küçük bedeni üzerine doğdu; hemen hemen hepsi yanmış bir tomar kibritle orada öylece oturuyordu zavallıcık. “Isınmak istemiş!” dedi herkes. Ama onun ne güzel şeyler gördüğünü, kibrit alevinde ne düşler gördüğünü kimseler bilemezlerdi ki.

 

Hikaye: Salman Bey

Aktaran: Pertev Naili Boratav

 

Salman Bey oldukça fakir bir alimdir, günlerden bir gün padişah hastalanır ve bilinir ki dermanını Salman Bey bulabilir. Fakir alimi padişah çağırır, ancak alim gelemez. Padişahta duruma çok sinirlenir Salman Bey’i cellatları ile yaka paça getirtir. Huzuruna çıkan Salman Bey’e sorar padişah “padişah emrine itaatin yok mudur senin?” Salman Bey’in cevabı ise oldukça anlamlıdır:  “Emre itaatim varsa da ayağıma giyecek çarığım yoktu”.

 

Tiyatro: Sırça Kümes

Yazan: Tennessee Williams

Çeviren: Can Yücel

Yöneten: Jason Hale

 

Tennessee Williams’ın yarı biyografik oyunu “Sırça Kümes”, Büyük Buhran Dönemi’nde Amerika’da geçer. Oyunda, 1937’de St. Lois’de yaşayan parçalanmış bir ailenin yoksulluğa karşı verdiği hayatta kalma çabası anlatılır.

 

Albüm: Garipler 

Sanatçı: Müslüm Gürses
 

1999 tarihli Müslüm Gürses albümü

Garipler

Hor görülenlerin tanrım isyanıdır bu
Sevip sevilmeyenlerin isyanıdır bu
Düzensiz dünyanın günahıdır bu
Yakarsa dünyayı garipler yakar
Yakarsa dünyayı garipler yakar

İsyan ede ede olduk günahkar
Mutluluk bizlere uzaktan bakar
Tanrım bu dünyayı başka kim yakar
Yakarsa dünyayı garipler yakar

Dertleri içine içine sığmayan onlar
Hayatta umudu kalmayan onlar
Sürüne sürüne yaşayan onlar
Yakarsa dünyayı garipler yakar

 

Kitap: Hayta

Yazar: Angeliki Darlasi

Hayta, Latin Amerika'dan yoksulluğa karşı bir örgütlenme hikayesi:

"Yoksulluk yalnızca yiyecek ve barınak eksikliği değildir. Yoksulluk 'hiç kimse' olma duygusudur, kimlik eksikliğidir."

  

Karikatür: Yiğit Özgür

Referanslar

Adaman, Fikret ve Çağlar Keyder. 2006. Türkiye’de Büyük Kentlerin Gecekondu ve Çöküntü Mahallelerinde Yaşanan Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma. Web. http://ec.europa.eu/employment_social/social_inclusion/docs/2006/study_turkey_tr.pdf

 

Aksan, Gamze. 2015. Yoksulluk ve Dayanışma Ağları. İstanbul, Çizgi.

 

Aksoy, Serhan. 2010. Yoksulluğun Türkiye Yazılı Basınında Sunumu. Journal of Yaşar University, ss. 3221-3236.

http://dergipark.ulakbim.gov.tr/jyasar/article/view/5000066110/5000061616

 

Bora, Aksu. 2005. Kadınların Sınıfı. İstanbul, İletişim Yayınları.

 

Bora, Aksu. 2007. Kadınlar ve Hane: “Olmayanın Nesini İdare Edeceksin?”, Necmi Erdoğan (ed.), Yoksulluk Halleri: Türkiye’de Kent Yoksulluğun Toplumsal Görüntüleri,  İstanbul, İletişim Yayınları, ss. 97-102.

 

Buğra, Ayşe. 2005. Yoksulluk ve Sosyal Haklar. STGM Danışma Raporu.

http://www.spf.boun.edu.tr/docs/STGP_Bugra.pdf (erişim 3 Mart 2016)

 

Buğra, Ayşe. 2008. Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika. İstanbul, İletişim Yayınları.

 

Buğra, Ayşe. 2015. Yoksulların Vatandaşlığı. Bianet, Web, 4 Ocak 2015.

http://bianet.org/bianet/toplum/161266-yoksullarin-vatandasligi (erişim 3 Mart 2016)

 

Doğan, Adem. 2015. Yoksulluk ve Medya: Yoksulların Bakış Açısından Yoksulluğun Medyada Temsili. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt 8, Sayı 38, ss. 887-898.

http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt8/sayi38pdf/6iksisat_kamu_isletme/dogan_adem.pdf

 

Işık, Oğuz ve M. Melih Pınarcıoğlu. 2009. Nöbetleşe Yoksulluk: Gecekondulaşma ve Kent Yoksulluğu: Sultanbeyli Örneği. İstanbul, İletişim Yayınları.

 

Erdoğan, Necmi (ed.). 2007. Yoksulluk Halleri: Türkiye’de Kent Yoksulluğun Toplumsal Görüntüleri. İstanbul, İletişim Yayınları.

 

Erdoğan, Necmi. 2007. Yok-sanma: Yoksulluk-Maduniyet ve “Fark Yaraları”, Necmi Erdoğan (ed.), Yoksulluk Halleri: Türkiye’de Kent Yoksulluğun Toplumsal Görüntüleri,  İstanbul, İletişim Yayınları, ss. 47-96.

 

Erdoğan, Necmi. Kapıcının Kızı. BirGün Gazetesi, 17 Eylül 2010.

https://istifhane.files.wordpress.com/2012/09/sinif-karsilasmalari.pdf

 

Ergüneş, Nuray. Yoksulluğun Merkezinde Kadınlar. Sendika.org, Web, 1 Mart 2013.

 

Freire, Paulo. 2010 (7.baskı). Ezilenlerin Pedagojisi. İstanbul, Ayrıntı Yayınları. 

 

Gökalp, Emre; Hakan Ergül ve İncilay Cangöz. 2010. Türkiye’de Yoksulluğun ve Yoksulların Ana Akım Basında Temsili. Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, Cilt 13, Sayı 1, ss. 145-182.

http://www.sosyolojidernegi.org.tr/dergi/izlec.php?dergi=1&id=3

 

Güneş, Fatime. (Tarih yok). Göç, Yoksulluk ve Sosyal Politika. Web. http://www.iav.org.tr/yonetim/dosya/seminer/adanagoc3.pdf

 

Güneş, Fatime. 2009. Kentsel Yoksulluk/Dışlanma, Göç ve İstihdam: Eskişehir’de Belediyeden Yardım Alan Haneler. Sosyal Araştırmalar Dergisi, Selçuk Üniversitesi İİBF Dergisi, Cilt 9, Sayı 18, ss. 449-470.

 

Güneş, Fatime. 2011. Farklı Emek Kategorileri Açısından Kadın Yoksulluğu. Çalışma ve Toplum, Cilt 2, Sayı 29, ss. 217-248.

http://calismatoplum.org/sayi29/gunes.pdf

 

Halis, Müjgan. 2001. Batman’da Kadınlar Ölüyor. İstanbul, Metis Yayınları.

 

İçli, Gönül. 2009. Çalışan Yoksullar: Denizli Örneğinde Uygulamalı Bir Araştırma. VI. Ulusal Sosyoloji Kongresi.

http://www.sosyolojidernegi.org.tr/kutuphane/icerik/icli_gonul.pdf     

 

Kapusuz Kütküt, Hatice. 2013. Halk Anlatısında Yoksulluk. Ekmek ve Özgürlük, Sayı 17 ve Radikal Blog.

http://blog.radikal.com.tr/kultur-ve-sanat/halk-anlatisinda-yoksulluk-42388

 

Karadağ Çaman, Özge ve Nesrin Çilingiroğlu. 2009. Ekonomik Krizler ve Sağlığa Etkisi. Toplum Hekimliği Bülteni, Cilt 28, Sayı 2, ss. 1-11.

http://www.thb.hacettepe.edu.tr/arsiv/2009/sayi_2/baslik1.pdf

 

Kardam, Filiz ve İlknur Yüksel. 2004. Kadınların Yoksulluğu Yaşama Biçimleri: Yapabilirlik ve Yapabilirlikten Yoksunluk. Nüfusbilim Dergisi, sayı 26, ss. 45-72.

http://www.hips.hacettepe.edu.tr/nbd_cilt26/kardam_yuksel.pdf

 

Kaygalak, Sevilay. 2001. Yeni Kentsel Yoksulluk, Göç ve Yoksulluğun Mekansal Yoğunlaşması: Mersin/Demirtaş Mahallesi Örneği. Praksis, Sayı 2001/2, ss. 124-172.

http://www.praksis.org/wp-content/uploads/2011/07/002-Kaygalak.pdf (erişim 3 Mart 2016)

 

Özcan, Hatice; Evren Koç Kırdaş ve Taylan Koç. 2012. Yoksulluk Sorununu Görmeyen Bir Kalkınma Modeli Olarak Yönetişimci Kalkınma: Adana Örneği. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt 67, Sayı 4, ss. 89-124.

http://www.politics.ankara.edu.tr/dergi/pdf/67/4/4.-Hatice-OZKAN--Taylan-KOC--Evren-KOC-KIRDAS.pdf

 

Öztürk, Emrah. 2013. 2000 Sonrası Türk Sinemasında Yoksulluk. Ankara Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü, Yüksek Lisans Tezi.

http://acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/25198/Binder1.pdf?show

 

Özuğurlu, Aynur. 2006. Yoksulluk Araştırmalarına Eleştirel Bir Bakış, Mülkiye Dergisi, 250, 53-66.

http://mulkiyedergi.org/article/view/5000008444

 

Özdek, Yasemin (ed.). 2002. Yoksulluk, Şiddet ve İnsan Hakları. TODAİE Yayın No: 311, Ankara, TODAİE Yayınları.

