Tartışma- Araştırma

 

Türkiye'de Yoksullukla Mücadelede Sosyal Yardımlar ve Dayanışma Vakıfları

Hatice Kapusuz

Türkiye’de sosyal yardımlar Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı bünyesindeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları Müdürlüğü (SYDVM) tarafından yürütülüyor. SYDVM ile birlikte Kadının Statüsü, Şehit Yakınları ve Gaziler, Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Müdürlükleri gibi bakanlığa bağlı 16 müdürlük daha yer alıyor. Mevcut haliyle bakanlıktan engeli olmayan ve maddi durumu iyi olan yetişkin erkekler dışındaki tüm gruplarla ilgili politika üretmesi bekleniyor. Hali hazırda bakanlığın bu yapısının hantal ve etkili politika üretme konusunda yetersiz olduğunu not düşmekle birlikte, tüm sosyal politika konularının aile içinde ele alınması politik ve ekonomik bir tercih. Zira mevcut yapıda sosyal politikanın öznesi aile haline gelirken, kadınlar sistemde merkezi bir işlev ediniyor. Sosyal politika ve yardım kavramının iç içe geçtiği sistemde bakım  ücretlerinin kadına öndemiyor olmasının ciddi bir ekonomik karşılığı ortaya çıkıyor. Örneğin 888,17 TL’lik engelli bakım ücreti ödenen kadın iş piyasasının ve sosyal güvenceli çalışma olanağının dışına çıkıyor ve kamusal alanda görünürlüğünü kaybediyor. Kadınlar üzerinden işleyen bu yardım sistemi devletin bir çok alandaki sosyal hizmet üretme sorumluluğunu ortadan kaldırırken sürdürülebilirliği mümkün olmayan ve iktidara bağlı bir sisteme dönüşüyor.

Bakanlık bünyesinde yer alan SYDV Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk Devletidir." hükmü doğrultusunda kurulan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu 1986 tarihinde yürürlüğe giren 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu ile kuruldu. Vakıf 1986’da kurulmakla birlikte 2000’li yıllarda aktif bir şekilde kullanılmaya ve bütçeden aldığı pay artmaya başladı. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Müdürlüğü’nün Maliye Bakanlığı tarafından 2014 yılı bütçesi 30.4 milyar TL olarak ilan edildi. Bu mebla 1,3 milyar TL’lik 2002 bütçesinin 11 katı.

Görece tanımlı ve kriterlere göre dağıtılan bakım ücretleri ve çeşitli maaşların yanı sıra SYDV tek seferlik ve kısa süreli yardımlar da dağıtıyor. Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü faaliyetleri illerde valiler ve ilçelerde kaymakamlar başkanlığında oluşturulmuş 1000 Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığıyla yürütülüyor. Vakıfların karar organı, vakıf mütevelli heyetleri.  Heyetler il veya ilçede yer alan; vali (vakıf başkanı), kaymakam (vakıf başkanı), belediye başkanı, defterdar, mal müdürü, il/ilçe milli eğitim müdürü, il sağlık müdürü, il/ilçe tarım müdürü, aile ve sosyal politikalar bakanlığı il müdürü, il/ilçe müftüsünden ve seçime bağlı muhtar, STÖ temsilcisi ile “hayırsever” vatandaşlardan oluşuyor.

Yoksullukla esnek, hızlı ve etkin mücadele iddiasıyla kurulan vakıfların politikleşmesi veya yoksullukla etkin mücadele etmekte yetersiz kalması sıkça dillendiriliyor. Bu bağlamda vakıf saha çalışanları çeşitli sorunları tespit ediyor bunların bir kısmı yardım alanın belirlenmesinin objektif koşullarının olmaması, yardımların yoksulluğu ortadan kaldıracak bir işleve sahip olamaması ve politikaların birbirini tamamlar niteliğinin olmaması olarak özetlenebilir.  

 

Yardım Alanın Belirlenmesinde Yaşanan Sorunlar

SYDV saha çalışanları kurumun insanlara dönük yüzünü oluşturuyor. Başvuruları inceleyen, haneyi ziyaret eden kişilerle ilişki kuranlar saha çalışanları. Saha çalışanlarının ilk olarak dikkat çektikleri nokta mütevelli heyetine ilettikleri formun detaylı bir rapora izin verecek nitelikte olmaması. Bu raporun değiştirilmesi gündeme alınan ancak sonuçlandırılmayan konulardan biri. Çeşitli bakım ücretlerinde bu kriterler SOYBİS sisteminde belirlenmişken yardımlar konusuen standart dışı ve keyfiliğe açık alan. İkinci konu ise mütevelli heyetinde her mahallenin muhtarı yer almıyor,  seçimle tek bir muhtar belirleniyor. Kişileri mahallelerden yardıma yönlendirme yapan muhtarların da bireysel ilişkileri sonuçları etkiliyor.

