Davutpaşa Patlaması

Dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik: "Atölyenin üst katında ne yapıldığını komşusu bilmezse biz nereden bileceğiz. Bu işyerinin kaçak olarak iş yaptığı bize ihbar edilmeliydi."

Dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler: “Maytap atölyesinin ruhsatı yok. Maalesef böyle kaçaklar oluyor."

Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş: "Vatandaş ihbar etmezse kaçak olduğunu nereden bilelim?"

31 Ocak 2008 günü İstanbul Davutpaşa Çiftehavuzlar Caddesi’nde meydana gelen patlama sonrası, hükümet ve belediye görevlileri olayın sebepleri konusunda hemfikirdi ve odağa yasalara uymayanları almışlardı. Böyle vakaların olması “normal”di, normal olmayan ise denetimsizlik değil, denetime davet etmeyenlerdi.

Davutpaşa’da 1994 yılında açılmış bir iş hanında onlarca atölye üretim yapıyordu. Emek İşhanı’nın inşaatına 1989 yılında başlanmıştı. Turgut Özal döneminde açılan binlerce ruhsatsız işyeri ve tapusuz gecekondu örneğinde olduğu gibi bu işhanının da inşaat ruhsatı yoktu. Öyle ki, 2010 yılında görülecek davada iş hanı sahibi Remzi Koçyiğit, “o dönem İstanbul’un inşaatları hep deniz kumuyla yapılıyordu” diyerek binanın daha en başından  yıkılma riski taşıdığını söyleyecekti.

Türkiye’de ekonomik sistem liberalleştirilirken sosyal haklar önemli ölçüde sekteye uğradı. kırsalın topraksız çiftçileri kentlerin tapusuz işçilerine dönüştü. 2008’de Emek İşhanı halen ruhsata sahip değildi. İçindeki işçilerin birçoğu da hâlen bir  tapu sahibi değildi. Hatta bir kısmının önceden sahip oldukları sigortaları da  yoktu. Kimisi sigortasız çalıştırılabileceği gerekçesiyle Orta Asya’dan İstanbul’a getirilmişti.

İşhanı ruhsatsızdı, yıkılma riski taşıyordu. İşyeri ruhsatsızdı, üst katında izinsiz maytap ve havai fişek üretiyordu. Alt katta işçiler paketleme yapıyordu. Birçoğu ne paketlediğini bilmiyordu. Sabah mesaisi başlayalı 1 saate yakın olmuştu ve 09.30 sularında han büyük bir patlama sesiyle sarsıldı. İşçilerin bir kısmı toz duman olan işyerinin üst katına koştu.omşu işyerleri de patlamanın olduğu yere doğru geliyordu. Ancak kimse patlayanın havai fişekler olduğunu bilmiyordu. Birkaç dakika sonra ikinci bir patlama yaşandı. O gün orada 21 kişi öldü. 116 kişi yaralandı. Ölenlerin 8’i ilk patlama üzerine patlamanın olduğu işyerine doğru koşan insanlardı.

Patlamanın ardından bölgede birçok işyerinin ruhsatsız çalıştığı, işçilerin kayıt dışı çalıştırıldığı, denetimlerin yapılmadığı, bunun için yeterli kaynak ayrılmadığı ortaya çıkmıştı. Önceden mühürlenen işyerleri çalışmaya devam ediyordu. Bazıları ise hiç mühürlenmemişti. Havai fişek üreten işyerinin de “rüşvet” ile çalışmaya devam ettiği olay üzerine açılan davalarla birlikte anlaşılacaktı. Atölye daha önce denetlenmemişti. O gün, mühürlenen işyerlerinin sahipleri patlamadan hemen sonra binadan kaçmaya çalışıyordu.  

Patlamadan sonra hükümet ve belediye görevlilerinin demeçleri, tüm suçun patlamanın olduğu atölye sahibine ve işhanının sahiplerine ait olduğunu iddia ediyordu. Ancak aileler, avukatları ve olay ertesinde hukuksal sürece müdahil olan çeşitli kitle örgütleri, suçun bir silsile halinde devletin en tepesinden belediyelerin en alt kadrolarına kadar herkesi ilgilendirdiğini söylüyordu.

Olaydan 5 gün sonra Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi, patlamada sorumlulukları olduğu iddiasıyla İstanbul Valisi Muammer Güler, Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ve Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın’ın da aralarında bulunduğu yetkililer hakkında suç duyurusunda bulundu.