 

Öztürk, Mustafa, ve Başak Işıl Çetin. 2009.  Dünyada ve Türkiye’de Yoksulluk ve Kadınlar. Journal of Yaşar University, Cilt 3, Sayı 11, ss. 2661-2698.

http://journal.yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2012/08/09-OZTURK-CETIN.pdf

 

Pearce, Diana. 1978. The Feminization of Powerty. The Urban & Social Change Review: Special Issue on Women and Work, Cilt 11, Sayı 1 ve 2, ss. 26-28.   

http://www.naswdc.org/feminizationofpoverty/presentations/pearce/Pearce_The%20Feminization%20of%20Poverty_1978%20original%20article.pdf

 

Sallan Gül, Songül. 2005. Türkiye’de Yoksulluğun Kadınsılaşması. Amme İdaresi Sergisi, Cilt 38, Sayı 1, ss. 25-45.

http://www.todaie.edu.tr/resimler/ekler/88a3a7b0cb6533b_ek.pdf?dergi=Amme%20Idaresi%20Dergisi (erişim 3 Mart 2016)

 

Semerci, Pınar Uyan (der.). 2010. İnsan Hakları İhlali Olarak Yoksulluk. İstanbul, Bilgi Üniversitesi Yayınları.

 

Spivak, Gayatri Chakravorty. 2016. Madun Konuşabilir mi? İstanbul: Dipnot. (Orijinali için bkz. Spivak, Gayatri Chakravorty. 1985. Can the Subaltern Speak? Speculations on Widow-Sacrifice. Wedge, Winter/Spring, ss. 120-130.

 

Şener, Ülker. 2009. Kadın Yoksulluğu. TEPAV Değerlendirme Notu, Eylül 2009.

http://www.tepav.org.tr/upload/files/1271312994r5658.Kadin_Yoksullugu.pdf

 

Şenses, Fikret. 2014. Küreselleşmenin Öteki Yüzü Yoksulluk: Kavramlar, Nedenler, Politikalar ve Temel Eğilimler. İstanbul, İletişim Yayınları.

 

Topçuoğlu, Abdullah; Duygu Alptekin ve Gamze Aksan. 2014. Yoksulluk ve Kadın. İstanbul, Ayrıntı Yayınları.

 

Topgül, Seda. 2013. Türkiye’de Yoksulluk ve Yoksulluğun Kadınlaşması. C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 14, Sayı 1, ss. 277-296.

http://iibfdergi.cumhuriyet.edu.tr/archive/trkiyedeyoksullukveyoksulluunkadnlamas.pdf

 

Türk Sosyal Bilimler Derneği. 2002. Kentleşme Göç ve Yoksulluk (7. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi). Ankara, İmaj.

 

Türkyılmaz, Süheyla. 2004. The Experiences of Two Generations of Women in Poverty: A Case Study in Çandarlı, Altındağ in Ankara (İki Nesil Kadınların Yoksulluk Deneyimi: Ankara, Altındağ, Çandarlı’da bir Durum Çalışması), METU/ODTÜ Sosyoloji, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

https://etd.lib.metu.edu.tr/upload/12605273/index.pdf

 

Ulaş, Halis. Ekonomik Kriz ve Ruh Sağlığı. Türkiye Psikiyatri Derneği Basın Bülteni, Web.

http://www.psikiyatri.org.tr/news.aspx?notice=418 (erişim 14 Mart 20169         

 

Ünlütürk Ulutaş, Çağla. 2009. Yoksulluğun Kadınlaşması ve Görünmeyen Emek. Çalışma ve Toplum, Sayı 2009/2, ss. 25-40.

http://calismatoplum.org/sayi21/ulutas.pdf (erişim 3 Mart 2016)


 

Özel Sayı Dergiler

Birikim Dergisi. 2009. Yoksulluk ve Mücadele Stratejileri, Sayı 241.

http://www.birikimdergisi.com/birikim/2420/241 (erişim 14 Mart 2016)

 

Toplum ve Bilim Dergisi. 2001. Yoksulluk ve Yoksunluk. Sayı 89.

http://www.toplumvebilim.com/public/default.aspx?&dsid=187 (erişim 14 Mart 2016)

Online İçerik

Olaya Dair

AktifHaber, “Eşi İşsiz Kadının Yoksulluk İntiharı” (15 Mart 2012)

http://www.aktifhaber.com/esi-issiz-kadinin-yoksulluk-intihari-571758h.htm

 

Günaydın, “Emine Annenin Ailesine Devlet Sahip Çıktı” (16 Mart 2012)

http://www.gunaydingazetesi.com.tr/emine-annenin-ailesine-devlet-sahip-cikti/8544/

 

Habertürk, “İntiharın Arkasından Şiddet İddiası” (16 Mart 2012)

http://www.haberturk.com/yasam/haber/725342-intiharin-arkasindan-siddet-iddiasi

 

Habertürk, “Türkiye Sarsan İntiharın Ardından ‘Tele Çete’ Çıkt” (17 Mart 2012)

http://www.haberturk.com/yasam/haber/725544-turkiyeyi-sarsan-intiharin-altindan-tele-cete-cikti

 

İHA, “Yoksulluk İntiharı” (16 Mart 2012)

http://www.iha.com.tr/haber-yoksulluk-intihari-219269/

 

Milliyet, “Genç Kadının Yoksulluk İntiharı” (15 Mart 2012)

http://www.milliyet.com.tr/genc-kadinin-yoksulluk-intihari/gundem/gundemdetay/15.03.2012/1515722/default.htm


 

Yoksulluk, Kadın, İntihar
 

Bianet, “Yoksulluk ve Çocuklar Üzerine Etkileri” (2004)

http://bianet.org/bianet/cocuk/35699-yoksulluk-etkileri

 

Doğruluk Payı, “Türkiye’de Kadın Olmak”

http://www.dogrulukpayi.com/bulten/56de9350290c4

 

Egoist Okur, "Nurdan Gürbilek: 'Şölen Sofrasından Dışlananlar İçin'"

http://egoistokur.com/nurdan-gurbilek-solen-sofrasindan-dislananlar-icin/ 

 

Evrensel.net, "Borç kıskacı, işsizlik, mobbing: İşçileri intihara sürükleyen girdap"

http://www.evrensel.net/haber/275941/borc-kiskaci-issizlik-mobbing-iscileri-intihara-surukleyen-girdap

 

Haber10 web sitesi, “Bir Kadının İntiharı; Yoksulluk Ayıp Mı?”, Peren Birsaygılı Mut (2012)

http://www.haber10.com/yazar/peren_birsaygili_mut/bir_kadinin_intihari_yoksulluk_ayip_mi-39662

 

Kendisini ‘ilk Türkçe İntiharbilim Sitesi’ olarak tanımlayan bir web sitesi

http://www.intihar.de/frame.htm

 

Marksist Tutum Dergisi, “Kapitalizm İntihara Sürüklüyor”, Aylin Dinç (2012)

http://marksisttutum.org/kapitalizm_intihara_surukluyor.htm

 

Mynet Haber, “Göç ve Yoksulluk İntihar Nedeni”

http://www.mynet.com/haber/saglik/goc-ve-yoksulluk-intihar-nedeni-171990-1

 

Psikiyatrik Sosyal Hizmetler web sitesi

http://psikiyatriksosyalhizmet.com/yoksulluk

 