Saha çalışanlarının hazırladığı raporları inceleyen ve karar verenler ihtiyaç sahibiyle hiç karşılaşmamış heyet üyeleri oluyor. Heyet çoğu zaman kurum temsilcilerinin vekilleri tarafından takip ediliyor. Kısıtlı bilgi ve objektif kriterlerin olmaması bireysel ilişkilerin ve politik ilişkilerin yardım alacak kişilerin belirlenmesinde heyetin kararını etkileyebiliyor. Saha çalışanları bu konudaki önerileri, sahadaki deneyimin sürece dahil olmasının sağlanması ve objektif kriterlerin belirlenmesi doğrultusunda. Ayrıca vakıf çalışanları sistemdeki eksiklikler sebebiyle yaşamayan kişiler üzerinde yardım almaya devam eden insanların olduğunu ifade ediyorlar.

 

Yardıma Bağımlılık ve Kayıt Dışılık

SYDV’den destek almanın koşullarından biri de hanede sigortalı gelire sahip bir bireyin olmaması. Maaşların yoksulluk ve açlık sınırının altında kaldığı Türkiye koşullarında bu durum insanları farklı stratejilere yöneltiyor. Evli çiftlerin boşanıp ayrı yaşıyor gibi davranmaları, insanların sigortalı işlerden kaçınmaları ve oğlu veya kızı çalışan ebeveynlerin çocuklarının onlara bakmadıklarını iddia etmeleri bu stratejilere birkaç örnek. Bu sistem sebebiyle vakfın temel işlevlerinden biri olan yardım alanları iş sahibi yapmak ve bu kapsamda İŞKUR’la yürütülen ortaklık işlevsiz kalmış oluyor. Saha çalışanlarının aktardıkları bir örnek de bir kargo şirketinden gelen iş teklifiyle ilgili. Kurumsal bir kargo şirketi 200 kişiyi asgari ücret, sigorta, yol, yemek dahil işe almak üzere vakfa başvurur ancak vakıftan destek alan sadece 5 kişi işte çalışmayı kabul eder aktarılan örneğe göre. Benzeri iş fırsatlarının kabul görmediği farklı ilçe vakıflarında da dillendirilmektedir.

Yardıma bağımlılık konusunda SYDV saha çalışanları yardım almaya gelen insanlarda gözlemledikleri davranış değişiklerinden de bahsediyorlar. Ancak bu değişikliğin yoksulluğu ortadan kaldıracak bir davranış değişikliği değil aksine bir bağımlılık olduğu ifade ediliyor. Saha çalışanları bir çok insanın ilk etapta mahcup ve çekingen davranıren daha sonra daha buyurgan ve yardıma bağımlı bir davranış biçimi geliştirdiğini ifade ediyor.

Vakıflar aracılııyla yürütülen sosyal yardımların yoksullukla mücadele noktasında yoksulların kısa vadede acil ihtiyaçlarını gideren ancak uzun vadede bağımsız kendi geçimlerini sağlar hale gelmelerini sağlamadığı tüm saha çalışanları tarafından dillendiriliyor.
 

Bütüncül Sosyal Politika

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına başvuranların tamamına yakını kadınlardan oluşuyor. Saha ziyaretleri sırasında şiddet ve istismar vakalarıyla karşılaşan saha çalışanları bütüncül bir sosyal politika yokluğu sebebiyle zorluklar yaşıyor. Zira bakanlık bünyesinde yer alan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) ve Çocuk Hizmetleri Birimleri bütünleyici bir işlev yürütmüyor (Mor Çatı Derneği ŞÖNİM Raporu için tıklayınız). Tespit edilen şiddet vakaları sonucu ŞÖNİM’lere yönlendirilen kadınlar kısa süre sonra şiddet gördükleri ortama geri dönmek durumunda kalıyorlar. Çocuk istismarın tespit edildiği durumlarda da çocukların daha fazla zarar gördüğü durumlar sebebiyle saha çalışanları müdahale etmekte zorlandıklarını ifade ediyorlar ve sistemi koruyucu bulmadıklarını belirtiyorlar. Buna ek olarak sistemden doğan çeşitli yardım alma stratejileri (boşanmış gibi davranma) çocukların araçsallaştırılma, yalan söylemeye zorlanma ve benzeri travmatik süreçlere sokuyor.
 


