BAĞLANTILI OLAYLAR

 

Alevilerin uğradığı ayrımcılık ve hak ihlallerinin, yaşadıkları baskı ve katliamların uzun bir geçmişi var. Osmanlı dönemi bir yana, Dersim Katliamında öldürülen 13 bin insan; Erzincan, Malatya, Hatay, Elazığ, Maraş, Çorum, Sivas ve İstanbul Gazi Mahallesi’nde yaşanan olaylarda öldürülen yüzlerce insan... Devlet önlem almakta, Alevi yurttaşları korumakta, failleri ve sorumluları cezalandırmakta çoğu zaman yetersiz kaldı. Hatta devlet güçlerinin veya yetkililerinin birtakım olaylarda doğrudan, birtakım olaylarda ise dolaylı olarak saldırganları desteklediği belgelendi. Bugün bu illerin bazılarında valilikler olaylarda hayatını kaybedenler için anma yapılmasına bile izin vermiyor…

Galeyana geldik durduk...

Alevilere yönelik baskı, ayrımcılık ve saldırılar konusunda tüm sorumluluk devletlere, hükümetlere ya da siyasilere ait değil. Farklı gerekçelerle başlayan olaylarda bile, Alevi düşmanlığı içeren ifadelerin olaylara yön vermesi, toplumda, siyasetten ve devletten bağımsız bir nefret ve önyargı zihniyetinin egemen olduğunu gösteriyor. Olaylar belli aktörler tarafından planlanmış ve “azmettirilmiş” olsa bile, yerel halkın da bu saldırılarda bizzat yer aldığı birçok görgü tanığının ifadesinde geçiyor. Birçok bağlantılı olay, aynı nefret söylemleri üzerinden yürüyen saldırıların basitçe galeyana gelmenin ötesinde nedenleri olduğuna işaret ediyor. Bu nedenlerle her birimiz, hep beraber ve bizzat yüzleşmedikçe, şiddet ve nefretin sonu gelmeyecek gibi görünüyor…

 

  • 1937-38 Dersim Katliamı ve Sürgünü: Dersim bölgesindeki isyanı bastırma gerekçesi ile yapılan askeri harekatlarda, Kürt ve Zaza Alevilerden, bilindiği kadarıyla, 13 bin 160 kişi öldürüldü ve 11 bin 818 kişi sürgün edildi. 24 Kasım 2011’de, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, AKP il başkanları toplantısında yaptığı konuşma sırasında devlet adına dilediği özür, katliamı kamuoyunun gündemine taşıdı. Erdoğan’ın dilediği özür sırasında yaşananların niteliğinden çok, CHP’nin olaylardaki rolü üzerine yaptığı vurgu, siyasi rekabet odaklı olduğu için olumsuz yönde birçok eleştiri aldı. Dilenen özür, henüz tazminat ve onarıma yönelik hukuki bir nitelik kazanamadı, “söz”de kaldı.

 

  • Erzincan Zini Gediği Katliamı: 6 Ağustos 1938 tarihinde Erzincan'ın Kılıçkaya Köyü ya da önceki ismiyle Zini Gediği'nde 95 köylünün kurşuna dizilerek öldürülmesi olayıdır. Dersim Katliamı sırasında yaşanan bu olayın ardından bölge halkının bir kısmı Balıkesir ve Keşan'a sürüldü. Öldürülenlerin kemikleri toprak aşınması sonucu ortaya çıkınca, hayatta kalan aileler 9 Eylül 2011 tarihinde Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’na toplu mezarın incelenmesi için başvuruda bulundu, ancak savcı Mehmet Can Mıhçı 28 Eylül 2011‘de takipsizlik kararı verdi.

 

  • Hacıbektaş Dergahı’nın müzeleştirilmesi: Hacıbektaş Dergahı, 16 Ağustos 1964’te Kültür Bakanlığı’na bağlı bir müze olarak açıldı. Dergah 1958 ve 1964 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştı. Hacıbektaş Dergahı’nı sadece bir müze olarak değil aynı zamanda bir ibadet alanı olarak kullanmaya yönelik talepleri olan Aleviler var.