Sakarya YeniHaber, dönemin Sakarya CHP Milletvekili adayı Engin Özkoç’un yoksulluk intiharları demeci (3 Haziran 2011)

http://www.sakaryayenihaber.com/24516-ozkoc-17-baba-ve-6-anne-yoksulluktan-intihar-etti-haberi.html  

 

TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı), 81 İl için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karnesi, Hülya Demirdirek ve Ülker Şener (Mart 2014)

http://www.tepav.org.tr/upload/files/1395051458-3.81_Il_Icin_Toplumsal_Cinsiyet_Esitligi_Karnesi.pdf

Tartışma- Araştırma

 

Türkiye'de Yoksullukla Mücadelede Sosyal Yardımlar ve Dayanışma Vakıfları

Hatice Kapusuz

Türkiye’de sosyal yardımlar Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı bünyesindeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları Müdürlüğü (SYDVM) tarafından yürütülüyor. SYDVM ile birlikte Kadının Statüsü, Şehit Yakınları ve Gaziler, Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Müdürlükleri gibi bakanlığa bağlı 16 müdürlük daha yer alıyor. Mevcut haliyle bakanlıktan engeli olmayan ve maddi durumu iyi olan yetişkin erkekler dışındaki tüm gruplarla ilgili politika üretmesi bekleniyor. Hali hazırda bakanlığın bu yapısının hantal ve etkili politika üretme konusunda yetersiz olduğunu not düşmekle birlikte, tüm sosyal politika konularının aile içinde ele alınması politik ve ekonomik bir tercih. Zira mevcut yapıda sosyal politikanın öznesi aile haline gelirken, kadınlar sistemde merkezi bir işlev ediniyor. Sosyal politika ve yardım kavramının iç içe geçtiği sistemde bakım  ücretlerinin kadına öndemiyor olmasının ciddi bir ekonomik karşılığı ortaya çıkıyor. Örneğin 888,17 TL’lik engelli bakım ücreti ödenen kadın iş piyasasının ve sosyal güvenceli çalışma olanağının dışına çıkıyor ve kamusal alanda görünürlüğünü kaybediyor. Kadınlar üzerinden işleyen bu yardım sistemi devletin bir çok alandaki sosyal hizmet üretme sorumluluğunu ortadan kaldırırken sürdürülebilirliği mümkün olmayan ve iktidara bağlı bir sisteme dönüşüyor.

Bakanlık bünyesinde yer alan SYDV Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk Devletidir." hükmü doğrultusunda kurulan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu 1986 tarihinde yürürlüğe giren 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu ile kuruldu. Vakıf 1986’da kurulmakla birlikte 2000’li yıllarda aktif bir şekilde kullanılmaya ve bütçeden aldığı pay artmaya başladı. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Müdürlüğü’nün Maliye Bakanlığı tarafından 2014 yılı bütçesi 30.4 milyar TL olarak ilan edildi. Bu mebla 1,3 milyar TL’lik 2002 bütçesinin 11 katı.

Görece tanımlı ve kriterlere göre dağıtılan bakım ücretleri ve çeşitli maaşların yanı sıra SYDV tek seferlik ve kısa süreli yardımlar da dağıtıyor. Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü faaliyetleri illerde valiler ve ilçelerde kaymakamlar başkanlığında oluşturulmuş 1000 Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığıyla yürütülüyor. Vakıfların karar organı, vakıf mütevelli heyetleri.  Heyetler il veya ilçede yer alan; vali (vakıf başkanı), kaymakam (vakıf başkanı), belediye başkanı, defterdar, mal müdürü, il/ilçe milli eğitim müdürü, il sağlık müdürü, il/ilçe tarım müdürü, aile ve sosyal politikalar bakanlığı il müdürü, il/ilçe müftüsünden ve seçime bağlı muhtar, STÖ temsilcisi ile “hayırsever” vatandaşlardan oluşuyor.

Yoksullukla esnek, hızlı ve etkin mücadele iddiasıyla kurulan vakıfların politikleşmesi veya yoksullukla etkin mücadele etmekte yetersiz kalması sıkça dillendiriliyor. Bu bağlamda vakıf saha çalışanları çeşitli sorunları tespit ediyor bunların bir kısmı yardım alanın belirlenmesinin objektif koşullarının olmaması, yardımların yoksulluğu ortadan kaldıracak bir işleve sahip olamaması ve politikaların birbirini tamamlar niteliğinin olmaması olarak özetlenebilir.  

 

Yardım Alanın Belirlenmesinde Yaşanan Sorunlar

SYDV saha çalışanları kurumun insanlara dönük yüzünü oluşturuyor. Başvuruları inceleyen, haneyi ziyaret eden kişilerle ilişki kuranlar saha çalışanları. Saha çalışanlarının ilk olarak dikkat çektikleri nokta mütevelli heyetine ilettikleri formun detaylı bir rapora izin verecek nitelikte olmaması. Bu raporun değiştirilmesi gündeme alınan ancak sonuçlandırılmayan konulardan biri. Çeşitli bakım ücretlerinde bu kriterler SOYBİS sisteminde belirlenmişken yardımlar konusuen standart dışı ve keyfiliğe açık alan. İkinci konu ise mütevelli heyetinde her mahallenin muhtarı yer almıyor,  seçimle tek bir muhtar belirleniyor. Kişileri mahallelerden yardıma yönlendirme yapan muhtarların da bireysel ilişkileri sonuçları etkiliyor.

Saha çalışanlarının hazırladığı raporları inceleyen ve karar verenler ihtiyaç sahibiyle hiç karşılaşmamış heyet üyeleri oluyor. Heyet çoğu zaman kurum temsilcilerinin vekilleri tarafından takip ediliyor. Kısıtlı bilgi ve objektif kriterlerin olmaması bireysel ilişkilerin ve politik ilişkilerin yardım alacak kişilerin belirlenmesinde heyetin kararını etkileyebiliyor. Saha çalışanları bu konudaki önerileri, sahadaki deneyimin sürece dahil olmasının sağlanması ve objektif kriterlerin belirlenmesi doğrultusunda. Ayrıca vakıf çalışanları sistemdeki eksiklikler sebebiyle yaşamayan kişiler üzerinde yardım almaya devam eden insanların olduğunu ifade ediyorlar.

 

Yardıma Bağımlılık ve Kayıt Dışılık

SYDV’den destek almanın koşullarından biri de hanede sigortalı gelire sahip bir bireyin olmaması. Maaşların yoksulluk ve açlık sınırının altında kaldığı Türkiye koşullarında bu durum insanları farklı stratejilere yöneltiyor. Evli çiftlerin boşanıp ayrı yaşıyor gibi davranmaları, insanların sigortalı işlerden kaçınmaları ve oğlu veya kızı çalışan ebeveynlerin çocuklarının onlara bakmadıklarını iddia etmeleri bu stratejilere birkaç örnek. Bu sistem sebebiyle vakfın temel işlevlerinden biri olan yardım alanları iş sahibi yapmak ve bu kapsamda İŞKUR’la yürütülen ortaklık işlevsiz kalmış oluyor. Saha çalışanlarının aktardıkları bir örnek de bir kargo şirketinden gelen iş teklifiyle ilgili. Kurumsal bir kargo şirketi 200 kişiyi asgari ücret, sigorta, yol, yemek dahil işe almak üzere vakfa başvurur ancak vakıftan destek alan sadece 5 kişi işte çalışmayı kabul eder aktarılan örneğe göre. Benzeri iş fırsatlarının kabul görmediği farklı ilçe vakıflarında da dillendirilmektedir.

Yardıma bağımlılık konusunda SYDV saha çalışanları yardım almaya gelen insanlarda gözlemledikleri davranış değişiklerinden de bahsediyorlar. Ancak bu değişikliğin yoksulluğu ortadan kaldıracak bir davranış değişikliği değil aksine bir bağımlılık olduğu ifade ediliyor. Saha çalışanları bir çok insanın ilk etapta mahcup ve çekingen davranıren daha sonra daha buyurgan ve yardıma bağımlı bir davranış biçimi geliştirdiğini ifade ediyor.

Vakıflar aracılııyla yürütülen sosyal yardımların yoksullukla mücadele noktasında yoksulların kısa vadede acil ihtiyaçlarını gideren ancak uzun vadede bağımsız kendi geçimlerini sağlar hale gelmelerini sağlamadığı tüm saha çalışanları tarafından dillendiriliyor.
 