 

Yoksullukla Mücadelede Hak Temelli Bir Örnek: Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği

Hatice Kapusuz

Gerek Türkiye gerek dünyada yoksullukla mücadele için yardım programları, fon ve hibeler gibi bir çok araç geliştiriliyor. Buna rağmen yoksulluk her ölçekte artıyor ve derinleşleşiyor. Sarmaşık Derneği bu durumdan ve yardım alan kesimlerin hayatlarını değiştirme potansiyeline ve isteğine sahip olmamalarından yola çıkarak dernek bildirgesini yoksullukla mücadele ve sürdürülebilir kalkınma ilkesi ekseninde oluşturdu.

Dernek sosyo-ekonomik açıdan zor durumdaki ailelerle birlikte, üretim mekanizmalarının dışında kalan yaşlılar, engelliler, eşinden ayrılmış ya da eşi ölmüş çocuk sahibi kişiler, sürekli tedavi gerektiren hastalar gibi grupları hedefliyor ve destekliyor.

Dernek destek vereceği aileleri belirlemek için öncelikle faaliyet göstermeye başladığı Diyarbakır'da bir yoksulluk haritası hazırladı. Bu araştırma sonucu tespit edilen 28.000 aileden ilk olarak en mağdur 3000 aile dernek tarafından öncelikli olarak belirlendi.

Dernek destek süreçlerinde ailede çalışabilecek yaşta erkek birey olmamasını bir kriter olarak alarak, yetişkinlerin iş arama süreçlerinden düşmelerine sebep olacak bir yardım politikasından uzak duruyor. Derneğin diğer önemli bir ayırt edici özelliği, yardımlarını gıda bankası üzerinden yaparken insanların damgalanmasına neden olabilecek uygulamalardan kaçınması. Bu doğrultuda dernek logosu ambalaj veya poşetlerde kullanılmıyor. Ayrıca desteklenen ailelere gıda bankasında kullanabilecekleri kuponlar verilerek ve ailelerin kendi özgün ihtiyaçlarına göre hareket etmeleri sağlanıyor.

Sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda Sarmaşık  Derneği desteklediği ailelerde hem çocukların okul süreçlerine destek veriyor hem de aile bireylerini güçlendirmeye çalışıyor. Ek olarak gıda desteği verilemeyen ailelere dönük mesleki eğitim kurslarının verilmesi derneğin yoksullukla mücadele kapsamında yaptığı çalışmalar kapsamında yer alıyor.

Sarmaşık Derneği Gıda Bankasının ve diğer destek mekanizmalarının finansmanı içinde sendika şubeleri, odalar, temsilcilik ve sanayici ve işadamları dernekleri gibi 40'tan fazla kurum, kuruluş ve bireylerin  katkılarıyla sağlanıyor.

 

Gıda Bankası Ortakları

http://www.sarmasik.org.tr/detay/gidabankasiortaklari/

Gıda Bankası Projesi

http://www.sarmasik.org.tr/sarmasik/dosya/file/proje.pdf

 


Van’da Kadın İntiharları ve Kadın Yoksulluğu

Gülmay Gümüşhan - YAKA-KOOP

 

VAKAD ve YAKA-KOOP 2015 yılında Van'da intihara sürüklenen en büyüğü 55 en küçüğü 10 yaşındaki 25 kadın ve kız çocuğunun ailelerini ziyaret etti ve görüşmeler yaptı. Bu ziyaretlerde kadınların ve kız çocuklarının hikayelerinin büyük oranda ortaklaştığı ortaya çıkıyor. Görüşmelerde ortaya çıkan en çarpıcı nokta ise tüm ailelerin intihara sürüklenen aile bireyine dair “bir sorunu yoktu” ifadesini kullanıyor olmaları. Aileler çocukları yakınları veya eşleri intaharla sonuçlanan bu süreci yaşarken bundan bihaberler.

İntihar vakalarından 4’ünde erken yaşta evlilik söz konusu. 2 vaka dışında açlık sınırına yakın bir yoksulluk gözlemlenirken; kadınların destek alabileceği bir mekanizmanın olmaması, kadınların bir araya gelebileceği, iletişim ve dayanışma kurabilecekleri bir sosyal alanının da artık kalmadığı hikayelerin ortak noktası. Daha önce çeşmelerde bir araya gelen kadınların bugün için bir araya gelebilecekleri hiç bir sosyal mekan yok. Kız çocukları için tek sosyal alan olan kuran kurslarına, çocukların 9-10 kez gittiği belirtiliyor.  Ziyaret edilen evlerde sürekli televizyon açık ve gün boyu dini içerikli programlar takip ediliyor.  