Birçok iş cinayetinde olduğu gibi, hukuksal süreçte  failler ve sorumluluk sahiplerinin önemli bir kısmı yargılama dışında bırakılmıştı. 2014 yılında dava sonuçlandığında, mağdur aileleri ceza alanların sayısı ve verilen cezaların niteliğinin adaleti yerine getirmediğine inanıyordu Dava Yargıtay’a taşınırken, Davutpaşa ailelerinin avukatları da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın da yargılanması için başvuruda bulunuyordu.

Dava Süreci     

2009 yılında açılabilen Davutpaşa Davası, beş yılda sonuçlandı. Dava süresince dört hakim ve iki savcı değişti. Mahkeme, daha ilk duruşmada ailelerin İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş, İçişleri Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın davaya dâhil edilmesi talebini reddetti.

2008 Nisan’ında açıklanan bilirkişi ön değerlendirme raporunda, binanın yıkılma tehlikesi barındırmasına rağmen içinde üretime devam edilmesine ve kaçak maytap-havai fişek üretimine dikkat çekildi. Raporda üretimi yapılan maddelerin “özel tedbirler” alınarak üretilmesi gereğine dikkat çekiliyordu. Denetimsizlik henüz gündem olmamıştı.

Dava yıllarca sürdü. Bilirkişi raporu ancak 2014 Ocak ayındaki 16. duruşmada açıklanabildi. Çünkü her duruşma öncesi bir bilirkişinin istifası ya da hakim değişikliği görülüyordu. 15. duruşmada hakimin bilirkişi heyetine, raporu 3 ay içinde sunmazlarsa haklarında cezai uygulama yapılacağını söylemesi üzerine, rapor bir sonraki duruşmada açıklandı.

Raporda, atölyenin 4 yıl boyunca ruhsatsız işletildiği ve durumun Zeytinburnu Belediyesi tarafından da bilindiği belirtildi. Rapora göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi 10’da 3, Zeytinburnu Belediyesi 10’da 3, kendisi de patlamada hayatını kaybeden atölye işletmecisi Selçuk Başlar 10’da 2 , Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 10’da 1, BEDAŞ ise  10’da 1 kusurluydu.

Yalnızca işyeri sahibinin hatası sonucu gerçekleşmiş gibi lanse edilen patlama aslında şu hatalar zincirinin sonucu olarak meydana gelmişti:

Ruhsatsız işyeri, üretimine devam ederken, Zeytinburnu Belediyesi onu denetlememişti, daha doğrusu belediye görevlileri rüşvet alarak üretime göz yummuştu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, atölyeye işletme iznini vermişti ve yıkılma riski bulunan binanın yerinde durmasına müsaade etmişti. Üretim yapılmasında bir sakınca görülmediği için BEDAŞ atölyeye elektrik temin ediyordu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın müfettişleri ise işyerine uğramamıştı bile. 31 Ocak 2008 günü, o atölye patladı. Ancak kusurlu tüm kurullara rolleri oranında ceza verilmedi.

Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı eski Bölge Müdürü Atakan Tanış ile atölye işçisi Hasan Atalay hakkında, üzerlerine atılı suçların sabit olmaması ve yeterli delilin bulunmaması gerekçesiyle beraat kararı verildi. Zeytinburnu Zabıta Müdürü Feruz Kutsal ile Ruhsat ve Denetim Müdürü Rüstem Tekin’e taksirle öldürme suçundan 9’ar yıl hapis cezası verildi, ceza iyi haller gerekçesiyle 7 yıl 6 aya indirildi. 2007 yılına dek Zeytinburnu Belediyesi’nde İmar ve Şehircilik Müdürlüğü yapmış Şevket Yıldırım ve Servet Kına’ya ise 5’er yıl hapis cezası verildi. Mahkeme heyeti bu cezaları 30 bin 400 lira adli para cezasına çevirdi. Bina sahipleri Resul Koçyiğit ve Remzi Koçyiğit kardeşlere verilen 6’şar yıl hapis cezası 5’er yıla indirildi. Patlamanın olduğu dönemde Zeytinburnu Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü yapan Hatice Küçükakyüz’e 3 yıl hapis cezası verildi. İyi hal gerekçesiyle 2 yıl 6 ay hapis cezasına dönüştükten sonra mahkeme bu cezayı da 18 bin 200 lira para cezasına çevirdi.

İlk defa denetim sorumsuzluğu üzerine bir dava açılmıştı. İlk defa bir belediye başkanı yargılanmıştı. Aileler umutluydu, ancak cezai talepleri tam anlamıyla yerine gelmemiş oldu. Cezalar, hiyerarşinin tersine işlemişti.

