Direnişten Katliama: Çorum

29 Mayıs-4 Temmuz 1980 tarihleri arasında Çorum’da sol görüşlülere ve devrimcilere karşı başlatılan saldırılar sonucunda 65 kişi öldürüldü. 300'e yakın yurttaş yaralandı. O dönemde yapılan saldırılar, Çorum dışında Alevilerin yoğun olarak yaşadığı diğer illere de sıçradı.

1980 yılındaki 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlama hazırlıkları sırasında, kız öğrencilerin kıyafetleri bahane edilerek dağıtılan bildiride İslâmcı Gençlik, "Düşün ki, haddini bilmeyenlere bildirelim hadlerini. Şu hadis-i Şerifi asla unutma, haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır. Ne mutlu canı ile, kanı ile, malı ile CİHAD edenlere" diyordu.

12 Eylül dönemi öncesinde, 1. Milliyetçi Cephe Hükümetinde Gümrük ve Tekel Bakanlığı yapan MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, 27 Mayıs 1980 günü Ankara'da vurularak öldürüldü. Sazak'ın Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi (DHKC) tarafından öldürüldüğü iddiası üzerine MHP ve Ülkücü Gençlik Derneği'ne (ÜGD) bağlı örgütler, Türkiye genelinde planlı bir saldırıya geçtiler. Saldırı, özellikle Alevilerin yoğunlukta olduğu kentlere odaklandı.

Gün Sazak'ın öldürülmesinin ardından başlayan olayların hemen öncesinde Çorum Emniyet Müdürü Hasan Uyar görevinden alınarak yerine Tunceli’de (Dersim) görev yapmış olan Nail Bozkurt atandı. Çorum valiliğine Rafet Üçelli atandı. 40'a yakın polis memuru başka illere nakledildi.

Olayların başlaması

28 Mayıs Çarşamba günü, Çorum’un en işlek caddesinde bir araya gelen 'milliyetçi' gruplar, “Kanımız aksa da zafer İslamın, Kana kan, intikam” sloganlarıyla yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında cadde üzerinde bulunan ve solculara ait olan iş yerlerine saldırılar oldu. 29 Mayıs’ta bu saldırılar şiddetlenerek devam etti. Çorum’a yakın bazı ana yollar, ilçe ve köy yolları kimliği belirsiz gruplarca işgal edildi. Alevi ve Sünni mahalleleri arasında barikatlar kuruldu ve çatışmalar başladı.

Sokağa çıkma yasağı ve çatışmalar

Kısa sürede, Çorum Kalesi yakınındaki semtlerde oturan mahalle halkı ve devrimciler barikatlar kurdu. Kurulan barikatlar, sağcı gruplar veya kolluk kuvvetleri tarafından aşılamadı. Alevi ve devrimci gruplar, can güvenliklerini korumak için kurdukları barikatları kaldırmamakta direndi.

AP Çorum İl Başkanı Yardımcısı Erol Şahin, CHP İl Başkanı Cemal Solmaz’la birlikte vali ve emniyet müdürüyle görüştü ve MHP'nin saldırı hazırlıklarını ileterek önlem alınmasını istedi. Çorum AP milletvekili adayı Ali Ayhan Çetin, "Olayların başlangıcı MHP'nin ve ülkü ocaklarının Çorum'u kurtarılmış bölge haline getirmeyi amaçlamaları; bunun için, Gün Sazak'ın ölümü onlar için başlangıç noktası" dedi.

"Devlete destek fikrinden hareket eden sağ çıktı"

Mayıs ayında Abdurrahman Koçak ve Muzaffer Yeşilyurt isimli iki polis memuru öldürüldü. Muzaffer Yeşilyurt’un devrimciler tarafından mı yoksa kendi polis arkadaşları tarafından mı öldürüldüğü halen belirlenemedi.

30 Mayıs’tan itibaren CHP’li vekillerin araya girmesiyle birkaç gün içinde, can güvenliği garanti edilerek barikatlar kaldırılsa da; özellikle örgütlü olmayan veya köylerde bulunan Alevilere yönelik saldırılar Haziran boyunca devam etti.  İçişleri Bakanı Mustafa Gülcügil ise aynı gün şu açıklamayı yaptı: “Çorum’da devleti yıkmak isteyen solun karşısına, devlete destek fikrinden hareket eden sağ çıktı.”

Mahalleler ayrıştı, "Yeşil Hat" oluşturuldu

Haziran ayında çatışmalar yoğun olmamasına rağmen; Mayıs olaylarını dikkate alan devlet; Vali Rafet Üçelli’yi görevden aldı, yerine Yüksel Çavuşoğlu atandı.  Alevi ve Sünnilerin bir arada yaşadığı mahalleler, yavaş yavaş ayrıştı ve yurttaşlar arasından evlerini değiştirenler oldu. Mayıs-Ağustos ayları arasında 600’den fazla aile Çorum içinde yer değiştirdi. Mayıs 2015’te Milönü semti hâlen, “Yeşil Hat” denilen çizgiyle Alevi ve Sünni nüfusun birbirinden ayrıldığı bir bölge olarak duruyor.