İntihar vakalarının çoğunda eşin çalışmaya şehir dışına gittiği, kadının geniş aile içinde yalnız kaldığı ve şiddete açık hale geldiği görülüyor. Bu haneler içinde kadınların neyle karşılaştıkları, ne yaşadıkları bir muamma. Evli kadınların kendi aileleriyle bağlarının kopuk olduğu, herhangi bir şiddet durumunda ailelerinden destek alma olanaklarının olmadığı, destek taleplerinin çevre baskısı sebebiyle geri çevirildiği tespit edilebiliyor. Kadınların şiddet durumunda gidebilecekleri diğer kamu servislerinin ise esamesi okunmuyor veya kadınları koruyucu bir işleve sahip değil. Kadınların şiddetle karşılaştıklarında aile, muhtar, parti, jandarma veya diğer kamu kurumları “aile içinde” olur söylemi ile kadınları evlerine gönderiyor. Bu geri dönüşlerin bazıları kadı cinayeti ve  intiharı ile sonuçlanıyor.

Kız çocuklarının intihar vakalarında; çocukların okula gönderil-e-mediği ya da okuldan alındıkları, babanın işsiz olduğu veya düşük ücretle çalıştığı, annenin ciddi sağlık sorunları yaşadığı, kardeş bakımının ve ev işlerinin bu kız çocukları tarafından yürütüldüğü görülüyor. Görüşmelerde kız çocuklarının eğitiminin devam edebileceği bir okulun,  kadınların sağlık hizmeti ve bilgi alabilecekleri sağlık kurumunun olmadığı ortaya çıkıyor. Yoksulluğun çevrelediği yaşam alanlarında sağlık ve eğitim olanaklarına ulaşmada ciddi sıkıntılar söz konusu. Kadınlar sağlık ocaklarının bilgi ve sağlık hizmetleri konusunda daha işlevselken aile hekimliğiyle bunun ortadan kalktığını belirtiyorlar. Yoksulluk sebebiyle kız çocuklar kadar erkek çocuklarda erken evlendiriliyor.

 

İntihar vakalarından bazıları ise şu şekilde:

10 Yaşındaki XX.

XX.’in annesi hasta, kardeşlerine bakıyor, ve ev işlerini yapıyor. İntihar ettiği gün önce yemek hazırlamış ve kardeşleriyle babasına göndermiş, namaz kılıp intihar etmiş.

18 Yaşındaki XX.

Çocuk yaşta evlenmiş, eşinden şiddet görmüş. Şiddetten kaçmak için ailesine dönmüş ancak baba dedikodu olur diye eşinin evine geri göndermiş. Şiddetten tekrar kaçtığında bu sefer yetiştirme yurduna yerleştirilmiş. İntihar teşebbüsleri olmasına rağmen 18 yaşı dolduğunda yetiştirme yurdundan çıkarılmış. Hiçbir takip ve danışma desteği sağlanmamış ve çevre baskıları sonucunda intihar etmiş.

XX.

Doğum yaptıktan 8 gün sonra intihar etmiş. Doğum sonrası bir destek almamış. Kocası “bir sorunumuz yoktu” diyor. Aile oldukça yoksul.

17 Yaşındaki Leyla Bedir

Tek odalı bir evde yaşıyor, kardeşlerine bakıyor. Okuldan alınmış, ev işlerini yapıyor, annenin sağlık sorunları var.

14 Yaşında R.S (Orta Okul Öğrencisi)

Diğer vakalardan farklı olarak ailede kopukluk yok. Yoksulluk sebebiyle okula yürüyerek gidiyor babasından harçlık almamaya çalışıyor. Babasının yoksulluğuna üzüldüğü için intihar ettiği düşünülüyor.

16 Yaşında. Ş.B.

Eşiyle kaçarak evlendi. Kocası yaralama sebebiyle cezaevindeyken aile baskısı sebebiyle intihar etti. İntihar ettiğinde 3 aylık hamileydi. Gülmay Gümüşhan, eşle konuştuktan sonra intihar eğilimi tespit etti ve bu konuda cezaevini uyardı. Ancak önlem alınmadı ve bir süre sonra eş de intihar etti.

21 Yaşındaki N.Y.

Zorla evlendirilme vakası. Düğünden 1-2 hafta önce intihar etti.

30’lu Yaşlarda Zeynep Almanar

3 Çocuğu var. Tandır evinde astı kendini. Aile bir sorunu yoktu diyor.

27 Yaşındaki Asya Akbulut

Erken evlilik, şiddet görüyor, akraba evliliği, eşi şehir dışında çalışıyor. Şiddetten kaçmak için ailesine dönmüş ama geri gönderilmiş.

 


              

Burcu Şentürk[1] ile "Kadın ve Yoksulluk" Söyleşisi

 

Yoksulluk hane içinde en çok kimi vuruyor?

