Bağlantılı Olaylar

 

Görece geniş bir çerçevede tanımlanmış haliyle yoksulluk, “ekonomik bir kategori olmanın yanı sıra, kişilerin içinde yaşadığı, anlamlandırdığı, başa çıkmak için çeşitli yöntemler geliştirdiği, toplumsal bir ‘durum’dur”(1). Ancak bu dosyanın ana konusunu oluşturan Emine Akçay’ın hikâyesi, yoksulluğun tanımını hiç de istenmeyen bir yöne doğru genişletiyor: Yoksulluk aynı zamanda başa çıkılamayan ya da başa çıkabilme yöntemlerinin cevap vermediği, kişilerin hayata devam edebilme umutlarını ve kapasitelerini tüketen, dolayısıyla onları intihara sürükleyen bir durum olarak da beliriyor. Kısacası yoksul olmak, ölmek demek de olabiliyor. Yaşarken sözlerini söyleyemeyenler; sözünü söylemek ya da sesini duyurmak için, aslında yaşayabilmek için gerekli olan temel araç ve mekanizmalardan (eğitim, sağlık, sosyal destek, istihdam vb. gibi) hak ettikleri ölçüde yararlanamayan madun/yoksullar, hem ilk hem de son sözlerini ölerek söylemiş oluyorlar.

Böylesi geniş bir yoksulluk çerçevesinin içerisinde birbirine bağlanan ve birbirini hatırlatan pek çok olayı anmak mümkün. Bu çerçevenin içine Emine Akçay gibi yoksullukla baş edemeyip intihara sürüklenen kadınlar ve kendini alenen yakan ya da intihar eden erkekler girdiği gibi; zorlu doğa/hava koşullarından kurtulmak için gerekli mekanizmalara (barınak, kira geliri vb.) ya da ilaçlarını/tedavilerini karşılayacak imkana/güvenceye sahip olmayan insanlar hatta bunlara ilaveten beslenme yetersizliğiyle karşı karşıya kalan ve beslenemediği için ölen çocuklar da giriyor. Göç, yerinden edilme, kentsel dönüşüm, etnik ayrımcılık gibi nedenlerle toplumsal ve mekânsal dışlanmaya maruz kalan insanların hikâyeleri gibi; hâlâ yoksullukla baş etme yöntemi geliştirebilen ve seslerini kısmen de olsa duyurabilen insanların hikâyeleri de bu çerçevenin içinde yerlerini alıyorlar.

Dolayısıyla bağlantılı olaylar kapsamında; hikâyeleri Emine Akçay’ın hikâyesiyle benzeşen ve intihara sürüklenişle sonuçlanan kadınlar -örneğin, Yüksel Demir, Nazime Salan, Necla Nazlıcan, İclal Tosun, Elif Arman, Asya Akbulut, Zeynep Armaner, Makbule Hazan ve daha niceleri-; barınacak bir yeri olmadığı için Roman vatandaşların kaldıkları çadırlardan birinde soğuktan ölen Ünzile Türkmen; yerinden edilme ve göç mağduru olan Suriyeli bir ailenin -20 derece soğuğa dayanamayan ve ölen 36 günlük bebekleri Ebru Said; beslenemediği için ölen 2,5 aylık Kübra Bakırcı ve en temel besinleri almaya maddi gücü yetmeyen ve bundan ötürü vücudu Kübra’yı besleyecek sütü dahi üretemeyen annesi Necla Bakırcı; hastalığı nedeniyle defalarca yardım istenilmesine rağmen ne bir ambulans ne de herhangi bir aracın hastaneye ulaştırmadığı ve en nihayetinde bir çuvala sığabilen cesedi babasının sırtında taşınırken basına yansıyan 1,5 yaşındaki Muharrem Taş; kırık camları naylonla örtülü tek odalı kerpiç bir evde soğuktan ölen henüz nüfusa bile kaydedilmemiş 40 günlük Ayaz bebek; kansere yakalanan ve ilaçlarının temini için bakandan yardım istediğinde, kameraların önünde eline ilaç masraflarının 20’de 1’ini bile karşılamayacak bir miktar tutuşturulup “düşürme” diye tembihlenen Dilek Özçelik; 11 aylık bebeği için marketten mama çalan ve bebeğiyle birlikte tutuklanan S.A.; çocuklarının dershane masraflarını ödeyemediği için hapishaneye giren Emine S. ve bu nedenle bunalıma girip intihar eden 18 yaşındaki oğlu Soner Semih S.; işten atıldıktan sonra belediyenin önüne gidip kendini yakan Ulaş Akın; çöpten alıp yedikleri salamın bozuk çıkması sonucu zehirlenen Çelik ailesi ve bu olaydan ötürü ölen baba Elvan Çelik; intiharları ya da intihar girişimleri yetkili mercilerce “ilgi çekme çabası”na indirgenen atanamayan öğretmenler; oğluna önlük alamadığı için intihar eden Cemal Can; hasta çocuğuna yardım edilmesi talebiyle Adalet Bakanlığı önünde intihar girişiminde bulunan Kenan B. ve çocuklarına bakamayan, işsizliği nedeniyle defalarca yardım talebinde bulunan ama dilekçelerine cevap alamayan, son çareyi Çocuk Bayramı’nın kutlandığı bir yerde boğazını kesmeye çalışmakta bulan Gülyemin K. gibi nicelerini hatırlatmak ve onların hikâyelerini de Emine Akçay’ın hikâyesiyle birlikte düşünmek gerekiyor.