Davutpaşa Aileleri- Vicdan ve Adalet Nöbeti

2008’deki patlamada yakınlarını yitiren aileler, 2016 yılına kadar aralıklı olarak tam 46 hafta Galatasaray Lisesi’nin önüne gelerek Vicdan ve Adalet Nöbeti tuttu. Galatasaray Meydanı, Cumartesi Anneleri’nden sonra Davutpaşa Aileleri için de anmalarını yaptıkları ve seslerini duyurmaya çalıştıkları yer oldu.

Her yıl Davutpaşa Patlaması’nın yıldönümünde anma gerçekleştirenen  aileler; Ostim, Esenyurt gibi iş cinayetlerinin mağdurlarıyla sürekli iletişim halinde oldu. Çeşitli grevler, işçi örgütlenmeleri ve eylemlerde hep ön sıralarda yer aldı.   

Patlamada yaşamını yitirenlerin ve yaralananların çoğu ailelerinin birincil gelir kaynaklarıydı. 2009 yılında TOKİ ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden sosyal konut talep ettiler. Verilmedi. Çocuklarının eğitimi için burs sağlamaya çalıştılar. Sağlanamadı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, patlamadan hemen sonra, yaşamını yitirenlerin sigortalı olup olmamasına bakmaksızın ailelere maaş bağlayacağı sözünü vermişti. Bağlanmadı. 2010 yılında, patlamanın olduğu yere bir hatıra parkı yapılmasını istediler. Yapılmadı. Bir yıl sonra kendileri Davutpaşa’ya giderek patlamanın olduğu yere yine kendi imkanlarıyla çam fidanları diktiler.

Patlama ve Sigorta Sorunu

Davutpaşa patlamasının olduğu bölgede birçok işyeri hem ruhsatsız çalışıyor hem de sigortasız işçi çalıştırıyordu. Patlamadan sonra denetimler arttı ancak Davutpaşa örneği, işçi ve işyeri sigortası problemini gözler önüne serdi.

İş cinayetleri sonucu yaşamını yitiren işçiler sigortalı değilse, “Güvence Hesabı” isimli kâr amacı gütmeyen fon, zorunlu sigortanın karşılayacağı tazminat masraflarını üstlenerek işçiye ödeme yapıyor. Davutpaşa örneğinde de aynı kurum devreye girdi, ancak üstlenilen masrafların tahsilatını normalde yaptığı gibi işyeri sahibinden yapamadı. Zira işletme sahibi Selçuk Başlar da patlamada yaşamını yitirdi ve ailesi reddi miras hakkını kullanarak, Başlar’ın borcunu ödemedi. Patlamadan sorumlu tutulan Büyükşehir ve Zeytinburnu Belediyeleri süren dava sonucunda, Güvence Hesabı’nın ödediği tazminatı karşılamakla yükümlü bulundu. Ancak ölen ve yaralananların ailelerine toplam 1 milyon 398 bin lira ödeme yapan Güvence Hesabı, belediyelerden toplamda 1.7 milyon lira ödeme aldı. Hukuki açmazın sonucu olarak aileler mağdur durumda bırakılırken, kâr amacı gütmeyen kuruluş patlama sayesinde 302 bin lira bedel temin etmiş oldu.   

Patlamanın hemen ardından dönemin milletvekili Ufuk Uras’ın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’i muhatap göstererek meclise sunduğu soru önergesinde kayıtdışı ya da sigortasız çalışanlar hakkındaki denetimler sorgulanmıştı. Bakan Çelik’in cevabında gerekli denetimlerin sürekli yapıldığı ve bununla ilgili bir maddi kaynak eksikliği olmadığı belirtilmişti. Ancak patlama sonrası bölgede bulunan işçilerle yapılan röportajlar, neredeyse her işyerinde sigortasız çalıştırılan işçiler olduğunu gösteriyordu. Nitekim, bakanlığın denetimsizliği sonucu mahkeme tarafından maddi para cezası ödemeye mahkum edilmesi de bu röportajları doğrular nitelikteydi.   

İş Cinayetleri

Davutpaşa’nın üzerinden 6 yıl geçtikten sonra Soma’da meydana gelen patlama, denetimsizlik sorununu en acı şekliyle yeniden gündeme getirmişti.