Yoksulluk da kriz anlarından bir tanesidir ve en kırılgan olanı vurur. Hanelerde kim kırılgansa onu vuruyor. Hastadır, engellidir. Erkeklere göre kadınları daha çok vuruyor. Çünkü kaynakları daha kısıtlı. Kaynaklara ulaşabilecekleri alanlar daha kısıtlı. En basitinden dışarı çıkmaları, iş aramaları, erkeklere göre daha zor. Yoksulluk en çok kadınları etkiliyor, yoksulluktan çıkma mekanizmaları daha az olduğu için de kadınlar yoksullukla daha fazla baş etmeye çalışıyor.

 

Kadınlar yoksullukla baş etmeye çalışırken, kadın dayanışması, komşu dayanışması var mı? Yoksa toplum içinde yoksulluğun 'ayıp sayılması' sebebiyle hane içinde mi kalıyor?

Kentlerin yerleşimine baktığınızda, fakirler fakirlerle zenginler zenginlerle oturuyor. Bu nedenle utanılacak bir şey yok çünkü komşunun durumu da aynı, zaten her şey çok ortada. Bu bir anlamda yoksulları koruyan bir şeye de dönüşüyor. Diğer yandan da gettolara hapsedilmiş oluyorlar.

Dayanışmayı elbette var. Birbirleri ile maddesel şeyleri paylaşıyorlar. İnsanlarda zaten paylaşacak pek bir şey de yok. Genel olarak Türkiye'de krizlerin patlamama sebeplerinden biri olarak aile dayanışmasından da söz edilir. Yanılmıyorsam Şebnem Eroğlu'nun çalışmasında yer alıyordu. Görüşülen kadın, “yoksuluz bu yüzden aileden kimse bizimle görüşmek istemiyor. Çünkü para isteyeceğimizi düşünüyorlar” diyor. Böyle bir durum da var. Senin gibi olmayan insan seninle görüşmek istemiyor.

 

Peki yoksulluk halinin azaltılması için bir manevi dayanışma var mı?

Bu kesinlikle var. Bu sadece yoksullukla ilgili bir durum değil. Alt sınıflar özel olanı daha rahat kamusallaştırır. Örneğin alt sınıftan bir kadın kocasından dayak yemesini daha rahat ifade eder, gelir bakımından daha üst sınıfta yer alan bir kadın ise bunu rahat ifade edemez. Şöyle şeylere tanık oldum. Mesela bir kadın var ve kocası eline geçen bütün paraya el koyuyor. Komşu kadın o kadın adına parayı evinde saklıyor. O kadın için hayli tehlikeli bir durum. Tabi dayanışma ile rekabet iç içe. Gecekondu yapımlarını anlatırken insanlar hep “konu komşu geldi yardım etti” der, sonra der ki biri şikayet etmiş gecekondusu yıkıldı. Kim şikayet edecek oradan biri şikayet edecek! Biz biraz romantize ediyoruz, yoksulluğu ve gecekonduları. Sosyal yardımlar meselesinde de durum böyle.

 

Sosyal yardım meselesine gelirsek, bu yardımların insanlar üzerinde bir etkisi var mı?

Tabi ki var. Kadınlar bu yardımlar sayesinde dışarı çıkabiliyor. Sanırım iktidar bunu istemiyordur, yan etki gibi görüyordur. Şöyle sosyal yardımdan faydalanmak için bir takım evrakların, süreçlerin takip edilmesi gerekiyor. Erkekler bu işin peşinden koşmuyor. Bunun iki nedeni var, birincisi erkeklerin çoğu zaten ücret getiren bir işte çalışıyor, ikincisi ise erkekler haneyi geçindirmeme durumundan utanıyorlar. Toplumsal cinsiyet rejiminde erkeklerin eve ekmek getirmek gibi bir görevleri var ve sosyal yardımlara başvurmak görevlerini yerine getiremediklerinin kanıtı. Mesela ben şöyle şeyler duyuyorum kadınlardan, “Kocam bana başvurma dedi, gizli başvurdum. Yardım gelince de sesinin çıkartmadı. İşte kocam başvurma dedi, ben başvurdum. Eşim işe girince hemen iptal ettirdi.”

Kadınlar bu başvurular için çok meşru bir şey için dışarı çıkıyorlar ve kurumlarla muhatap oluyorlar. Bu bir özgüven geliştirmesine neden oluyor. İlk defa bir talebini devlete iletiyor ve karşılığını alıyor. Kendi içlerinde muhteşem bir bilgi paylaşımı var. Deneyimlerini birbirlerine aktarıyorlar. Bilgiyi saklamıyorlar.

 

Bu geliş-gidişler kadınlarda bir dönüşüme neden olmuş mu? Sonuçta bu gidiş-gelişler sınırlı bir zamanda olup bitiyor?