Bütüncül Sosyal Politika

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına başvuranların tamamına yakını kadınlardan oluşuyor. Saha ziyaretleri sırasında şiddet ve istismar vakalarıyla karşılaşan saha çalışanları bütüncül bir sosyal politika yokluğu sebebiyle zorluklar yaşıyor. Zira bakanlık bünyesinde yer alan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) ve Çocuk Hizmetleri Birimleri bütünleyici bir işlev yürütmüyor (Mor Çatı Derneği ŞÖNİM Raporu için tıklayınız). Tespit edilen şiddet vakaları sonucu ŞÖNİM’lere yönlendirilen kadınlar kısa süre sonra şiddet gördükleri ortama geri dönmek durumunda kalıyorlar. Çocuk istismarın tespit edildiği durumlarda da çocukların daha fazla zarar gördüğü durumlar sebebiyle saha çalışanları müdahale etmekte zorlandıklarını ifade ediyorlar ve sistemi koruyucu bulmadıklarını belirtiyorlar. Buna ek olarak sistemden doğan çeşitli yardım alma stratejileri (boşanmış gibi davranma) çocukların araçsallaştırılma, yalan söylemeye zorlanma ve benzeri travmatik süreçlere sokuyor.
 


 

Yoksullukla Mücadelede Hak Temelli Bir Örnek: Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği

Hatice Kapusuz

Gerek Türkiye gerek dünyada yoksullukla mücadele için yardım programları, fon ve hibeler gibi bir çok araç geliştiriliyor. Buna rağmen yoksulluk her ölçekte artıyor ve derinleşleşiyor. Sarmaşık Derneği bu durumdan ve yardım alan kesimlerin hayatlarını değiştirme potansiyeline ve isteğine sahip olmamalarından yola çıkarak dernek bildirgesini yoksullukla mücadele ve sürdürülebilir kalkınma ilkesi ekseninde oluşturdu.

Dernek sosyo-ekonomik açıdan zor durumdaki ailelerle birlikte, üretim mekanizmalarının dışında kalan yaşlılar, engelliler, eşinden ayrılmış ya da eşi ölmüş çocuk sahibi kişiler, sürekli tedavi gerektiren hastalar gibi grupları hedefliyor ve destekliyor.

Dernek destek vereceği aileleri belirlemek için öncelikle faaliyet göstermeye başladığı Diyarbakır'da bir yoksulluk haritası hazırladı. Bu araştırma sonucu tespit edilen 28.000 aileden ilk olarak en mağdur 3000 aile dernek tarafından öncelikli olarak belirlendi.

Dernek destek süreçlerinde ailede çalışabilecek yaşta erkek birey olmamasını bir kriter olarak alarak, yetişkinlerin iş arama süreçlerinden düşmelerine sebep olacak bir yardım politikasından uzak duruyor. Derneğin diğer önemli bir ayırt edici özelliği, yardımlarını gıda bankası üzerinden yaparken insanların damgalanmasına neden olabilecek uygulamalardan kaçınması. Bu doğrultuda dernek logosu ambalaj veya poşetlerde kullanılmıyor. Ayrıca desteklenen ailelere gıda bankasında kullanabilecekleri kuponlar verilerek ve ailelerin kendi özgün ihtiyaçlarına göre hareket etmeleri sağlanıyor.

Sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda Sarmaşık  Derneği desteklediği ailelerde hem çocukların okul süreçlerine destek veriyor hem de aile bireylerini güçlendirmeye çalışıyor. Ek olarak gıda desteği verilemeyen ailelere dönük mesleki eğitim kurslarının verilmesi derneğin yoksullukla mücadele kapsamında yaptığı çalışmalar kapsamında yer alıyor.

Sarmaşık Derneği Gıda Bankasının ve diğer destek mekanizmalarının finansmanı içinde sendika şubeleri, odalar, temsilcilik ve sanayici ve işadamları dernekleri gibi 40'tan fazla kurum, kuruluş ve bireylerin  katkılarıyla sağlanıyor.

 

Gıda Bankası Ortakları

http://www.sarmasik.org.tr/detay/gidabankasiortaklari/

Gıda Bankası Projesi

http://www.sarmasik.org.tr/sarmasik/dosya/file/proje.pdf

 


Van’da Kadın İntiharları ve Kadın Yoksulluğu

Gülmay Gümüşhan - YAKA-KOOP

 

VAKAD ve YAKA-KOOP 2015 yılında Van'da intihara sürüklenen en büyüğü 55 en küçüğü 10 yaşındaki 25 kadın ve kız çocuğunun ailelerini ziyaret etti ve görüşmeler yaptı. Bu ziyaretlerde kadınların ve kız çocuklarının hikayelerinin büyük oranda ortaklaştığı ortaya çıkıyor. Görüşmelerde ortaya çıkan en çarpıcı nokta ise tüm ailelerin intihara sürüklenen aile bireyine dair “bir sorunu yoktu” ifadesini kullanıyor olmaları. Aileler çocukları yakınları veya eşleri intaharla sonuçlanan bu süreci yaşarken bundan bihaberler.

İntihar vakalarından 4’ünde erken yaşta evlilik söz konusu. 2 vaka dışında açlık sınırına yakın bir yoksulluk gözlemlenirken; kadınların destek alabileceği bir mekanizmanın olmaması, kadınların bir araya gelebileceği, iletişim ve dayanışma kurabilecekleri bir sosyal alanının da artık kalmadığı hikayelerin ortak noktası. Daha önce çeşmelerde bir araya gelen kadınların bugün için bir araya gelebilecekleri hiç bir sosyal mekan yok. Kız çocukları için tek sosyal alan olan kuran kurslarına, çocukların 9-10 kez gittiği belirtiliyor.  Ziyaret edilen evlerde sürekli televizyon açık ve gün boyu dini içerikli programlar takip ediliyor.  

İntihar vakalarının çoğunda eşin çalışmaya şehir dışına gittiği, kadının geniş aile içinde yalnız kaldığı ve şiddete açık hale geldiği görülüyor. Bu haneler içinde kadınların neyle karşılaştıkları, ne yaşadıkları bir muamma. Evli kadınların kendi aileleriyle bağlarının kopuk olduğu, herhangi bir şiddet durumunda ailelerinden destek alma olanaklarının olmadığı, destek taleplerinin çevre baskısı sebebiyle geri çevirildiği tespit edilebiliyor. Kadınların şiddet durumunda gidebilecekleri diğer kamu servislerinin ise esamesi okunmuyor veya kadınları koruyucu bir işleve sahip değil. Kadınların şiddetle karşılaştıklarında aile, muhtar, parti, jandarma veya diğer kamu kurumları “aile içinde” olur söylemi ile kadınları evlerine gönderiyor. Bu geri dönüşlerin bazıları kadı cinayeti ve  intiharı ile sonuçlanıyor.

Kız çocuklarının intihar vakalarında; çocukların okula gönderil-e-mediği ya da okuldan alındıkları, babanın işsiz olduğu veya düşük ücretle çalıştığı, annenin ciddi sağlık sorunları yaşadığı, kardeş bakımının ve ev işlerinin bu kız çocukları tarafından yürütüldüğü görülüyor. Görüşmelerde kız çocuklarının eğitiminin devam edebileceği bir okulun,  kadınların sağlık hizmeti ve bilgi alabilecekleri sağlık kurumunun olmadığı ortaya çıkıyor. Yoksulluğun çevrelediği yaşam alanlarında sağlık ve eğitim olanaklarına ulaşmada ciddi sıkıntılar söz konusu. Kadınlar sağlık ocaklarının bilgi ve sağlık hizmetleri konusunda daha işlevselken aile hekimliğiyle bunun ortadan kalktığını belirtiyorlar. Yoksulluk sebebiyle kız çocuklar kadar erkek çocuklarda erken evlendiriliyor.

 

İntihar vakalarından bazıları ise şu şekilde:

10 Yaşındaki XX.

XX.’in annesi hasta, kardeşlerine bakıyor, ve ev işlerini yapıyor. İntihar ettiği gün önce yemek hazırlamış ve kardeşleriyle babasına göndermiş, namaz kılıp intihar etmiş.

18 Yaşındaki XX.

Çocuk yaşta evlenmiş, eşinden şiddet görmüş. Şiddetten kaçmak için ailesine dönmüş ancak baba dedikodu olur diye eşinin evine geri göndermiş. Şiddetten tekrar kaçtığında bu sefer yetiştirme yurduna yerleştirilmiş. İntihar teşebbüsleri olmasına rağmen 18 yaşı dolduğunda yetiştirme yurdundan çıkarılmış. Hiçbir takip ve danışma desteği sağlanmamış ve çevre baskıları sonucunda intihar etmiş.

XX.

Doğum yaptıktan 8 gün sonra intihar etmiş. Doğum sonrası bir destek almamış. Kocası “bir sorunumuz yoktu” diyor. Aile oldukça yoksul.

17 Yaşındaki Leyla Bedir

Tek odalı bir evde yaşıyor, kardeşlerine bakıyor. Okuldan alınmış, ev işlerini yapıyor, annenin sağlık sorunları var.