 

  • Ortaca Saldırısı: Muğla’nın Ortaca ilçesinde bir arazi ihtilafı olarak başlayan olay, “dinsiz Alevilere vurun, öldürün, katli vaciptir” ve “camiyi, minareyi yıktılar ne duruyorsunuz, din elden gidiyor” söylemleriyle azmettirilmiş, 5 Haziran 1966 tarihinde başlayan olaylar hem Alevi ve Sünni köyleri arasında hem de Ortaca ilçe merkezinde 19 Haziran'a kadar iki hafta boyunca sürmüştür. Dönemin Muğla Valisi Hasan Basa ve başbakanı Süleyman Demirel, olayın mezhep çatışması üzerine şiddetlendiği haberlerini yalanlamış, meselenin Alevi ve Sünni köyler arasındaki ekonomik anlaşmazlıklar ve rekabet olduğunu ileri sürmüştür. 
  17 Haziran 1966, Milliyet Gazetesi.

 

17 Haziran 1966, Milliyet Gazetesi.

 

  • Elbistan Olayları: 11 Haziran 1967’de Kul Ahmet ve Aşık Mahzuni Şerif gibi ozanların yer aldığı konserde Alevilere övgüler içeren deyişler söylenince, bir grup İstiklal Marşı okuyarak aleyhte sloganlar attı. Yazlık bir sinemada düzenlenen konserin seyircileri arasında bölgede görev yapan üst düzey devlet memurları da vardı. Tartışma kavgaya dönüştü, konser durduruldu, ozanlar otele ve köy evlerine sığındı. Ertesi gün Elbistan’ın pazarına ürünlerini satmaya gelen Alevi köylülere “Allahuekber, Alevilere ölüm” sloganları ve sopalarla saldırıldı. Alevilere ait iş yerleri tahrip edildi ve yağmalandı, Alevi olduğu bilinenler dövüldü, ağır yaralananlar oldu. Elbistan Olayları’na dair saldırganlar hakkında hiçbir soruşturma açılmamıştır. Olaylar sonrasında birçok Alevi, Elbistan’dan göçmüştür.

 

  • Hekimhan Olayı: 15 Aralık 1968’de sağ görüşlü bir grubun Malatya’daki Hekimhan Lisesi’nde sol görüşlü oldukları bilinen öğretmenlere ve öğrencilere, “vurun Alevilere, vurun Komünistlere” sloganları atarak cop ve şişelerle saldırdığı  ve çok sayıda öğrencinin yaralandığı olaydır. Jandarma müdahalesiyle durdurulan olaylar sonrasında lisede görevli 13 sol görüşlü öğretmen Türkiye’nin değişik bölgelerine tayin edilmiş, birçok sol görüşlü Alevi öğrenci de okuldan uzaklaştırılmıştır. Saldırıyı gerçekleştirenler hakkında soruşturma açılmamıştır.

 

  • Kırıkhan Olayı: 1 Mart 1971’de Hatay’ın Kırıkhan ilçesindeki Hamidiye Camisi’ne ses bombası atıldı ve sonrasında “Aleviler ve komünistler Kırıkhan’da camileri bombalıyor, namaz kılan Müslümanlara saldırıyorlar” söylentisi yayıldı. Tırmanan gerginlik sonucunda 5 Mart günü yoğunlaşan saldırılarda 2 kişi öldü, 17 kişi yaralandı; onlarca ev ve iş yeri yıkılıp, yağmalandı. Gene Kırıkhan’da 3 Aralık 1979’da Kürt Alevi bir ailenin yaşadığı bir gecekondunun kundaklanması ve evin içinde uyuyan 6’sı çocuk 8 kişinin yanarak ölmesi ilçede bir Alevi-Sünni gerginliği yaratmıştır.

 

  • Malatya Olayları: Malatya’nın sağ görüşlü belediye başkanı Hamit Fendoğlu’nun 17 Nisan 1978’de aldığı bombalı paketin evinde patlaması sonucu, gelini ve iki torunu ile birlikte hayatını kaybetmesi üzerine başlayan gerginlik, Alevi mahallelerine ve Alevilere yönelik saldırılara dönüştü. Olaylar  20 Nisan akşamına kadar sürdü. Olaylarda 8 kişi öldü, 20'si ağır 100 kişi yaralandı, yüzlerce işyeri ve konut tahrip edildi. Olaylar sonrasında birçok Alevi Malatya’dan göç etmiştir.

 

  • Ali Baba Mahallesi Olayları: 3 Eylül 1978 sabahı Sivas’ın merkezindeki Ali Baba Mahallesi pazar yerinde iki çocuğun kavgasına ailelerin karışmasıyla başlayan olaylarda, iki Alevi kadın vurularak öldürüldü. Saldırılar “kanımız aksa da zafer İslamın” sloganları eşliğinde Alevi mahallesine yöneldi ve resmi rakamlara göre 11 kişi hayatını kaybetti.