Yoksulluk her ne kadar kadın erkek ayırmayan “çadır” bir kavram olarak görünse de, istatistiklere bakıldığında yoksulluğun kadınlar için daha yıkıcı cereyan ettiği söylenebiliyor. TÜİK 2014 verilerine göre; Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan kadınların, iş gücüne katılım oranı ya da istihdam oranı erkeklerin iş gücüne katılım ya da istihdam oranlarının yaklaşık yarısına tekabül ediyor. Okur yazar olmayan kadın nüfus oranı ise okur yazar olmayan erkek nüfus oranının neredeyse 5 katı. Aynı verilere göre, okuma yazma bildiklerinde ya da (yüksek) eğitim görebilseler bile kadınların dezavantajlı durumunda bir değişiklik olmuyor; çünkü kadınlar tüm eğitim düzeylerinde erkeklerden daha az ücret alıyorlar. Bu tablo yoksulluk üzerine yapılan diğer çalışmalarla birlikte düşünüldüğünde, özellikle taşrada, kırsal bölgelerde, gecekondu ve çöküntü mahallelerinde yaşayan kadınlar Türkiye toplumunun yoksulluktan payını en fazla alan katmanını oluşturuyor. Adaman ve Keyder’in 2006 yılında kent yoksulluğu (özellikle gecekondu ve çöküntü mahallelerine odaklanarak) yaptığı araştırmaya göre yoksulluk; şiddet, göç, yerinden edilme, etnik kimlikler (örneğin Kürt ya da Roman olmak) ile iç içe geçtiğinde kadınların toplumsal ve mekansal olarak nasıl dışlandıklarını anlayabileceğimiz en temel çerçeveyi sunuyor. Van Kadın Derneği (VAKAD), 2015 yılında Van’da 25 kadının intihara sürüklenişini de incelediği 2015 Çalışma Raporu’nda, bu konuyu şöyle özetliyor: “Kadın olmak, yoksul olmak anlamına gelmiştir. Yoksulluğun öznesi kadın olmuştur.” Uluslararası literatüre baktığımızda da “yoksulluğun kadınlaşması” (feminization of poverty) konusunun tartışılması 1978 senesine kadar geriye gidiyor.

Son yıllarda yoksulluk nedenli intiharlar gibi yoksullukla çeşitli şekillerde başa çıkma halleri de medyaya oldukça fazla yansıyor. Kadınlara ve çocuklara öncelik verilerek listelenebilecek bir seçki söyle sunulabilir:

 