14 Yaşında R.S (Orta Okul Öğrencisi)

Diğer vakalardan farklı olarak ailede kopukluk yok. Yoksulluk sebebiyle okula yürüyerek gidiyor babasından harçlık almamaya çalışıyor. Babasının yoksulluğuna üzüldüğü için intihar ettiği düşünülüyor.

16 Yaşında. Ş.B.

Eşiyle kaçarak evlendi. Kocası yaralama sebebiyle cezaevindeyken aile baskısı sebebiyle intihar etti. İntihar ettiğinde 3 aylık hamileydi. Gülmay Gümüşhan, eşle konuştuktan sonra intihar eğilimi tespit etti ve bu konuda cezaevini uyardı. Ancak önlem alınmadı ve bir süre sonra eş de intihar etti.

21 Yaşındaki N.Y.

Zorla evlendirilme vakası. Düğünden 1-2 hafta önce intihar etti.

30’lu Yaşlarda Zeynep Almanar

3 Çocuğu var. Tandır evinde astı kendini. Aile bir sorunu yoktu diyor.

27 Yaşındaki Asya Akbulut

Erken evlilik, şiddet görüyor, akraba evliliği, eşi şehir dışında çalışıyor. Şiddetten kaçmak için ailesine dönmüş ama geri gönderilmiş.

 


              

Burcu Şentürk[1] ile "Kadın ve Yoksulluk" Söyleşisi

 

Yoksulluk hane içinde en çok kimi vuruyor?

Yoksulluk da kriz anlarından bir tanesidir ve en kırılgan olanı vurur. Hanelerde kim kırılgansa onu vuruyor. Hastadır, engellidir. Erkeklere göre kadınları daha çok vuruyor. Çünkü kaynakları daha kısıtlı. Kaynaklara ulaşabilecekleri alanlar daha kısıtlı. En basitinden dışarı çıkmaları, iş aramaları, erkeklere göre daha zor. Yoksulluk en çok kadınları etkiliyor, yoksulluktan çıkma mekanizmaları daha az olduğu için de kadınlar yoksullukla daha fazla baş etmeye çalışıyor.

 

Kadınlar yoksullukla baş etmeye çalışırken, kadın dayanışması, komşu dayanışması var mı? Yoksa toplum içinde yoksulluğun 'ayıp sayılması' sebebiyle hane içinde mi kalıyor?

Kentlerin yerleşimine baktığınızda, fakirler fakirlerle zenginler zenginlerle oturuyor. Bu nedenle utanılacak bir şey yok çünkü komşunun durumu da aynı, zaten her şey çok ortada. Bu bir anlamda yoksulları koruyan bir şeye de dönüşüyor. Diğer yandan da gettolara hapsedilmiş oluyorlar.

Dayanışmayı elbette var. Birbirleri ile maddesel şeyleri paylaşıyorlar. İnsanlarda zaten paylaşacak pek bir şey de yok. Genel olarak Türkiye'de krizlerin patlamama sebeplerinden biri olarak aile dayanışmasından da söz edilir. Yanılmıyorsam Şebnem Eroğlu'nun çalışmasında yer alıyordu. Görüşülen kadın, “yoksuluz bu yüzden aileden kimse bizimle görüşmek istemiyor. Çünkü para isteyeceğimizi düşünüyorlar” diyor. Böyle bir durum da var. Senin gibi olmayan insan seninle görüşmek istemiyor.

 

Peki yoksulluk halinin azaltılması için bir manevi dayanışma var mı?

Bu kesinlikle var. Bu sadece yoksullukla ilgili bir durum değil. Alt sınıflar özel olanı daha rahat kamusallaştırır. Örneğin alt sınıftan bir kadın kocasından dayak yemesini daha rahat ifade eder, gelir bakımından daha üst sınıfta yer alan bir kadın ise bunu rahat ifade edemez. Şöyle şeylere tanık oldum. Mesela bir kadın var ve kocası eline geçen bütün paraya el koyuyor. Komşu kadın o kadın adına parayı evinde saklıyor. O kadın için hayli tehlikeli bir durum. Tabi dayanışma ile rekabet iç içe. Gecekondu yapımlarını anlatırken insanlar hep “konu komşu geldi yardım etti” der, sonra der ki biri şikayet etmiş gecekondusu yıkıldı. Kim şikayet edecek oradan biri şikayet edecek! Biz biraz romantize ediyoruz, yoksulluğu ve gecekonduları. Sosyal yardımlar meselesinde de durum böyle.

 

Sosyal yardım meselesine gelirsek, bu yardımların insanlar üzerinde bir etkisi var mı?

Tabi ki var. Kadınlar bu yardımlar sayesinde dışarı çıkabiliyor. Sanırım iktidar bunu istemiyordur, yan etki gibi görüyordur. Şöyle sosyal yardımdan faydalanmak için bir takım evrakların, süreçlerin takip edilmesi gerekiyor. Erkekler bu işin peşinden koşmuyor. Bunun iki nedeni var, birincisi erkeklerin çoğu zaten ücret getiren bir işte çalışıyor, ikincisi ise erkekler haneyi geçindirmeme durumundan utanıyorlar. Toplumsal cinsiyet rejiminde erkeklerin eve ekmek getirmek gibi bir görevleri var ve sosyal yardımlara başvurmak görevlerini yerine getiremediklerinin kanıtı. Mesela ben şöyle şeyler duyuyorum kadınlardan, “Kocam bana başvurma dedi, gizli başvurdum. Yardım gelince de sesinin çıkartmadı. İşte kocam başvurma dedi, ben başvurdum. Eşim işe girince hemen iptal ettirdi.”

Kadınlar bu başvurular için çok meşru bir şey için dışarı çıkıyorlar ve kurumlarla muhatap oluyorlar. Bu bir özgüven geliştirmesine neden oluyor. İlk defa bir talebini devlete iletiyor ve karşılığını alıyor. Kendi içlerinde muhteşem bir bilgi paylaşımı var. Deneyimlerini birbirlerine aktarıyorlar. Bilgiyi saklamıyorlar.

 

Bu geliş-gidişler kadınlarda bir dönüşüme neden olmuş mu? Sonuçta bu gidiş-gelişler sınırlı bir zamanda olup bitiyor?

Birebir bunu gözlemlemedim. Olacağını teorik olarak tahmin ediyorum. Bunu sosyal yardımları övmek için söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Barınma Hakkı bürolarında çalışan, 50 yaş üstünde kadınlarla görüştüm. Onlar olayı anlatırken, “Ben gittim kaymakamla konuştum. Beni seçtiler çünkü ben her yere girip çıkıyorum, ilkokul mezunuyum ama...” diyerek, özgüvenle anlatıyor.

Yardımlar yoksullar arasında tuhaf bir rekabeti de beraberinde getiriyor. Tuhaf bir şey... Yardım gelen ev, gelmeyenle aldıklarını paylaşıyor. Bunu yaparken yardım alanları şikayet de ediyorlar. Kimse bunu birinci ağızdan söylemiyor tabi. “yardımı vardı kesildi” pasif cümleleri ile anlatılıyor. Yardımı paylaşırken aktörler, şikayet edilip iptal edildiğinde ise edilgenler. Bunun nedeni de şu aslında yoksul insanların sosyal yardım politikalarına, bunların belirlenme süreçlerine ilişkin bir etkileri yok. Müdahale edebilecekleri tek mekanizma, şikayet mekanizmaları. Onu da kullanıyorlar.

 

Peki yoksulluk şiddetin artmasına neden oluyor mu?

Kesinlikle söyleriz. Orta ve üst sınıf kadınların şiddetle karşılaşma olasılığı ile yoksul kadınların şiddete uğramaları arasında kuşkusuz fark var. Kaynaklar az olunca rekabet ve gerginlik artıyor. Erkekler o gerginlikle şiddetle baş ettikleri için yoksul hanelerde şiddet daha yoğun yaşanıyor.

 

Görünür mü peki?

Evet, çünkü kadınlar söylüyor. Bu utanılacak bir şey değil çünkü. Kendi aralarında da siz sorduğunuzda da rahatlıkla anlatıyorlar.

 

Yoksulluk kadınlar için ne tür yoksunlukları beraberinde getiriyor?

