Kültür-Sanat İçeriği

 

Kitap: Gece Sesleri

Yazar: Latife Tekin

 

Latife Tekin’in çok tartışılan romanı olan Gece Dersleri devrimi, yoksulluğu, yeraltını, parçalanmışlığı, kadınlığı ele alıyor. Politik örgüt içerisinde birey olarak kendisini bulmaya çalışan Gülfidan’ın git gide kendi içine dönen ve adeta bir sayıklamaya dönüşen hikâyesini anlatıyor. Devrimci çevrenin ruhunda açtığı gedikten kurtulmaya çabalayan, çabaladıkça dibe savrulan taze bir ruhun izini sürüyor. Zengin bir teknikle ve sarsıcı bir üslupla ilerleyen romanı, en iyi kahramanın ağzından dökülen cümle özetliyor: “Ah hayatım, hiç benim olmadın.”

 

Kitap: Cemile

Yazar: Orhan Kemal

 

Bir aşk öyküsü olan Cemile, yoksul kesimlerin ayakta kalma çabasını, direnişlerini de dile getiriyor. Boşnak kızı işçi Cemile ile dar gelirli Kâtip Necati arasındaki saf aşkı anlatan Orhan Kemal, arka planda yaşanan yoksulluğa, düşmanlığa, ilkesizliğe karşın dayanışma ve dostluğun gücünü vurguluyor.

 

Kitap: Irazca’nın Dirliği

Yazar: Fakir Baykurt

Irazca şu dünyaya geldi geleli gün yüzü görmemiştir. Dertli mi dertli bir kadındır; üstelik genç yaşta dul kaldığından kadınlığını da bilememiştir. Geçimdi, çocuktu, sonra torundu derken sırtı doğru düzgün yumuşak bir yatağa değmemiştir. Yetmezmiş gibi, köyün muhtarı Cımbıldak Hüsnü ile Haceli’yi ev yeri yüzünden düşman beller kendine. Ev işi halloldu, sular duruldu derken, anlar ki, su uyurmuş ama düşman uyumazmış. Bu sefer torunu Ahmet’e kötülük eder düşmanlar; oğlu Bayram ölümlerden döner. Yitirir bir bir dayanaklarını... ve zavallı Irazca’nın ne dirliği kalır ne düzeni. Fakir Baykurt, Karataş köyü ve insanlarını anlattığı ve Yılanların Öcü’yle başlayan üçlemesinin bu ikinci kitabında, "Yoksulluğun gözü kör olsun" dedirtiyor okura. Gücün parayla ölçüldüğü bir dünyada ve işlerin kayırmayla, rüşvetle görüldüğü bir ortamda köylü olmanın, yoksul olmanın ne anlama geldiğini dile getirirken, insanlığın bu acınası haline sanki bir ağıt yakıyor.


Kitap: Parasız Yatılı

Yazar: Füruzan

 

Füruzan’ın Parasız Yatılı’daki kahramanları da zengin akrabaların yanına sığınmış insanlar, fakir düşmüş asilzadeler, el kapılarından medet uman hizmetçiler, beslemeler, çocuklarıyla hayatta kalmaya çalışan anneler, büyük şehirde tutunmaya çalışan insanlar, kimsenin istemediği çocuklar yani hep o ‘fakir fukaradır’.

 

Kitap: Sarı Sıcak 

Yazar: Yaşar Kemal

 

Yaşar Kemal’in bu eserinde anlattığı öykülerin büyük kısmı Çukurova’da geçmektedir. Yazar bu öykülerde Anadolu insanının açlık, pislik, hastalık, sefalet ve çevre koşulları içinde verdiği yaşam mücadelesini konu alır.

 

Kitap: Hüyükteki Nar Ağacı 

Yazar: Yaşar Kemal

 

Yaşar Kemal'in "doğa-insan ilişkilerini en iyi anlamda verdiğim yapıtlarımdan biri" dediği Hüyükteki Nar Ağacı, traktörün tarıma girmesiyle birlikte işsiz kalan yarıcılar ve mevsimlik işçilerin dramını konu alıyor. Kapitalizmin Çukurova'ya düşen büyük gölgesi, her satırla görünür kılıyor. 

 

Kitap: Önce Ekmek 

Yazar: Orhan Kemal

 

Kitaptaki 17 öykünün sekizinin baş kahramanı çocuklar. Kitapta yedi hikâye (Önce Ekmek, Bir Çocuk, Üçüncü, Tarzan, Coni, İncir Çekirdeği, Elli Kuruş), kitap isminin yaptığı çağrışımlara uygun olarak yoksulluk, yoksulluktan kurtulma ümit ve çabaları temasına dayanır.

 

Kitap/Film: Zıkkımın Kökü

Yazar: Muzaffer İzgü

Yönetmen: Memduh Ün

 

Zıkkımın Kökü, Muzaffer İzgü'nün Adana'daki bir gecekondu mahallesinde geçen çocukluğunu anlatan romanıdır. Yer yer mizah, yer yer dram ögeleri yer almaktadır. Kitapta yazar, yoksulluk içinde geçen çocukluk ve gençlik dönemini anlatmaktadır.