  • 25 yaşındaki Yüksel Demir, 28 Mart 2011’de Diyarbakır’ın Bağlar ilçesindeki evinde bulunan av tüfeği ile kendini vurdu. 4 tane çocuğu olan Yüksel Demir’in 30 yaşındaki eşi Mehmet Demir işsizdi. Amed Kadın Meclisi, Kardelen Kadınevi, Ceren Kadın Derneği, Bağlar Kadın Kooperatifi, Diyarbakır Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezi (DİKASUM), Selis Kadın Derneği, EPİDEM Kadın Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Derneği ve Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) gibi oluşumların araştırmasına göre, medyaya çoğunlukla “annenin yoksulluk intiharı” olarak yansıyan olayın perde arkasında yoksullukla beraber erkek şiddetinin de yer aldığı belirtildi. Araştırma sonucunda, Mehmet Demir’in ilk eşi Sevinç Öztürk’ün de kendini asarak intihar ettiği ortaya çıktı.  Linkler: Hürriyet - Haber Vitrini - Yüksekova Haber - Mynet                         

 

  • Batman’da Kadın İntiharları: 1990’larda faili meçhul cinayetlerle anılan Batman, aynı dönemde Türkiye ortalamasının üç katına çıkan kadın intihar oranlarına şahitlik etti. Özellikle bu süreçte gerçekleşen kadın intiharları bu bölgede yoğunlaşıyordu. Batman’ın o dönemde OHAL bölgesi olduğu da düşünüldüğü zaman, birçok kadın intiharı OHAL süreciyle bağlantılandırılıyordu ki bu anlayışa göre OHAL süreci bittiğinde de kadın intiharları azalmıştı. Örneğin dönemin Batman Valisi Efkan Ala, “İntihar oranı 1999 ve öncesinde Türkiye ortalamasının üç katına çıkmış, sonraki yıllarda Türkiye ortalamasının altına düşmüştür.” diyor ve ekliyordu, “Batman'daki intihar vakalarının diğer illerden çok fazlaymış gibi bir imajla sunulması doğru değil.”. Ayrıca Vali Efkan Ala’nın belirttiğine göre, idare yapabileceği her şeyi yapıyordu; aile danışma merkezleri ve psikologlar da görevdeydi. Ancak, 2001 yılında bölgedeki intiharlar üzerine “Batman’da Kadınlar Ölüyor” kitabını yazmış olan gazeteci Müjgan Halis aynı fikirde değildi. İntiharların bitmediğini ve azalmadığını, bu anlamda ciddi bir çözümün ya da geliştirilmiş bir projenin geliştirilmediğini, Batman’da konuyla ilgilenebilecek bir sosyal bilimci ya da psikiyatr bulunmadığını ve dahası bulunsa dahi bu kadınlara ulaşma şansının olmadığını söylüyordu. Nitekim Batman Valiliği’nin 2006’da intihar vakaları üzerine hazırladığı bir rapor, 2001 ve 2006 yılları arasında 306 kadın ve 121 erkek olmak üzere 449 kişinin intihar teşebbüsünde bulunduğunu, 44 kadın ve 37 erkek olmak üzere toplam 83 kişinin intihar ettiğini gösteriyordu. Batman’daki kadın intiharlarına eğilen akademisyen Handan Çağlayan’a göre ise, hem bu intiharları hem de bu intiharlarla mücadele yöntemini şiddetin, zorunlu göçün ve yoksulluğun etkileriyle birlikte düşünmek gerekiyordu. Linkler: Bianet - Sabah - Radikal

 