Birebir bunu gözlemlemedim. Olacağını teorik olarak tahmin ediyorum. Bunu sosyal yardımları övmek için söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Barınma Hakkı bürolarında çalışan, 50 yaş üstünde kadınlarla görüştüm. Onlar olayı anlatırken, “Ben gittim kaymakamla konuştum. Beni seçtiler çünkü ben her yere girip çıkıyorum, ilkokul mezunuyum ama...” diyerek, özgüvenle anlatıyor.

Yardımlar yoksullar arasında tuhaf bir rekabeti de beraberinde getiriyor. Tuhaf bir şey... Yardım gelen ev, gelmeyenle aldıklarını paylaşıyor. Bunu yaparken yardım alanları şikayet de ediyorlar. Kimse bunu birinci ağızdan söylemiyor tabi. “yardımı vardı kesildi” pasif cümleleri ile anlatılıyor. Yardımı paylaşırken aktörler, şikayet edilip iptal edildiğinde ise edilgenler. Bunun nedeni de şu aslında yoksul insanların sosyal yardım politikalarına, bunların belirlenme süreçlerine ilişkin bir etkileri yok. Müdahale edebilecekleri tek mekanizma, şikayet mekanizmaları. Onu da kullanıyorlar.

 

Peki yoksulluk şiddetin artmasına neden oluyor mu?

Kesinlikle söyleriz. Orta ve üst sınıf kadınların şiddetle karşılaşma olasılığı ile yoksul kadınların şiddete uğramaları arasında kuşkusuz fark var. Kaynaklar az olunca rekabet ve gerginlik artıyor. Erkekler o gerginlikle şiddetle baş ettikleri için yoksul hanelerde şiddet daha yoğun yaşanıyor.

 

Görünür mü peki?

Evet, çünkü kadınlar söylüyor. Bu utanılacak bir şey değil çünkü. Kendi aralarında da siz sorduğunuzda da rahatlıkla anlatıyorlar.

 

Yoksulluk kadınlar için ne tür yoksunlukları beraberinde getiriyor?

Kadınlar yoksulluğu çocukları üzerinden deneyimliyor. Kadınlar yoksulluk halini çocuklara bir şey alamamak, istediklerini yerine getirememek üzerinden dile getiriyorlar. Kesinlikle kendileri üzerinden dile getiriyorlar. Muhteşem bir adanmışlık hali var bu anlamda. Mesela bir sürü kadın çalışmak istiyor, “Çocuğuma bir şey almak isterken kocama el açmak istemiyorum” diyor. Birleşmiş Milletler'in tek ebeveynin olduğu yoksul haneleri incelediği bir çalışması var. O çalışmanın sonucuna göre kadın ebeveynin olduğu evin refahı daha yüksek çıkıyor. Çünkü kadın haneye harcıyor. Zaman istatistikleri de böyle, kadınlar zamanlarının büyük kısmını başkalarına ayırıyor. Ha keza para için de böyle. Erkek çocuğunun ihtiyaçlarını kısabiliyor mesela ama kadınlar bunu yapmıyor.

Ege Mahallesi'nde görüştüğüm bir kadının anlatımı bu konuda bir hayli ilginç. Kocası işsiz ve 'ipe sapa gelmeyen', suça bulaşmış da birisi. Tek göz bir evde yaşamaya çalışıyorlar. Bütün bunlara rağmen, “Çocuğuma okulda kağıt dolduruyorlar. Babasının mesleğine bir şey yazsa fena mı olur?” diyor. Çocuğunun yaşayacağı onur kırıklığını düşünüyor.

 

Mezhebin kadınların hayatına bir etkisi var mı peki?

Var. Bir kere Alevi kadınlar daha rahat hareket ediyorlar. Daha rahat dışarı çıkıyorlar, ev işlerini rahatlıkla paylaşıyorlar. Mesela mahalledeki Kuran kursuna izin istemeden gidemeyen Sünni kadınlar vardı. En azından yoksulluk baskısını daha az hisseder diyebiliriz.

 

Yoksulluk kadınlarda karakteristik bir etki bırakıyor mu?

Daha girişimci oluyor kadınlar. İnsanlar zorda kaldıkları için daha stratejik düşünüyorlar. Hayatla baş etme özellikleri artıyor, yaratıcı stratejileri artıyor. Mesela parası arttığında dışarıda harcayan bir koca ile baş etmek için evde yağ olmasına rağmen, yağ bitti deyip yenisini aldırmak olanı saklamak gibi. Bunlar küçük şeyler gibi gelebilir ama bu bir düşünüş tarzını da beraberinde getiriyor.

 

Yoksulluk medyada ya da filmlerde, edebi eserlerde hep dramatize ediliyor. Sizin anlattıklarınıza göre durum biraz daha farklı?