 

Film: Canım Kardeşim 

Yönetmen: Ertem Eğilmez

 

Türkiye’nin yokluk yılları… Fakirlik, çaresizlik, mahallede televizyon gelen evler… Kara borsalar içinde kıvranan, yoksulluğa tuş olmak üzere olan toplumumuz kendini izlemek istemiyor perdede. Bundan dolayıdır ki, (Ertem Eğilmez’in ifadesine göre) dönemin en az izlenen filmleri arasında yer almış.

 

Film: Umut 

Yönetmen: Yılmaz Güney

 

Siyah-beyaz olarak çekilen filmde, faytonculuk yaparak yaşamını kazanmaya çalışan Cabbar'ın ve ailesinin içine düştüğü çıkmazlar kurtulmaya çalışması anlatılır. Atı bir arabanın çarpması sonucu ölen Cabbar, ailesini geçindirmek için emeğiyle çalışarak para kazanamayacağını düşünerek, kestirme bir yol aramaya başlar. Aldığı Milli Piyango biletine de ikramiye çıkmayınca, bu kez defineci olmaya karar verir.

 

Film: Serçelerin Şarkısı 

Yönetmen: Macid Macidi

 

Film’de İran kırsalında yaşayan yoksul bir ailenin sıradan hayatının günlük detaylarını anlatılıyor.  Hikayede bir devekuşu çiftliğinde çalışan Kerim çiftlikten bir devekuşunun kaçmasına sebep olur ve bu yüzden işini kaybeder. Kerim günlerce kaçan devekuşunu arar ancak bulamaz sonunda ailesi ve çocukları için hayatta kalmanın yollarını bulmak zorundadır. Kerim’in mücadelesinde soluk soluğa kalışları, hayatta tutunma mücadelesi, bahtsızlıklar ve çocukların yoksulluk içinde yine de yüz güldüren halleri filmde iç içe geçiyor.

 

Film: Cennetin Çocukları

Yönetmen: Macid Macidi

 

Cennetin Çocukları yoksul bir ailenin çocukları olan Ali ve Zehra isimli iki küçük kardeşin öyküsünü anlatıyor. Kız kardeşinin ayakkabılarını tamirciden getirirken kaybeden Ali, kendi ayakkabısını onunla ortak kullanmak zorundadır. Çünkü babalarının öfkesinden çekindikleri için durumu ona anlatamazlar, zaten anlatsalar da babaları yeni bir çift ayakkabı alamayacak kadar yoksuldur. İki kardeş ayakkabılarını değişerek giymek zorunda kalırlar. Zehra, dersten erken çıkar. Ali ile bir sokak arasında ayakkabılarını değişirler. Ali koşarak gittiği halde hep derse geç kalır ve azar işitir. Bir gün üçüncülük ödülü spor ayakkabı olan yarışmaya girmeye karar verir. Amacı üçüncü olup kazandığı ödülü Zehra'ya vermektir. Ayarlamaya çalışsa da birinci olur ama ayakkabıyı alamadığı için çok üzülür.

 

Filmler: Gelin, Düğün, Diyet 

Yönetmen: Ömer Lütfi Akad

 

Gelin: Ömer Lütfi Akad'ın, Türkiye'de göç sorununu ele aldığı ünlü Gelin-Düğün-Diyet üçlemesinin ilk filmi. Filmde, daha iyi yaşam koşulları için Anadolu'dan İstanbul'a gelen kalabalık bir ailenin, bu büyük kentin yaşam pratiği karşısında eski değerlerini yitirip çözülmesi anlatılır.

Düğün: Şanlıurfa'dan İstanbul'a göç eden bir ailenin hikâyesinin anlatıldığı filmde, göç ve başlık parası konuları işlenmiştir.Ailenin erkekleri köyden getirdikleri gelenekleri devam ettirmekte ve kızlarını büyük başlık aparaları karşılığında ilk isteyene vermekte, böylece ekonomik durumlarını da biraz güçlendiriyorlardı.Fakat ailenin kızlarından Zelha bu tutuma karşı çıkar.Zelha, başlık parası karşılığı ile bir anlamda satılan kardeşlerini düğün günü istemedikleri bu durumdan kurtarıyor.Ailenin erkekleri de karşısına alan ve direnişlerine rağmen kendini ve kardeşini kurtarıyor.

Diyet: Lütfi Akad, ünlü üçlemesinin ilk filmi olan Gelin'de göç sorununu, ikinci film olan Düğün'de, göç edenlerin büyük kentte tutunma çabalarını ele alırken, üçüncü ve son film olan Diyet'te ise göç edenleri bir fabrika ve çevresinde işçi-işveren ilişkilerine de yer vererek anlatıyor.

 

Masal: Keloğlan ve İki Padişah 

Derleyen: Tahir Alangu

 

Zamanında bir öksüz kimsesiz Keloğlan varmış.Nerede akşam orada sabah, katıksız yavan, bulunca yer, bulmayınca sırt üstü yatar, yıldızları seyredermiş. Gök yüzünde ne var ne yok, Demirkazık hangisi, ülker terazi hangisi, akrep nerede,kürsü ne yönde hepsini arar bulurmuş. Ana yok baba yok sırtına bir yama vuran, eline bir dilim ekmek veren de yokmuş.