  • Van’da Kadın İntiharları: Van Kadın Derneği’nin (VAKAD) 2015 yılı faaliyet raporuna göre, 2015’te Van’da 25 kadın intihar etti. 18 yaşındaki Nazime Salan, 22 yaşındaki Necla Nazlıcan, 23 yaşındaki İclal Tosun, 23 yaşındaki Elif Arman, 27 yaşındaki Asya Akbulut, 30 yaşındaki Zeynep Armaner, 40 yaşındaki Makbule Hazan bu kadınlardan bir kaçı… Van Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü, Van Yüzüncüyıl Üniversitesi, Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) ve Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi (YAYA-KOOP) ile birlikte intiharlarla ilgili detaylı incelemeler yapan VAKAD, ilgili raporunda kadın olmanın yoksul olmak anlamına geldiğini ve yoksul olmanın öznesinin kadın olduğunu belirtiyor. Nitekim VAKAD’ın kadın intiharları üzerine yaptığı çalışma, intihara sürüklenen kadınlardan yalnızca ikisinin ekonomik durumu orta halli olarak tanımlanabilecekken geri kalanının açlık sınırına yakın yaşadığını ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla, geniş hanede yalnız kalan, eşleri çalışmak için başka yerlere giden bu kadınlar maalesef ne okula ne de sağlığa ayırılabilecek herhangi bir paradan yoksunlar. Bununla birlikte, yoksulluğun şiddet (erkek şiddeti, fiziksel, sözel, cinsel, ekonomik ve dijital şiddet) gibi bir çok başka etmenle iç içe geçebildiğini hem bu raporda hem de adı geçen kadınların ölüm/intihar haberlerini veren gazete haberlerinde görmek mümkün. Nitekim, her yıl içinde sığınmacıların da bulunduğu yüzlerce kadın VAKAD’a şiddetten kaçma/kurtulma, ekonomik ve medikal destek gibi gerekçelerle başvuruyor. Raporda aynı zamanda, kadınların zor durumlarla başa çıkabilme mekanizmalarındaki (eğitim imkanından yararlanma, iş bulma konusunda kolaylık, vs.) yetersizliklerin de altı çiziliyor. Linkler: Birgün - Evrensel - Cumhuriyet 1 - Cumhuriyet 2 - Cumhuriyet 3Milliyet 1 - Milliyet 2 - Milliyet 3 - Milliyet 4 - Şehri Van Gazetesi

 

  • 14 yaşındaki Asleigh Bowes, 30 Ağustos 2014’te İngiltere’nin Macclesfield bölgesinde bulunan evinde  ölü bulundu. Asleigh Bowes ölmeden önce yazdığı notlarda yoksul olduğundan, anoreksiya hastalığından ve arkadaşlarının giydikleri, yedikleri ve annesinin onu motorla okula bırakması gibi pek çok neden ötürü onunla dalga geçtiklerinden bahsediyordu ve buna artık dayanamadığını söylüyordu. Linkler: Karar - Daily Mail - Manchester Evening News

 

  • 48 yaşındaki Ünzile Türkmen 2 Ocak 2016 sabahında Çanakkale’nin Ezine ilçesinde yaşadığı çadırda ölü bulundu. Ünzile Türkmen'in kaldığı çadır, bölgedeki kalacak yeri olmayan Roman vatandaşlarının barındıkları branda ve naylon kaplı çadırlardan biriydi. Ünzile Türkmen’in ölümü üzerine Romanlar, tepkilerin “Burada insanın ölmesi normal. Ocak yok, odun yok. Her yer buz kaplı. Bizlerin de, çocuklarımızın da sonu bu olacak. Yetkililer bizleri görmüyor mu? Gelsinler bir gün yaşasınlar bu çadırlarda, soğukta.” diyerek gösterdiler. Ünzile’nin -8 dereceya varan soğuk hava koşulları nedeniyle öldüğü tahmin ediliyor.  Link: Hürriyet

 

  • Trakya Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü 2. sınıf öğrencisi Dilek Özçelik, 15 Nisan 2013’te Edirne’ye gelen dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın yolunu kesti ve ilaçlarının temini için yardım istedi. Dilek Özçelik'in cebine 200-300 TL civarında para sıkıştıran bakan Dilek Özçelik’in şaşkınlığı karşısında şöyle söylüyordu: “Başka ne yapacağım? İlaçları sen kendin al. Yok, al onu al. Düşürme parayı, cebinden düşürme.” Dilenci olmadığını hatırlatarak, bakanın kendisine verdiği parayı iade eden Dilek Özçelik ise olayı şöyle özetliyordu: “Ben bakanı şans eseri gördüm. Devletin başındaki insanların orada olmalarının sebebinin tüm bireylerin ihtiyaçlarına cevap vermek olduğunu sanıyorum. Hala öyle midir bilmiyorum ama bu düşünceyle kendisinin beni dinlemesini arzu ettim. Ama ben ilaç dedikçe o para dedi.” Olayın medyaya yansıması üzerine Dilek Özçelik’in tedavi masrafları karşılandı. Linkler: NTV - Radikal - Beyaz Gazete - Hürriyet 

 