Ben Ege Mahallesi'ne aslında yoksulluk çalışmaya gitmiştim. Ama oradaki insanlar kendilerini yoksul görmüyor. Görüştüğüm kadınlardan biri, kocası kendisini terk edip başka bir kadınla yaşamasına, 3 m²lik bir alanda yaşamasına, düzenli geliri olmamasına rağmen kendisini orta halli olarak ifade ediyordu mesela. İnsanlara ısrarla “Bir insanın ne kadar geliri olsa rahat yaşar?” sorusunu soruyordum, insanlar genelde ellerine ne kadar geçiyorsa onun iki katını söylüyordu. Kimse kendine yoksul demiyor. Bunun nedenlerinden biri şu, bu insanların çoğu kırsallardan kente gelmiş insanlar. Maddi olarak değil sadece, hastaneye, hizmete daha rahat ulaşıyor. Bence 90 sonrası doğan kuşak yoksulluğu biraz daha fazla hissedecek. Köyden kestikleri an, kıyaslayabilecekleri bir hayat yok. Kendisine yoksul demeyen insanlara yoksul demek ne kadar doğru...

 

[1] Burcu Şentürk, Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde çalışan bir akademisyen. Toplumsal Yapılar, Kentleşme, Örgüt Sosyolojisi, Nitel Yöntemler, Çatışma Çözümü hakimi olduğu konular arasında. Şentürk ile bu dosya için görüşmemizin nedeni ise doktora tezi için başlayan, sonrasında kitaba da çevrilen Ankara Ege Mahallesi'nde gördükleri, tanık oldukları. Burcu Şentürk, doktora tezi için Ankara'nın dışında, farklı siyasi görüş ve etnik kökenlerden insanların ikamet ettiği bu mahalleye yerleşmiş. Olanı biteni, mahalle halkının yaşamına dahil olarak gözlemlemiş, ortaya hem bir tez hem de “Bu Çamuru Birlikte Çiğnedik” kitabı çıkmış. Hafıza Kaydı olarak, kadın ve yoksulluk hallerini Şentürk'ten de dinlemek istedik.
 

 

Kadın İntiharları ve Yoksulluk - Batman Örneği

Evin Güleker / Derya Demir

Batman 2000'li yılların başında hızla artan kadın intiharlarıyla gündeme geldi. Bu gündeme geliş biçimi şehirdekileri oldukça rahatsız etti. Farklı tartışmalar ekseninde kadın intiharı - kadın cinayeti veya intihara sürüklenen kadınlar gibi farklı biçimlerde tanımlansa da durum kent imajını ve tanımlanışını aşacak oranda ciddiyet taşımaktaydı.

Batman'da gerçekleşen intiharlara bakarken öncelikle 2000'li yılların başında değişen ceza kanunu kapsamında "töre cinayetlerinde" haksız tahrik indiriminin kaldırılmasını not etmek gerekiyor. Ceza kanunundaki bu değişikliğin bazı kadınların intihara zorlanmasıyla sonuçlanması mümkün görünüyor. Bu süreçte evin erkek çocuğunun Hasankeyf'ten kız kardeşini attığını ve intihar süsü verdiği çeşitli örnekler var. Veya Batman'da yaşanan intihar olaylarının bir çoğunda kendini asma yöntemi kullanıldığı için eşini öldüren bir adamın eşini kendi evinin klozetine asmış süsü vermesi gibi örnekler var.

Batman  1990'lardan sonra hızla göç almış kentleşme dinamiği çok genç bir şehir. Göçün en fazla yaşandığı Petrolkent Mahallesi ve onun etrafını yüksek duvarlarla ören TPAO ve Tüpraş KBU duvarları aynı zamanda sosyo-ekonomik  sosyo-kültürel faklılıkla da örüyor ve kentleşmeye yeni adım atmış bu şehirde uçurum yaratıyor. Bir yandan yoksul ve yoksun kesimler diğer yandan Hizbullah'ın şehirdeki varlığı ve yarattığı korku kadınların ve ailelerin üzerinde silinmemişken üzerine ekonomik baskılar yaşayan kadınlar bu basınç altında farklı  çıkışlar arasa da imkansızlıklar nedeniyle erkek intihar oranın iki katına çıkan bir kadın intihar oranı Batman'da kendini gösteriyor.

Burada kadınların tek tek hikayelerine bakıldığında kadınların çoğunun sosyo-ekonomik olarak alt sınıfa ait oldukları ancak öyle olmadığı durumlarda da hane içinde yoksunluk yaşadıkları ve olası bir ayrılma durumunda "0" noktasında hayata devam etmek zorunda kaldıkları görünüyor. İntihara sürüklenen kadınlar  veya kadın örgütleriyle görüşme yapmaya gelen kadınların eğer çocukları varsa son raddesine kadar şiddete, baskıya ve yoksulluğa dayandıkları ancak çocukları elinden alınan kadınları hayatta tutacak başka hiç bir varlık ve dayanakları olmadıkları ortaya çıkıyor. Ya da şiddet ve baskıya eklenen ekonomik şiddetin kendileri için her şeye katlanan kadınların çocukları için çaresiz kaldıklarında intihara başvurdukları gözlemleniyor. Son olarak intihara sürüklenen kadınların hikayelerinde ne kamu ne de aile güçlendirici bir unsur ve yaşam kaynağı değil.