Temmuz'da ikinci dalga

1980 Çorum Olayları’nın 'katliam' olarak anılması asıl olarak ikinci dalga yaşananlarla başladı. Temmuz ayında yeniden başlayacak kitlesel olaylarda, 1 ay öncesinde yaşananları dikkate almayan devlet görevlileri  felaketin önünü açtı. İçişleri Bakanlığı’ndan Valiliğe gelen emirle birlikte, 100’e yakın devrimci gözaltına alındı. Eş zamanlı olarak, İskilip, Alaca gibi ilçelerde, ülkücüler örgütlenme çalışmalarını yürütüyordu ve dağıtılan bildirilerde “Aleviler çeşme sularını zehirlemiştir. Gün birlik olma, Cihad etme günüdür” yazıyordu.        

1 Temmuz ile birlikte merkezde çatışmalar başladı. SSK Hastanesi, ülkücülerin üssü haline geldi ve hastaneye gelen karşıt görüşlü yaralılar tedavi edilmedi, hatta işkence gördü. Aynı dönemde hastane çalışanlarından Necati Göktaş’ın cesedi bir tarlada bulundu ve olayların yatışmasından birkaç gün sonra hastanede çalışan 21 personel, Çorum Valiliği’ne dilekçe yazarak can güvenliklerinin olmadığını bildirdi.

1 Temmuz günü ayrıca Çorum’a birkaç yüz kilometre ötede, Kenan Evren komutasındaki generaller darbe kararı aldı. 3 Temmuz’da sokağa çıkma yasağı ilan eden devlet, bir gün içerisinde yasağı kaldırdı ve 4 Temmuz’da en şiddetli halini alacak çatışmalar başladı.

Benzin bidonları ve uzun namlulu silahlar

1 Temmuz’u 2 Temmuz'a bağlayan gece, uzun namlulu silahlarla tepelere konuşlanan sağ görüşlü gruplar, Alevi mahallelerine ateş açmaya başladı. Alevilerin yaşadığı evler işaretlendi, sokaklarda “Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız!” sloganları atıldı.

2 Temmuz'da merkeze giden yollar ülkücü gruplar tarafından tutuldu. O tarihe denk gelen Çarşamba günü, Çorum’un pazarının kurulduğu gündü. Köylerden mallarını satmaya merkeze gelenler, yolda ülkücülerin kurduğu barikatlarla karşılaştı ve barikatlara takılan köylüler, kaçırılarak işkenceye uğradı.

3 Temmuz günü Alevilere ait evler yakıldı, evlerini terk eden ailelerin eşyaları yağmalandı. Sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve devrimci mahalleler, barikatlar ardında direnişe yeniden başladı.

Camii yakıldı iddiasının ardından

4 Temmuz Çorum’daki olayların en şiddetli yaşandığı gündü. Camilerde Cuma hutbesi okunurken “Komünistlerin Milönü’ndeki Alaaddin Camii’ni yaktığına” dair söylentiler dolaşmaya başladı.

Henüz inşaat halinde olan Alaaddin Camii yakınında olan tanıkların anlattığına göre, aslında Milönü’nde hiçbir şey yaşanmamıştı. Ulu Camii gibi camilerin hoparlörlerinden, “İslam'a el uzatıldığı” anonsları yapıldı ve “Kızılbaşlara Ölüm” sloganlarıyla Milönü’ne doğru yürümeye başlandı. Tüm bunlar olduğu sırada, TRT radyoları da camiye bomba atıldığını duyurdu.

Milönü’nde yaşayanlar Alaaddin Camii’nin hoparlöründen gelen sesler üzerine yeşil hatta doğru gittiğinde caminin etrafı jandarma tarafından sarılmıştı. Panzerlerden ateş başladı ve camilerden çıkan cemaat de saldırıya geçti.

Panzerin ateşiyle hamile bir kadın ve bir öğretmen hayatını kaybederken yaşlı bir kadın panzerin altında kaldı.

Tıp öğrencisi Süleyman Atlas polis panzerinden açılan ateş sonucu yaralandı ve polis tarafından SSK Hastanesi’ne götürüldü. Ailesi ancak bir gün sonra, jandarma eşliğinde hastaneye giderek, oğullarının işkence görmüş cansız bedenini teslim aldı.

Milönü’nde bir kahvede oturan Dede Veli Solmaz ise, evini apar topar taşımaya çalışan komşusu Ahmet Doğan’ı sakinleştirmeye çalışırken, protesto yapan “çocuklarla” konuştu ve yolu açmalarını istedi. Aynı gün içinde Solmaz ve Doğan mahalle fırınında yakılarak öldürüldü.

4 Temmuz'a kadar 65 ölü, 300'e yakın yaralı

4 Temmuz'a kadar Çorum'da 65 kişi öldürüldü. 300'e yakın yurttaş yaralandı. 300'e yakın ev ve iş yeri ise tahrip edilerek yıkıldı. 600’den fazla aile il içinde göç etmek zorunda kaldı.