  • 26 yaşındaki S.A., 2011 senesinin Ocak ayında Antalya’daki bir alışveriş merkezinde bulunan marketten bebek maması, turşu, zeytin, sucuk ve şampuan çaldı. Avukatının beyanına göre maddi sıkıntılar yaşayan ve bebeği için mama çalmak durumunda kalan S.A., bu ürünleri markete iade etmesine rağmen 11 aylık bebeği ile birlikte cezaevine girdi. Olay sırasında yanında bulunan arkadaşı S.Y. de aynı sebepten ötürü tutuklandı. Linkler: Akşam - Samanyolu Haber - CNN Turk - Internationala

 

  • 2,5 aylık Kübra, 17 Ocak 2011’de Samsun’un Tekkeköy ilçesinde beslenme yetersizliğinden ötürü hayatını kaybetti. Kübra’nın babası Murat Bakırcı 2008’de üzerine vinç düştüğü için sakat kalmış ve sakatlığından ötürü çalışamaz hale gelmişti. Kübra’nın annesi Necla Bakırcı ise Kübra’dan önce 5,5 yaşındaki kızı Kumru’yu da kaybettiğini ve dilenerek geçindiklerini söyledi. Necla, temel besinlerden yoksun kaldıklarını, vücudunun Kübra’yı besleyecek sütü dahi üretemediğinden bahsetti. Kübra açlıktan ölmüştü, durum Necla’nın anlatımıyla şöyle özetleniyordu: “Bebeğim açlıktan, parasızlıktan öldü. 2 çocuğum daha var. Onlar da aç. Ekmek almaya paramız yok. … Mecburum dilenmesem tencerem kaynamıyor. Çocuklarım ne yiyecek? Dilenerek aldığım parayla tencere mi kaynatayım, çocuklarıma bez mi alayım, ölen kızıma mama mı alayım? … Sütüm yok. Çayla insanın sütü olur mu? İki günden beri tenceremde yemek yok. Komşularım bir tabak yemek getirecek de çocuklarım yiyecek.” Link: Milliyet

 

  • Henüz nüfusa dahi kayıt ettirilmemiş 40 günlük Ayaz bebek, 24 Aralık 2013 gecesi, Konya’nın Ereğili ilçesinde camlarından bazıları naylonla kaplı olan kerpiç bir evde zatürreden öldü. Ayaz bebeğin annesi Maviş Eşme, yazın tarım işçiliği yaparak geçimini sağlıyordu ve yazları çalıştığı tarlalarda çadırda kalıyordu. Eşi askerde olan Maviş Eşme, Ayaz’ın öldüğü kış havuç toplamak için Konya Ereğli’ye gelmişti ancak hava koşullarından ötürü havuç tarlasında çalışmak mümkün olmamıştı. Tarlada çalışamayınca kağıt ve hurda toplayıcılığı yaparak geçimini sağlayan Maviş Eşme, Ayaz’ın doğumuyla birlikte bu işi de artık yapamıyordu. Okuma yazma bilmeyen, devletten herhangi bir yardım almayan Maviş Eşme, naylonla kaplı camları olan kerpiç odasını çevreden topladığı odunlarla ısıtmaya çalışıyordu; ancak çabaları Ayaz bebeği ısıtmaya ve yaşatmaya yetmedi. Linkler: Hürriyet - Haberler

  • 1,5 yaşındaki Muharrem Taş, 1 Şubat 2014 gecesi Van’ın Yalnıca köyü Çeli mezrasındaki evlerinde rahatsızlandı. Yüksek ateş ve öksürük sorunları olan Muharrem, yolların kapalı olması gerekçesiyle hastaneye yetiştirilemedi, daha doğrusu ailenin yardım talebine karşın bu mezraya ambulans ya da araç gönderilmedi. Muharrem’in bir çuvalın içine sığabilen ve babasının sırtında taşıdığı cansız bedeni medyaya yansıdı. Muharrem’in amcası Abdurrahman Taaş’ın açıklamasına göre, bu olay tamamıyla ihmalden kaynaklanan bir ölüm: “Yeğenim rahatsızlanınca ağabeyim yardım için yetkilileri arayarak yardım istemiş. Fakat hiç kimse ilgilenmedi. Yeğenimin ölüm haberini gece yarısı aldık. Köye kadar arabayla daha sonraki yolu da yürüyerek mezraya ulaştık. Ölen yeğenimi çuvala bırakıp ailesiyle birlikte tekrar karlı yolardan geçerek önce köye, ardından da bir araçla Van’a geldik. Savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Çünkü bu ölümde herkesin suçu var. Eğer zamanında müdahale etselerdi belki yeğenim ölmeyecekti. Eğer yine bize yardım eden olsaydı hastaneye götürselerdi, orada ölseydi Allah’ın takdiri yapacak birşey yok diyecektik. Ama burada büyük bir ihmal var. Biz sorumlu olan herkesten şikayetçiyiz. Yeğenimin cenazesini bile biz o yollardan yürüyerek akrabalarla birlikte getirdik. Sorumluların cezalandırılmasını istiyoruz.” Buna rağmen, Muharrem’in ölümüyle ilgili sorumluluğu olduğu iddia edilen 112 Acil Sağlık Hizmetleri, İl Özel İdaresi, Karayolları 11’inci Bölge Müdürlüğü ve jandarma yetkilileri hakkında yapılan soruşturma bir türlü tamamlanamadı. Link: Hürriyet 