 

  • Maraş Katliamı: 19 Aralık 1979 günü bir sinemanın bombalanması ve biri ağır yedi kişinin yaralanması ile başlayan olaylar “Alevi komünistler sinemayı bombaladı” söylentisi ve iki sol görüşlü öğretmenin öldürülmesiyle tırmandı. Öğretmenlerin cenazesi sonrasında doğrudan Alevilere yönelerek, önceden kapıları işaretlenen evlere saldırılar başladı. 26 Aralık’a kadar süren saldırılarda resmi rakamlara göre 105 kişi öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı. Maraş Katliamı, saldırganların caniliği ve askerlerin günlerce olaylara müdahale etmemesi nedeniyle çokça tartışıldı. Olaylardan sonra çok sayıda Alevi, Maraş’tan göç etmiştir.

 

  • Fatsa’ya “Nokta Operasyonu”: Dönemin başbakanı Süleyman Demirel kendisine Çorum Olayları’nı soran gazetecilere “Çorum’u bırakın, Fatsa’ya bakın” demişti. Fatsa, sol görüşlü belediye başbakanı Fikri Sönmez’in girişimiyle, Fatsa’nın bölgeleri nezdinde karar alan halk komiteleri ile katılımcı bir yerel yönetim modeli deneyimliyordu. 8 Temmuz 1980’de Fatsa’ya sevk edilen askeri birlikler, 11 Temmuz 1980’de operasyona başladı. Ordunun ilçeye tanklarla müdahalesi sonrasında birçok gözaltı ve tutuklama ile birlikte, belediye başkanı da sosyalist bir yönetim kurduğu gerekçesiyle dokuz aydır bulunduğu görevinden alındı. Yargılanıp, hüküm giyen Fikri Sönmez 1985’te cezaevinde hayatını kaybetti.

 

  • Sivas Madımak Katliamı: 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’taki Madımak Oteli’nde düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenliği sırasında otelin önünde toplanan yüzlerce insan tarafından otel ateşe verildi. İçinde otel görevlilerinin ve sanatçıların da olduğu 35 kişi hayatını kaybetti. Güvenlik güçleri olaya saatler sonra müdahale etti. Şenliğin katılımcılarından Aziz Nesin yangından kurtulduktan hemen sonra linç girişimine uğradı. 7 yıl süren yargılamalar sırasında idam cezasının kaldırılması ile cezaları ağırlaştırılmış müebbete çevrilen 33 sanıktan 8’i firar etti. Firar edenlerden 5’i hakkında 2012’de verilen zamanaşımı kararı çokça eleştirildi.

 

  • Gazi Mahallesi Olayları: 12 Mart 1995 günü çoğunlukla Alevilerin yaşadığı İstanbul Gazi Mahallesi’nde, kahvehanelere bir taksiden açılan ateş sonucu bir kişi öldü, beşi ağır, 20 kişi yaralandı. Polisin olaya geç müdahalesini protesto eden mahallelilerin üstüne karakoldan açılan ateş sonucunda bir kişinin daha öldürülmesi ile gerginlik tırmandı. Takip eden günlerdeki protestolar ve polisle çatışma sırasında 15 kişi hayatını kaybetti, mahallede sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Olaylar 14-15 Mart’ta Ümraniye’ye de sıçradı, buradaki protestolar sırasında 4 kişi hayatını kaybetti. Gazi Mahallesi’nde yaşananlar sonucunda çoğunluğu güvenlik güçlerinin yaşam hakkı ihlalleri ve orantısız şiddet kullanması nedeniyle 30 kişi hayatını kaybetmiştir. Olaylar sonrasında açılan davada 20 polis memuru yargılanmış, dava sonucunda ise polis memurları Adem Albayrak ve Mehmet Gündoğan toplamda 4 yıl 2 ay hapis cezası almıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınan dava sonucunda, Türkiye yaşam hakkı ve ilgili adli mercilere başvurma hakkını ihlal ettiği gerekçeleriyle, öldürülen 17 kişinin ailelerine toplamda 510 bin Avro tazminat ödemeye mahkum edilmiştir.