Kadınlar yoksulluğu çocukları üzerinden deneyimliyor. Kadınlar yoksulluk halini çocuklara bir şey alamamak, istediklerini yerine getirememek üzerinden dile getiriyorlar. Kesinlikle kendileri üzerinden dile getiriyorlar. Muhteşem bir adanmışlık hali var bu anlamda. Mesela bir sürü kadın çalışmak istiyor, “Çocuğuma bir şey almak isterken kocama el açmak istemiyorum” diyor. Birleşmiş Milletler'in tek ebeveynin olduğu yoksul haneleri incelediği bir çalışması var. O çalışmanın sonucuna göre kadın ebeveynin olduğu evin refahı daha yüksek çıkıyor. Çünkü kadın haneye harcıyor. Zaman istatistikleri de böyle, kadınlar zamanlarının büyük kısmını başkalarına ayırıyor. Ha keza para için de böyle. Erkek çocuğunun ihtiyaçlarını kısabiliyor mesela ama kadınlar bunu yapmıyor.

Ege Mahallesi'nde görüştüğüm bir kadının anlatımı bu konuda bir hayli ilginç. Kocası işsiz ve 'ipe sapa gelmeyen', suça bulaşmış da birisi. Tek göz bir evde yaşamaya çalışıyorlar. Bütün bunlara rağmen, “Çocuğuma okulda kağıt dolduruyorlar. Babasının mesleğine bir şey yazsa fena mı olur?” diyor. Çocuğunun yaşayacağı onur kırıklığını düşünüyor.

 

Mezhebin kadınların hayatına bir etkisi var mı peki?

Var. Bir kere Alevi kadınlar daha rahat hareket ediyorlar. Daha rahat dışarı çıkıyorlar, ev işlerini rahatlıkla paylaşıyorlar. Mesela mahalledeki Kuran kursuna izin istemeden gidemeyen Sünni kadınlar vardı. En azından yoksulluk baskısını daha az hisseder diyebiliriz.

 

Yoksulluk kadınlarda karakteristik bir etki bırakıyor mu?

Daha girişimci oluyor kadınlar. İnsanlar zorda kaldıkları için daha stratejik düşünüyorlar. Hayatla baş etme özellikleri artıyor, yaratıcı stratejileri artıyor. Mesela parası arttığında dışarıda harcayan bir koca ile baş etmek için evde yağ olmasına rağmen, yağ bitti deyip yenisini aldırmak olanı saklamak gibi. Bunlar küçük şeyler gibi gelebilir ama bu bir düşünüş tarzını da beraberinde getiriyor.

 

Yoksulluk medyada ya da filmlerde, edebi eserlerde hep dramatize ediliyor. Sizin anlattıklarınıza göre durum biraz daha farklı?

Ben Ege Mahallesi'ne aslında yoksulluk çalışmaya gitmiştim. Ama oradaki insanlar kendilerini yoksul görmüyor. Görüştüğüm kadınlardan biri, kocası kendisini terk edip başka bir kadınla yaşamasına, 3 m²lik bir alanda yaşamasına, düzenli geliri olmamasına rağmen kendisini orta halli olarak ifade ediyordu mesela. İnsanlara ısrarla “Bir insanın ne kadar geliri olsa rahat yaşar?” sorusunu soruyordum, insanlar genelde ellerine ne kadar geçiyorsa onun iki katını söylüyordu. Kimse kendine yoksul demiyor. Bunun nedenlerinden biri şu, bu insanların çoğu kırsallardan kente gelmiş insanlar. Maddi olarak değil sadece, hastaneye, hizmete daha rahat ulaşıyor. Bence 90 sonrası doğan kuşak yoksulluğu biraz daha fazla hissedecek. Köyden kestikleri an, kıyaslayabilecekleri bir hayat yok. Kendisine yoksul demeyen insanlara yoksul demek ne kadar doğru...

 

[1] Burcu Şentürk, Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde çalışan bir akademisyen. Toplumsal Yapılar, Kentleşme, Örgüt Sosyolojisi, Nitel Yöntemler, Çatışma Çözümü hakimi olduğu konular arasında. Şentürk ile bu dosya için görüşmemizin nedeni ise doktora tezi için başlayan, sonrasında kitaba da çevrilen Ankara Ege Mahallesi'nde gördükleri, tanık oldukları. Burcu Şentürk, doktora tezi için Ankara'nın dışında, farklı siyasi görüş ve etnik kökenlerden insanların ikamet ettiği bu mahalleye yerleşmiş. Olanı biteni, mahalle halkının yaşamına dahil olarak gözlemlemiş, ortaya hem bir tez hem de “Bu Çamuru Birlikte Çiğnedik” kitabı çıkmış. Hafıza Kaydı olarak, kadın ve yoksulluk hallerini Şentürk'ten de dinlemek istedik.
 

 

Kadın İntiharları ve Yoksulluk - Batman Örneği

Evin Güleker / Derya Demir

Batman 2000'li yılların başında hızla artan kadın intiharlarıyla gündeme geldi. Bu gündeme geliş biçimi şehirdekileri oldukça rahatsız etti. Farklı tartışmalar ekseninde kadın intiharı - kadın cinayeti veya intihara sürüklenen kadınlar gibi farklı biçimlerde tanımlansa da durum kent imajını ve tanımlanışını aşacak oranda ciddiyet taşımaktaydı.

Batman'da gerçekleşen intiharlara bakarken öncelikle 2000'li yılların başında değişen ceza kanunu kapsamında "töre cinayetlerinde" haksız tahrik indiriminin kaldırılmasını not etmek gerekiyor. Ceza kanunundaki bu değişikliğin bazı kadınların intihara zorlanmasıyla sonuçlanması mümkün görünüyor. Bu süreçte evin erkek çocuğunun Hasankeyf'ten kız kardeşini attığını ve intihar süsü verdiği çeşitli örnekler var. Veya Batman'da yaşanan intihar olaylarının bir çoğunda kendini asma yöntemi kullanıldığı için eşini öldüren bir adamın eşini kendi evinin klozetine asmış süsü vermesi gibi örnekler var.

Batman  1990'lardan sonra hızla göç almış kentleşme dinamiği çok genç bir şehir. Göçün en fazla yaşandığı Petrolkent Mahallesi ve onun etrafını yüksek duvarlarla ören TPAO ve Tüpraş KBU duvarları aynı zamanda sosyo-ekonomik  sosyo-kültürel faklılıkla da örüyor ve kentleşmeye yeni adım atmış bu şehirde uçurum yaratıyor. Bir yandan yoksul ve yoksun kesimler diğer yandan Hizbullah'ın şehirdeki varlığı ve yarattığı korku kadınların ve ailelerin üzerinde silinmemişken üzerine ekonomik baskılar yaşayan kadınlar bu basınç altında farklı  çıkışlar arasa da imkansızlıklar nedeniyle erkek intihar oranın iki katına çıkan bir kadın intihar oranı Batman'da kendini gösteriyor.

Burada kadınların tek tek hikayelerine bakıldığında kadınların çoğunun sosyo-ekonomik olarak alt sınıfa ait oldukları ancak öyle olmadığı durumlarda da hane içinde yoksunluk yaşadıkları ve olası bir ayrılma durumunda "0" noktasında hayata devam etmek zorunda kaldıkları görünüyor. İntihara sürüklenen kadınlar  veya kadın örgütleriyle görüşme yapmaya gelen kadınların eğer çocukları varsa son raddesine kadar şiddete, baskıya ve yoksulluğa dayandıkları ancak çocukları elinden alınan kadınları hayatta tutacak başka hiç bir varlık ve dayanakları olmadıkları ortaya çıkıyor. Ya da şiddet ve baskıya eklenen ekonomik şiddetin kendileri için her şeye katlanan kadınların çocukları için çaresiz kaldıklarında intihara başvurdukları gözlemleniyor. Son olarak intihara sürüklenen kadınların hikayelerinde ne kamu ne de aile güçlendirici bir unsur ve yaşam kaynağı değil.

 


Kadın İntiharları ve Yoksulluk - Sur Örneği

Evin Güleker

Diyarbakır'ın Sur ilçesi 1990 sonrası zorunlu göçle köyden kente gelen ailelerin yerleştiği yerlerin başında geliyor. Bu durum ilçenin sosyo-ekonomik profilinde büyük değişikler yarattı. Savaşın yarattığı bu değişim sonuçlarını en fazla kadın ve çocukların yaşamında gösterdi. Yoksulluk burada yaşayan kadınların hayatının bir parçası haline gelmiş durumda. Kadınlar yaşamın gerisinde tutulan, evden dışarı çıkamayan, çıksa da bu son derece zorunlu hallerle sınırlı alanlarda yaşamak durumundalar. Örneğin kadın merkezlerine şiddet başvurusuna gelen bir çok kadın hastane gerekçesiyle evden çıktığını ifade ediyor. Aynı zamanda burada yaşayan aileler için evde çalışacak yaşta erkeğin olmadığı, ya cezaevinde ya da çeşitli nedenlerle hayatlarını kaybettiği  durumlarda söz konusu. Bu tür durumlarda kadınlar kendilerini hiç hazır hissetmediği halde ağır ve güvencesiz işlerde çalışıp bir yandan da sömürülüyor. Diğer yandan kadınlar çocuklarını bırakacak bir alan bulamadığı için çoğu zaman işi bırakarak parasız kalmak ikilemi yaşıyorlar. Çalışır durumda olan erkeklerin geleneksel olarak edindiği işlerin karşılığını kentte bulamaması toplumsal şiddetin de erkek üzerindeki baskısı ev içindeki kadına yansıyor. Bu sebeple Sur içinde yaşayan kadınlar çoğunlukla mutlak bir yoksullukla baş etmek zorunda kalıyorlar.