 

 

  • Suriye’deki savaştan kaçan ve Ankara’nın Dikmen vadisinde bir naylon çadırda hayatlarını sürdürmeye çalışan Sonay Said ve Hasan Said’in henüz 36 günlük kızları Ebru, 28 Ocak 2016’da -20 derece soğuk olan havada donarak öldü. Suriye’den geldikten sonra kağıt toplayıcılığı yaparak hayatını sürdürmeye çalışan aile, kağıt toplama işine getirilen düzenlemeyle bu işlerinden de oldular. Dolayısıyla, soğuk hava koşullarında yakacaklarını temin edemeden yaşamak onlar için daha da zor hale geldi. Link: Cumhuriyet

 

  • 10 aylık Aybüke, 4 Ocak 2016 sabahı İstanbul’un Fatih ilçesinde donarak öldü. Anneannesi Canan A. ve Aybüke birlikte yaşıyorlardı ve kalacak yerleri yoktu. Canan A.’nın aktardığına göre, komşularının yardımıyla geçiniyor ve bazı geceler hastanelerin acil servislerinde yatıyorlardı. Aybüke’nin donarak öldüğü sabahın arefesinde bir camide yatmışlardı. Linkler: Diken - Hürriyet - Cumhuriyet

 

  • 36 yaşındaki Cemal Can, 2002 yılında okulların açıldığı ilk gün evinin giriş kapısına kendini astı. 8 yaşında ilkokul 2. sınıfa giden bir oğlu olan Cemal Can, Samsun’da bir apartmanın kapıcılığını yapıyordu. Cemal Can, intihar etmeden önce şunları yazdı: “Ölümümden kimse sorumlu değildir. Çocuğuma kitap ve okul önlüğü alamadım. Ona iyi bakın.” Hiçbir sosyal güvenceleri bulunmadığını söyleyen eşi Şerife Can, Cemal Can’ın ölümünün nedeni olarak parasızlığı gösterdi. Linkler: Sabah - Milliyet

 

  • 48 yaşındaki Emine S., 18 yaşındaki oğlu Soner Semih S. ile 16 yaşındaki kızı Özlem S.’yi dershaneye yazdırdı; ancak şoförlük yapan kocasıyla birlikte dersaneye olan 5 bin TL borcunu ödeyemedi. Dershane yönetiminin senetlerde imzası olan Emine S.’yi mahkemeye vermesi üzerine tutuklandı. Annesinin kendisi yüzünden cezaevine girdiğini düşünen ve bu yüzden bunalıma giren Soner Semih S., 2 Nisan 2010’da Fethiye’deki evinde, tıpkı Ashleigh Bowes gibi, bu duruma daha fazla dayanamayacağını yazdığı bir not bıraktıktan sonra kendisini balkondaki demir çardağa bağladığı iple intihar etti. Link: Hürriyet

 

  • 40 yaşındaki Hacı Oruç, Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde seyyar satıcılık yaparak geçimini sağlıyordu. Eşi Edibe Oruç ve kendisinin 4 tane çocukları vardı. Eşinin aktardığına göre, 15 Ağustos 2010’tarihinde iftar vaktinde eve geldiğinde yemekte ne olduğunu sordu. Edibe Oruç’un evde yemek yapabilecek bir şey olmadığını söylemesi üzerine başka bir odada kendini asarak intihar etti. Linkler: Mynet - Milliyet