 

  • Ramazan Dayakları: 17 Ağustos 2012’de Erzincan şehir merkezinde Ramazan ayında sigara içtiği gerekçesiyle  M. Sezer isimli Alevi bir yurttaş 15 -20 kişilik bir grup tarafından öldüresiye dövüldü. Benzer olaylar her Ramazan ayında sürekli tekrarlanıyor.

 

  • Gezi Direnişi ve Aleviler: 2013’ün Mayıs ayında İstanbul Taksim’deki Gezi Parkı’nı ve ağaçlarını koruma amacıyla başlayan çevreci direnişin, polisin aşırı şiddet uygulaması ile ülke çapında bir direniş ve protestolar zincirine dönüştüğü günlerde öldürülen protestocuların hepsinin Alevi olması farklı mecralarda tartışma konusuydu. Hükümet, Gezi olaylarının hemen öncesinde İstanbul Boğazı’na yapılması planlanan üçüncü köprünün adının Yavuz Sultan Selim olacağını belirtmişti.  İsmi Anadolu’daki Alevi katliamları ile anılan Yavuz Sultan Selim’in köprüye adını verecek olması ciddi eleştirilere konu olmuştu. Eylül ayının hemen başında çoğunlukla Alevilerin oturduğu Ankara Tuzluçayır’da gerçekleştirilmek istenen cami-cemevi projesi günlerce protesto edildi, polisin protestoculara sert müdahalesi gerginliği tırmandırdı. Projeyi destekleyen Cem Vakfı diğer Alevi örgütlerince sert şekilde eleştirildi. Temel atma törenine, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Çalışma Bakanı Faruk Çelik ve Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın beraberce katıldığı cami-cemevi projesi için, AKP ile Gülen Cemaati arasındaki ayrılığın derinleşmesi sonucunda AKP’li Mamak Belediyesi 13 Mayıs 2015’te yıkım kararı verdi.

 

30 Eylül’de çoğunlukla Alevilerin oturduğu ve Alevileri “suçlulaştırma” politikalarının bir parçası olarak uyuşturucu satışına güvenlik güçlerince göz yumulduğu söylenen Gülsuyu Mahallesi’nde 21 yaşındaki Hasan Ferit Gedik uyuşturucu çetelerince öldürüldü. Ardından 25 Kasım’da Emniyet’in Gezi’ye dair raporunda, gözaltına alınan 5 bin’den fazla Gezi protestocusunun %78’inin Alevi olduğu istatistiği, Alevilerin fişlendiğinin bir kanıtı olarak kamuoyunda tartışıldı. Bu rapora atıfla “Gezi bir Alevi ayaklanmasıdır” yorumunu yapan Nagehan Alçı’nın sözleri çokça eleştirildi.  

 

  • 1 Temmuz 2013’te, çoğunluğu AKP’li vekillerin oluşturduğu TBMM Genel Kurulu, CHP’nin Maraş, Çorum, Sivas katliamlarına ilişkin davaların yeniden açılmasına yönelik grup önerisini reddetti.

 

  • 22 Mayıs 2014 günü İstanbul Okmeydanı Cemevi'nde bir yakınının cenazesi için beklerken, polisin Berkin Elvan protestocularının üstüne açtığı ateş sonucu başından vurulan Uğur Kurt hayatını kaybetti. Ateş eden polise açılan dava sürüyor.

 

  • 12 Eylül 2010 Referandumu ve 12 Eylül Davası: 2010’da yapılan referandumla 12 Eylül Anayasasını hazırlayanların yargılanmasının önündeki engeller kalkınca, 12 Eylül darbesini gerçekleştiren eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve eski Hava Kuvvetleri Başkanı Orgeneral Ali Tahsin Şahinkaya hakkında dava açıldı. Davanın savcısı Kemal Çetin, Maraş, Sivas, Çorum olaylarını darbeye zemin hazırlamak çerçevesinde ele aldı. Gerekçe olarak Kenan Evren’in “şartların olgunlaşmasını bekledik” sözlerini gösterdi. 18 Haziran 2014’te karara bağlanan dava sonucunda Evren ve Şahinkaya’ya müebbet hapis ve askeri rütbelerinin sökülmesi cezası verildi. Dava, hem Evren (97) ve Çetinkaya’nın (89) ilerlemiş yaşları ve yatağa bağımlı hastalık durumları nedeniyle cezalarının infaz edilememesi, hem de davanın kapsamı nedeniyle “göstermelik” olarak eleştirilmiştir.

... 

      *Eklemek, düzeltmek, hatırlatmak istedikleriniz için bizimle iletişime geçin.