Kadın merkezlerine başvuran kadınların hikayeleri:

  • Kadın merkezlerine destek almak için başvuran bir kadın sadece günlük yiyecek talebinde bulunuyor ve yaşadığı şiddeti öncelikli sorunu olarak göremiyor, çünkü bir bebeğini emziremediği için açlıktan kaybetmiş. Neredeyse iki milyon nüfuslu bir kentte açlıktan bebeğini kaybeden bir anne için şiddet başrolde.
  • Bir başka genç kadın ise zorla küçük yaşta evlendirilmiş okuldan alınmış üzerine gelen kuma ve şiddete rağmen sadece bir dikiş makinesi istiyor. Kadının tek amacı kimseye muhtaç olmadan yardım almadan bebeğine mama ve bez parası elde edebilmek için dikiş dikip satmak. Ancak bunu da eşinden gizli annesinin evinde yapmak zorunda.
  • Bir başka kadınla ise tanışamıyoruz, bir sokakta evde cesedi bulunmuş. kendisi hakkında tek tanımlayıcı ifade ise yalnız yaşayan sarı saçlı bir kadın olduğu. Banyoda günlerce öylece yerde kalmış kan içinde. Cinayet mi intihar mı tartışılırken aslında gebe olduğu düşük yapıp kan kaybından öldüğü ortaya çıkıyor. Kadın yakın zamanda eşinden ayrılmış ancak aile bu durumu kabul etmediğinden yalnız ev tutup çalışıyor.
  • Bir başka savaş ve göç dalgası Suriye savaşıyla Sur'a geliyor ve yine görüştüğümüz genç bir kadın yaşadığı durumu şöyle anlatıyor: "tüm bu vahşete rağmen hayatta  isem yani  intihar etmediysem çocuklarım içindir" diyor.
  • Bir başka danışanla ensent olayı sonrası iletişime geçiyoruz. Durumun vahameti bir yana ailenin yoksulluğu insanlık onurunu ayaklar altına alacak durumda. 16 yaşındaki ensente uğramış genç kızla görüşmemizde ailenin tek odalı bir evin içinde sekiz kişi yaşadığını görüyoruz. Sabah kahvaltısında sofrada sayıyla zeytin, ekmek ve çaydan başka bir şey yok. Görüşmede annenin tüm olayları bildiğini ve intihara teşebbüs ettiği çok sonra uzun süren görüşmelerden sonra ortaya çıkıyor.

 

 

 

Yükleniyor...

Sözlük

 

Dil, hiçbir iktidar ilişkisinden bağımsız değildir. Kullandığımız kelimeler, deyimler, atasözleri, Filiz Bingölçe’nin deyimiyle “dilin gizli örgütü” olan argo ve sosyal medyada yaygınlaşan kullanımlar, bir meselenin toplumda nasıl algılandığına ilişkin fikir verebilecek bir başlangıç noktası oluşturuyor.

Dil Derneği’nin Türkçe sözlüğünde “Geçinmekte çok sıkıntı çeken (kimse, toplum, ülke), yoksul, varlıksız, variyetsiz, fakir, fukara, zengin, varsıl karşıtı” olarak tanımlanan yoksulluk, bireylerin yaşamları ile ilgili olduğu kadar ekonomik, toplumsal, siyasi ve kültürel boyutları da olan, bu boyutların değişmesiyle dönüşen, bir çırpıda kavranması güç, ancak asırlardır var olan bir olgu.

Bu sözlükte, yoksulluğu tanımlama iddiasında olan ve gündelik hayatta söylenegelen kelime*, deyim, argo ve atasözleri yer alıyor. Bunlardan pek çoğunun anlamı birbirine yakın olsa da, neredeyse hiçbiri yoksulluğu bütünüyle anlatamıyor, her biri yoksulluğun farklı bir katmanına ışık tutuyor. Aralarındaki nüans, yoksulluğun gündelik dildeki tezahürüne, nasıl konuşulduğuna ve çoğunlukla yoksul olmayanların yoksulları nasıl algıladığına ilişkin ipuçları veriyor. Kelimelerin büyük kısmı, başkalarına muhtaç olmaya, toplumsal bir yalnızlığa ve çaresizliğe işaret etmekle birlikte, yoksulluğu bireyin yeterliliğine ve iradesine bağlı bir durum olarak görüyor; hatta yer yer yoksulları suçlama eğilimi taşıyor. Aynı zamanda bu kelimelerin öncelikli olmayan anlamları ya da içinde yer aldıkları söyleyiş ve deyimler, yoksullukla ilişkisi kurulabilecek değer yargıları ve ahlaki önermeleri de içeriyor.

Bu sözcüklerin ardındaki zihniyetin peşine düşmek, belki aklımıza dahi gelmeyen bir yüzleşmenin, yoksullukla yüzleşmenin, kapısını aralamaya başlayabilir.

 

Garip / gariban:

Kelime anlamı “Kimsesiz, zavallı” olan garip, doğrudan yoksullukla eş anlamlı kullanılmasa da, yoksul kimselerden bahsederken bir sıfat ya da isim olarak sıklıkla başvurulan bir kelimedir.

Mecazen, “dokunaklı ve hüzün veren”i anlatmak için kullanılan garip, aynı zamanda “yabancı, gurbette yaşayan, elgin” anlamlarını karşılamak için de kullanılır. Bu yönüyle garip, yoksul olmanın yalnızlıkla olan ilişkisine değiniyor olabilir. Ancak garip / garibanın, kendi başına taşıdığı anlamın dışında, yoksulluğa dikkat çektiği aşikardır.

“Garibe bir selâm, bin altına değer”, garibanlara selam vermenin, hal hatır sormanın pek çok başka kazançtan daha değerli olduğunu ifade eden atasözü, sadece hayırseverlerin değil herkesin yoksullarla ilişki içinde olmasını öğütlüyor.

 

Züğürt:

“Parasız, yoksul, meteliksiz” olan kimse olarak tanımlanır. Diğer kelimelerden farklı olarak anlamı itibariyle muhtaçlığı, çaresizliği değil; maddiyattan yoksun oluşu vurgular. Ancak pek çok deyim ve atasözünün içindeki kullanımı, cebi cepkeni delik olan züğürtlerin sahip olduğu öne sürülen erdemleri işaret eder.

“Zenginin malı züğürdün çenesini yorar, yoksulluğun kalıcılığının kabullenilmesi ile birlikte gelen çaresizliği ve bu çaresizlikle başa çıkmanın yolunun dedikodudan geçtiğini çağrıştırır. Kötü sonuçlanmış bir işte, çok önemsiz iyi bir yan bularak sevinmeyi anlatan “züğürt tesellisi”, yine bir çaresizliği anlatır. Çünkü züğürt asla zengin olamayacaktır, bu yüzden kendisine mutlu olacak bir şeyler bulmalıdır.

Züğürt kelimesinin yer aldığı başka deyimler; yoksulluğu, karşılaşılmak istenmeyen bir durumdan daha ötesine, tiksinmeye taşıyor. Örneğin “züğürt olup düşmektense uyuz olup kaşınmak yeğdir”, züğürtlüğün insanı uyuz olup kaşınmaktan daha çok rahatsız edeceğini anlatır.

Zenginin maddi imkanları sayesinde her şeyin en iyisini bulabildiğini ancak züğürdün ihtiyacını dahi bulamadığını anlatan “Zengin helvasını baldan pişirir, züğürt derman için pekmez bulamaz”, zengin ve züğürdü maddi olanak bakımından karşı karşıya getirir. Ancak zengin parası ile övünürken züğürdün parasızlıktan üzüntü çektiği anlamına gelen “zengin kesesini, züğürt dizini döver” atasözü bir davranış karşılaştırmasını; züğürtlerle yakınlık kurmamayı öğütleyen “Zengine dokun geç, züğürtten sakın geç.” ise zengin ve züğürtlere nasıl davranılması gerektiğine ilişkin bir karşılaştırmayı ortaya koyuyor.