 


Kadın İntiharları ve Yoksulluk - Sur Örneği

Evin Güleker

Diyarbakır'ın Sur ilçesi 1990 sonrası zorunlu göçle köyden kente gelen ailelerin yerleştiği yerlerin başında geliyor. Bu durum ilçenin sosyo-ekonomik profilinde büyük değişikler yarattı. Savaşın yarattığı bu değişim sonuçlarını en fazla kadın ve çocukların yaşamında gösterdi. Yoksulluk burada yaşayan kadınların hayatının bir parçası haline gelmiş durumda. Kadınlar yaşamın gerisinde tutulan, evden dışarı çıkamayan, çıksa da bu son derece zorunlu hallerle sınırlı alanlarda yaşamak durumundalar. Örneğin kadın merkezlerine şiddet başvurusuna gelen bir çok kadın hastane gerekçesiyle evden çıktığını ifade ediyor. Aynı zamanda burada yaşayan aileler için evde çalışacak yaşta erkeğin olmadığı, ya cezaevinde ya da çeşitli nedenlerle hayatlarını kaybettiği  durumlarda söz konusu. Bu tür durumlarda kadınlar kendilerini hiç hazır hissetmediği halde ağır ve güvencesiz işlerde çalışıp bir yandan da sömürülüyor. Diğer yandan kadınlar çocuklarını bırakacak bir alan bulamadığı için çoğu zaman işi bırakarak parasız kalmak ikilemi yaşıyorlar. Çalışır durumda olan erkeklerin geleneksel olarak edindiği işlerin karşılığını kentte bulamaması toplumsal şiddetin de erkek üzerindeki baskısı ev içindeki kadına yansıyor. Bu sebeple Sur içinde yaşayan kadınlar çoğunlukla mutlak bir yoksullukla baş etmek zorunda kalıyorlar.

Kadın merkezlerine başvuran kadınların hikayeleri:

  • Kadın merkezlerine destek almak için başvuran bir kadın sadece günlük yiyecek talebinde bulunuyor ve yaşadığı şiddeti öncelikli sorunu olarak göremiyor, çünkü bir bebeğini emziremediği için açlıktan kaybetmiş. Neredeyse iki milyon nüfuslu bir kentte açlıktan bebeğini kaybeden bir anne için şiddet başrolde.
  • Bir başka genç kadın ise zorla küçük yaşta evlendirilmiş okuldan alınmış üzerine gelen kuma ve şiddete rağmen sadece bir dikiş makinesi istiyor. Kadının tek amacı kimseye muhtaç olmadan yardım almadan bebeğine mama ve bez parası elde edebilmek için dikiş dikip satmak. Ancak bunu da eşinden gizli annesinin evinde yapmak zorunda.
  • Bir başka kadınla ise tanışamıyoruz, bir sokakta evde cesedi bulunmuş. kendisi hakkında tek tanımlayıcı ifade ise yalnız yaşayan sarı saçlı bir kadın olduğu. Banyoda günlerce öylece yerde kalmış kan içinde. Cinayet mi intihar mı tartışılırken aslında gebe olduğu düşük yapıp kan kaybından öldüğü ortaya çıkıyor. Kadın yakın zamanda eşinden ayrılmış ancak aile bu durumu kabul etmediğinden yalnız ev tutup çalışıyor.
  • Bir başka savaş ve göç dalgası Suriye savaşıyla Sur'a geliyor ve yine görüştüğümüz genç bir kadın yaşadığı durumu şöyle anlatıyor: "tüm bu vahşete rağmen hayatta  isem yani  intihar etmediysem çocuklarım içindir" diyor.
  • Bir başka danışanla ensent olayı sonrası iletişime geçiyoruz. Durumun vahameti bir yana ailenin yoksulluğu insanlık onurunu ayaklar altına alacak durumda. 16 yaşındaki ensente uğramış genç kızla görüşmemizde ailenin tek odalı bir evin içinde sekiz kişi yaşadığını görüyoruz. Sabah kahvaltısında sofrada sayıyla zeytin, ekmek ve çaydan başka bir şey yok. Görüşmede annenin tüm olayları bildiğini ve intihara teşebbüs ettiği çok sonra uzun süren görüşmelerden sonra ortaya çıkıyor.