 

  • Mersin’de minibüs şoförlüğü yapan 35 yaşındaki Hüseyin Kabadayı, 9 Şubat 2015’te evinde bulunan av tüfeğiyle intihar etti. Çevresine 20 bin TL borcu olan Hüseyin Kabadayı, bu miktarı ödemek için yaptığı kredi başvurusunun reddedilmesi üzerine bunalıma girdi. Ölmeden önce yazdığı notta sevdikleri için hiçbir şey yapamadığından bahsediyor ve onlardan özür diliyordu. Link: Evrensel

 

  • Antalya’da yaşayan 32 yaşındaki inşaat işçisi Ulaş Akın, 8 Şubat 2016’da işten çıkarılması üzerine yardım istemek için Muratpaşa Belediyesi’ne gitti. Belediye Başkanı Ümit Uysal’ın toplantıda olduğu gerekçesiyle talebi reddedilince, yanında getirdiği benzini üzerine dökerek belediyenin önünde kendini yaktı. Hastaneye kaldırılan Ulaş Akın, 9 Şubat 2016’da yaşamını yitirdi. Linkler: Hürriyet - Yurt Haber

 

  • 6 çocuklu Çelik ailesi, Aksaray’da çöpten hurda toplayarak geçimlerini sağlıyorlardı, öğünlerini ise çoğunlukla çöpten buldukları yiyeceklerden hazırlıyorlardı. 20 Kasım 2006’da 14 yaşındaki Aşire Çelik ve kardeşi Kadir Çelik, çöpte açılmamış bir paket salam buldular. Ertesi sabah kahvaltıda bu salamdan yiyen 52 yaşındaki baba Elvan Çelik, 48 yaşındaki anne Raziye Çelik, 25 yaşındaki Makbule Çelik, 20 yaşındaki Serpil Çelik ve evde bulunan torunlar 2 yaşındaki Raziye ve 6 aylık Muhammed ile birlikte hastanelik oldular. Elvan Çelik hayatını kaybetti. 14 yaşındaki Aşire Çelik’in anlatımına göre olay şöyleydi: “Babam hasta olduğundan işe çıkmıyordu. Evde diğer herkes, el arabalarıyla çöplerden hurda toplarız. Kadeşim Kadir'le eve gelirken, Fatih Mahallesi'nde bir alışveriş merkezinin karşısındaki çöpte paketi açılmamış salam bulduk. Salamı aldık. Sabahları kahvaltıyı ben hazırlarım. Yine ben hazırladım. Salamı da sofraya koydum. Ben sofraya biraz geç oturdum. Ben gelene kadar salamı bitirmişler. 'Neden bana bırakmadınız' diye uzun süre ağladım. Kahvaltıdan bir süre sonra babamın midesi bulandı. Kustu. Zaman zaman çöpten çıkan yiyecekleri yerdik. Hiç böyle olmamıştı.” Link: Radikal

 

  • 80 yaşındaki Kore gazisi Muharrem Topçu, 6 Kasım 2009’da Muğla’nın Milas ilçesinde kullanılmayan bir restoranın baraka benzeri kısmında ölü bulundu. Cesedi inceleyen doktorların açıklamasına göre, Muharrem Topçu’nun ölüm nedeni soğuk ve beslenme yetersizliğiydi. Linkler: Sabah - Hürriyet

 

  • 35 yaşındaki Ender Ertekin, 2 Mart 2007 tarihinde Eskişehir’deki bir köfteci dükkanından parası olmadığını söyleyerek köfte-ekmek istedi. Para almadan isteğini yerine getiremeyeceğini söyleyen dükkan sahibini tehdit etti ve hazır bulunan köfte-ekmeklerden ikisini alarak uzaklaştı. Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından gasp suçundan 5 yıl cezaya çarptırıldı. Link: CNN Turk

 

  • Kenan B., 8 Şubat 2014’te Ankara’nın Çankaya ilçisinde bulunan Adalet Bakanlığı Ek Binası önüne geldi ve yayalar için yapılan 5 metrelik iskeleye çıkarak intihar girişiminde bulundu. Kenan B., olay yerine gelen ve kendisini indirmeye çalışan polis ve itfaiye ekiplerine, ikna olması için hasta çocuğuna yardım edilmesini ve ilaç temin edilmesini söyledi. Uzun süren ikna çabaları sonucu Kenan indirildi. Link: Milliyet 