 

Sosyo-ekonomik Seviye:

Gelir ya da mülk sahipliği ile birlikte kişilerin kültürel birikimi, tüketim alışkanlıkları, meslekleri, yaşam biçimleri, iktisadi ve toplumsal ilişkilerinde edindikleri itibarı da hesaba katarak toplumu katmanlara ayıran düzey.

Sosyo-ekonomik seviye düştükçe ibresini yoksulluğa, çıktıkça refaha çevirir. Gelişmişlik seviyesini saptamak isteyen devlet ve kurumların oluşturduğu istatistiklerde, niceliksel göstergeler üzerinden kişilerin yaşam niteliğini ölçmekte kullanılır. Bu istatistiklerde yoksulluk bir kategori haline gelir, onun izlenmesini ve çeşitli kurum ve devletlerce kontrolünü mümkün kılar.

Aynı zamanda kitlelere yönelik tanıtım, pazarlama gibi faaliyetler yürüten sektörler tarafından bir standarda dönüştürülen sosyo-ekonomik seviye, davranış ve tüketim kalıpları ile itibar gibi özelliklere göre toplumu sınıflandırır ve tüm ticari faaliyetlerini bu sınıflandırmalar üzerinden tasarlar.

 

Fakir:

“Geçimini güçlükle sağlayan, ihtiyaç içindeki kimse, yoksul, fukara” olarak tanımlanan kelime, yoksul bir kimseyi tarif etmek için kullanılır.

Yeterli gelir ve / veya mülke sahip olmadığı için devletin, hayırseverlerin, ailesinin ya da bir başkasının yardımına muhtaç olan kişileri anlatan fakir, zengin kelimesinin zıddıdır. Bu zıtlık, yalnızca iktisadi ilişkilerde değil, coğrafi ve beşeri özellikler ile dini ve dünyevi kimi erdemleri tanımlarken de geçerlidir. Örneğin doğaya ilişkin betimlemelerde ‘fakir bitki örtüsü’ne karşılık, ‘zengin doğa’ denir. Herhangi bir sahiplikle ilişkisi olmayan kullanım, ilginç bir tesadüften öte, kapitalizmin ortaya çıkmasıyla birlikte değişen ekonomik ilişkilerin sonucu, yoksulluğun aldığı halin sonucu olabilir. Zira kapitalizmle, öncesinde hiçbir kimseye tabii olmayan insanlar (emek) piyasanın belirlediği koşullara tabii olmuş; önceki dönemlerde yoksunluk duyduğu ve sosyal çevresinde karşılanabilir ihtiyaçları, artık kendinin piyasa içinde edinebildiği koşullara bağımlı hale gelmiştir.

Fakir kelimesi; yoksulluğun ekonomik, toplumsal ve politik olmaktansa bireysel bir sorun olarak görüldüğünü de açık eder. Tembellik, yeterince akıllı kararlar alamama, bulduğu işi beğenmeme, fakirin yetersizliğine ilişkin bir suçlama haline getirir. “Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır” deyişi bir olanak karşılaştırması olduğu kadar bireysel kapasitesine de işaret eder gibi durmaktadır. Sosyal medya ile hayatımıza giren, bir kimsenin başkalarına göre sıradışı bir imkana ulaştığında söylenen “naber fakirler” de, yoksulluğun yetersizlikle ilişkisine dikkat çekiyor.

Yine sosyal medyanın 2013 sonrası kat be kat artan kullanımıyla ortaya çıkan “pis fakir” gibi kullanımlar, yoksul olmanın pis olmakla neredeyse eşdeğer olduğunu en net gösteren ibarelerden. Arama motorlarında “pis” ve “fakir” kelimelerinin aynı metinde kullanıldığı içeriklerin 507.000’i bulması, argoda “bitli”nin fakirin karşılığı olması, pis olmanın yoksullukla ilişkisine dair yaygın bir kullanımı işaret ediyor.

“Fakir edebiyatı” ya da 2000’li yılların başında ortaya çıktığı şekliyle “garibanizm”, yoksulluğun kültürel boyutuna işaret eden ve yoksulları kendilerini acındırmakla itham eden bir kullanım. Zira, çoğunlukla köyden kente göçen ve kent hayatına karışmak yerine önceki alışkanlıklarını muhafaza eden yoksullar, alternatif bir yaşam biçimi ve kültürünü aynı kent içinde oluşturmuş ve bu kültürün bir taşıyıcısı haline gelmişlerdir.

Geleceğe dair umut etmenin yoksullar için bir hayat biçimi olduğunu anlatan “umut, fakirin ekmeğidir”e benzer bir şekilde “fakir tavuğu tek tek yumurtlar” yoksulların talihli olamayacağını, gelirlerinin zengin olmaya değil ihtiyaçlarını karşılamaya ancak yeteceğini anlatır.

Fakir, yoksul bir kimseyi tanımlamanın yanı sıra, dünyevi ve dini erdemleri anlatmak için de kullanılır. Örneğin fakirhane, “alçakgönüllülük göstermek için ‘evimiz’” anlamına gelir.

 

Fukara:

Öncelikli tanımı “Yoksul, fakir, fıkara” olan fukara, aynı zamanda “zavallı” kelimesinin karşılığı olarak da kullanılır. Tek başına olduğu kadar, fakir fukara ikilemesi içinde de sıklıkla zikredilir.

Fukara, yoksulluğa karşılık geldiği kadar, kimi özelliklerden yoksun olmaya da denk düşmektedir. “akıl fukarası olmak” gibi örnekleri olan bir şeyin fukarası olmak deyimi, yoksulluğun yoksun olmakla ilişkisine ışık tutmaktadır.

“Fukaranın cebi boş, kalbi dolu olur” ile fukaraların sahip olamadığı maddi zenginliğin yerini manevi zenginliğin aldığı ifade edilirken “fukaranın düşkünü beyaz giyer kış günü” ile itibar ya da mevki kaybına uğrayan kimselerin topluma aykırı davranmaktan çekinmeyeceğini anlatır. Bu iki atasözü bir arada, bir iyi bir de kötü fukaralığı temsil ediyor. Ancak buradaki esas mesele bu iki atasözünün çelişen değerleri ifade etmesi değil, yoksulların üzerine giydirilen bu değerlere ilişkin yoksulların sözü olmamasıdır.

 

Biçare:

Sözlük anlamı “‘Umarsız, çaresiz, zavallı’ kimse” olan kelime, kimi zaman yoksulun eş anlamlısı, kimi zamansa yoksulluğu niteleyen bir sıfat olarak kullanılır.

Yoksulluğun yalnızca kişinin kendi geçimini sağlayacak gelir ve mülke sahip olmamasından ziyade başkalarına muhtaç olmasına, bir yandan da yoksulluğun bir kader olduğuna işaret eder.

 

Düşkün:

İlk anlamından ziyade ikincil ve üçüncül anlamlarında yoksul kişileri tanımlayan düşkün, yoksulluğa ilişkin güçsüz ya da muhtaç olmayı vurgular.

Eski değer ve onurunu yitirmiş anlamındaki mecaz kullanımı olan kelime, bir şey düşkünü kalıbında da kullanılır. “Şehvet düşkünü” gibi örnekleri olan bu kalıp çok önem, çok değer veren anlamına gelir. Üstelik Türk Dil Kurumu düşkün kelimesinin altıncı anlamını “değer ve onurunu yitirmiş”, yedinci anlamını “kötü yola düşmüş, ahlaksız” olarak verir. Tüm bunlar birlikte düşünüldüğünde, yoksulluk toplumun genelinin sahip olduğu varsayılan ahlaktan yoksun olmakla ilişkilendirilirken,‘ahlaksızlık’ kadınlara atfedilen bir değer haline gelir.

 

 

Sefil:

İlk anlamı “sefalet çeken, yoksul”; ikincil anlamı “alçak” olan kelimedir. Diğer kelimelerden farklı olarak sefil, sefalet çeken kimsedir ve sefalet ya da sefillik, bir olgu olarak yoksulluğa karşılık gelir. Bu yönüyle bireyin yoksul olmasına değil, yoksulluğun kendisine dikkat çeker.

Yoksulluğu tanımlayan kelimelerin pek çoğunun diğer anlamları, değer yargılarını tanımlamak üzere kullanılır. Sefilin ikinci anlamı olan alçak her ne kadar doğrudan yoksulları tanımlamak için kullanılmasa da, bu kelimelerin birçoğunun anlamında aşağı ya da aşağılayan yargıların olması, düşündürücü bir zihniyet yapısına işaret etmektedir.


 


*Kelime tanımları için Dil Derneği Sözlüğü kaynak alınmıştır.


Eklemek ya da katkıda bulunmak için lütfen iletişime geçin.