Keloğlan padişahın kızına talip olmuş ama padişah onu hor görür ve mapusa yollamış. Ancak Hint padişahı ordularını gönderip de savaş kapıya dayanınca padişahın imdadına dünyada bir garip başı ile bir yırtık peşi olan, başında poşusu, kimseden de korkusu olmayan Keloğlan yetişmiş. Keloğlan padişahı kurtarmış kurtarmasına da ancak şunu da söylemiş: “Pek iyi, pek has. Siz sorun, biz söyleyelim. Siz şaşakalın, biz arayıp bulalım. Ama siz yine pufla döşeklerde yatın, biz zindan köşelerinde ömür çürütelim. Siz yağlıdan ballıdan, biz de kuru ekmekli acı suludan”

 

Masal: Kibritçi Kız

Derleyen: Hans Christian Andersen

 

Yılın son günü kibrit satmaya çıkmış bir kız çocuğunun acıklı masalı.

Küçük Kibritçi kız yolda ayağına büyük gelen terliklerini de kaybetmişti. Gün boyu hiç kimse bir tanecik bile kibrit satın almamış, kimse beş kuruş vermemişti ona. Zavallı küçük kız, karnı acıkmış, soğuktan donmuş halde karların içinde yürüyordu. Biri hafifçe sokağa doğru taşmış iki evin arasındaki bir köşeye büzülüp oturdu. Küçük ayaklarını altına toplayarak oturmuştu, ama yine de gittikçe daha çok üşüyordu. Buna rağmen eve gitmeye cesaret edemiyordu, çünkü bir tane olsun kibrit satamamış, beş kuruş bile kazanamamıştı. Bu yüzden babasından dayak yiyeceği kesindi, hem zaten ev de burası kadar soğuktu….Sonunda dayanamadı, bir tane kibrit aldı. Duvara sürttü, bir kıvılcımla yandı kibrit! Ne de güzel yanmıştı. Kibrit aleviyle küçük kız düşlere daldı.

Sabahın erken saatlerinde sokaktan geçenler küçük kızı bir evin köşesinde otururken gördüler. Al al olmuş yanakları ve dudaklarında bir gülümsemeyle, yılın son gecesinde donarak ölmüştü. Yeni yılın ilk sabahı, onun küçük bedeni üzerine doğdu; hemen hemen hepsi yanmış bir tomar kibritle orada öylece oturuyordu zavallıcık. “Isınmak istemiş!” dedi herkes. Ama onun ne güzel şeyler gördüğünü, kibrit alevinde ne düşler gördüğünü kimseler bilemezlerdi ki.

 

Hikaye: Salman Bey

Aktaran: Pertev Naili Boratav

 

Salman Bey oldukça fakir bir alimdir, günlerden bir gün padişah hastalanır ve bilinir ki dermanını Salman Bey bulabilir. Fakir alimi padişah çağırır, ancak alim gelemez. Padişahta duruma çok sinirlenir Salman Bey’i cellatları ile yaka paça getirtir. Huzuruna çıkan Salman Bey’e sorar padişah “padişah emrine itaatin yok mudur senin?” Salman Bey’in cevabı ise oldukça anlamlıdır:  “Emre itaatim varsa da ayağıma giyecek çarığım yoktu”.

 

Tiyatro: Sırça Kümes

Yazan: Tennessee Williams

Çeviren: Can Yücel

Yöneten: Jason Hale

 

Tennessee Williams’ın yarı biyografik oyunu “Sırça Kümes”, Büyük Buhran Dönemi’nde Amerika’da geçer. Oyunda, 1937’de St. Lois’de yaşayan parçalanmış bir ailenin yoksulluğa karşı verdiği hayatta kalma çabası anlatılır.

 

Albüm: Garipler 

Sanatçı: Müslüm Gürses
 

1999 tarihli Müslüm Gürses albümü

Garipler

Hor görülenlerin tanrım isyanıdır bu
Sevip sevilmeyenlerin isyanıdır bu
Düzensiz dünyanın günahıdır bu
Yakarsa dünyayı garipler yakar
Yakarsa dünyayı garipler yakar

İsyan ede ede olduk günahkar
Mutluluk bizlere uzaktan bakar
Tanrım bu dünyayı başka kim yakar
Yakarsa dünyayı garipler yakar

Dertleri içine içine sığmayan onlar
Hayatta umudu kalmayan onlar
Sürüne sürüne yaşayan onlar
Yakarsa dünyayı garipler yakar

 

Kitap: Hayta

Yazar: Angeliki Darlasi

Hayta, Latin Amerika'dan yoksulluğa karşı bir örgütlenme hikayesi:

"Yoksulluk yalnızca yiyecek ve barınak eksikliği değildir. Yoksulluk 'hiç kimse' olma duygusudur, kimlik eksikliğidir."

  

Karikatür: Yiğit Özgür