 

  • 33 yaşındaki Gülyemin K., 23 Nisan 2013 günü Antalya’nın Manavgat ilçesinde Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarının yapıldığı alana yakın bir yerde, herkesin gözü önünde boğazına bıçak dayayarak intihara teşebbüs etti. Öncesinde defalarca kaymakamlığa başvuran ancak 250 TL yardım alabilen Gülyemin K., dilekçelerine cevap verilmediğini, işsiz olduğunu ve çocuklarına bakamadığını ve bundan ötürü bunalıma girdiğini söyledi. Gülyemin K.’nin intihar girişimi aynı zamanda bir sesini duyurma eylemi ve yetkililere yapılan bir ikaz niteliği de taşıyordu. Gülyemin K., kendisine yardım edilmemesi ve iş yerleştirilmemesi halinde bu defa kimsenin görmediği bir yerde intihar edeceğini şu şekilde ifade etti: “Eğe bir işe giremez ve aileme bakamazsam son çare canıma kıyacağım. Kimsenin olmadığı bir yerde bunu yaparım. O zaman yardım talebime ve dilekçelerime cevap vermeyenler vicdan azabıyla yaşamak zorunda kalırlar.” Linkler: Mynet - Haberler - İleri Gazetem - Akdeniz Haber

 

  • Bolu’da yaşayan, züccaciye dükkanını kapattıktan sonra emekli olan Arif Turan 6 aydır ev kirasını ödeyemiyordu. 16 Mayıs 2015’te oturduğu apartmanın önünde ev sahibinin oğluyla görüştükten sonra kafasına dayadığı tabancasını ateşleyerek intihar girişiminde bulundu ve hastaneye sevk edildi. Link: Gerçek Gündem

 

  • 34 yaşındaki Ahmet Çakmak 2001 Ekonomik Krizi’nin arefesinde Mamak’ta çiçekçilik yapmayı bırakıp kahvehane açmıştı. Dolar dalgalanmaya bırakılmadan önce 6 bin dolar borç almıştı. Ahmet Çakmak, 4 Nisan 2001 günü, dönemin başbakanı Bülent Ecevit Başbakanlık binasından çıkarken, “Sayın Başbakanım, ben bir esnafım” diye bağırıp elindeki yazar kasayı Başbakan’ın önüne fırlattı. Linkler: NTV - Haber Vitrini

 

  • Atanamayan Öğretmen İntiharları: Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa Aktaş’ın Şubat 2016’da yaptığı açıklamaya göre atanamayan öğretmen intihar vakalarının sayısı 40’ı bulmuştu. Bunun üzerine açıklama yapan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, atanamayan öğretmenlerin intiharlarının bir tür “gösterişçi intihar eylemi sendromu” kapsamında değerlendirilebileceğini söyledi. Bakan Nabi Avcı, teknik tabirini tam bilemediği bu sendromu, “Aslında niyeti olmadığı halde etrafında ilgi uyandırmak veya ilgi çekmek veya isteklerinin yerine gelmesini sağlamak amaçlı” eylemler olarak açıkladı. 2012 yılının Nisan ayında, Diyarbakır’ın İncehıdır köyünde atanmayı beklerken bunalıma giren ve kendini asan 26 yaşındaki Mustafa Kaya ve Aydın’ın Kuyucak ilçesinde 8 yıldır atanamadığı için bunalıma girip intihar eden 33 yaşındaki Alim Koç bu 40 intihar vakasından yalnızca 2’si. Bağımsız Eğitim-Sen’in 2014 yılında 2 bin 132 atanamayan öğretmenle yaptığı araştırmaya göre ise, atanamayan -özellikle atanamama süreleri 3 yıl ve üzeri olan- öğretmenlerin %35’i intihar etmeyi düşündüklerini belirten cevaplar verdiler. Linkler: T24 - Sol Haber - Hürriyet - Haberler


(1) Necmi Erdoğan (ed.) 2007, Yoksulluk Halleri: Türkiye’de Kent Yoksulluğun Toplumsal Görüntüleri, İstanbul, İletişim Yayınları, s.14.