“İş cinayeti” ve “iş kazası” tanımlarının farklılığı, denk geldiği ideolojik konum ve işçi-işveren arasında her daim tartışmaya sebep oluşu; sorunun her daim devam edeceğini gösterir nitelikte. Ancak, hayatı üretenlerin can güvenliği söz konusu olduğunda; karşılaştırmanın sürekli biçimde işçi hatası, denetleyen memur hatası gibi terimlerle yapılması çalışma hukukunun ve devlet politikasının barındırdığı çelişkileri gözler önüne seriyor. Soma Facia’sından hemen sonra çekilen ve 2015 yılında yapılan iki kamu spotunu düşündüğümüzde, devletin işçilere seslenişi bir kez daha açığa çıkıyor:

İlk kamu spotu, bir maden patlamasının 301 kişinin ölümüne yol açtığı günlerde, bir ofis çalışanının kişisel hatası gibi görünen olayla “iş cinayeti” terimini geri plana atarak “iş kazası” mefhumunu öne çıkarıyor. Aradan 1 yıl geçtikten sonra çekilen kamu spotunda ise bir tersanede meydana gelen patlamada denetimin “amirin zamanı olmadığı için” yapılamadığına dikkat çekiliyor.

Ancak ilk kamu spotu sorunu, uygulamada birçok sıkıntının bulunduğu “İş Sağlığı ve İş Güvenliği Eğitimi”nin eksikliğine bağlamıyor. Halbuki İş Kanunu’nun 77. maddesinde “İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak… ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadır.” yazıyor. Aynı şekilde ikinci kamu spotu, devletin işyerinde denetimi neden yapmadığına dair bir soruyu hiç sormuyor.

Davutpaşa davası sonuçlansa da onlarca soru halen akılda ve yüzleşilmeyi bekliyor. En azından bir faciayı değerlendirirken; kaza, kader, fıtrat gibi edilgen terimlerle cinayet gibi etken bir sözcük arasında karar vermemiz gerekiyor.

Bağlantılı Olaylar

Söz konusu iş kazaları olunca binlerce vaka var burada sözü edilebilecek. Her gün 5 ila 8 işçinin iş kazalarında hayatını kaybettiği bir ülkede yaşıyoruz. Aslında kaza önlenemez ve öngörülemez şeylere deniyor ve her bir vakaya yakından bakınca kaza demek imkansızlaşıyor. Bu iş kazalarının her biri öngörülebilir ve önlenebilir cinayetler… Olan olduktan ve ölen öldükten sonra mahkemelerde ve bilirkişi raporlarında uzun uzadıya yer alıyor bütün ihmaller, tedbirsizlikler, denetimsizlikler. Ancak ilgili tüm sorumlular cezalandırılmadığı için; ihmal ve denetimsizlik davranışını, insan hayatı pahasına kâr etmeyi kabul edilebilir gören ve “bir şey olmaz, olursa da kader” kültürünü taşıyan, sürdüren, yayan zihinler, yetkili ve yöneticiler sorumlu tutulmadığı ve cezalandırılmadığı için benzer olaylar yaşanmaya devam ediyor.

İş cinayetlerinin hafıza kayıtlarını Adalet Arayana Destek Grubu kolektif olarak çıkardığı İş Cinayetleri Almanakları ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi İSİG raporları ile tutuyor; Bir Umut Derneği ve Vicdan ve Adalet Nöbeti girişimi, işçileri ve ailelerini adalet arayış mekanizmalarında destekliyorlar. İş kazalarını önlemek için; yasaların uygulanması, gerekli denetimlerin yapılması, gerekli her türlü tedbirin alınmış olması ve kaza durumlarında sorumluluk sahiplerinin yargılanıp, cezalandırılması lazım diyorlar.

Sürekli artan iş cinayetleri sayılarının arkasındaki en büyük nedenlerden birini de belirtmek gerek. Sosyal ve ekonomik hakların yeni yasalarla geriletilmesinin, iş hayatında güvencesizleştirmenin ve taşeronlaşmanın payı. Özellikle taşeronlaşmanın iş yeri kazalarının artmasında nasıl bir rol oynadığını anlamak için Bianet’in Aslı Odman’la söyleşisinden bir kesit:

"Taşeronlaşma, güvencesizleştirmenin, sistemin diliyle "esnekleştirmenin" yalnızca bir şekli. Ödünç işçilik, stajyer işçilik, belirli süreli çalıştırma gibi başka şekilleri de var. Ulusal İstihdam Stratejisi ve diğer yasalara baktığımızda esnek çalışma şekillerinin sürekli çeşitlendiğini görüyoruz. Hali hazırda hala en çok taşeronlarla çalışmada kendini en çok ifade eden bu güvencesiz çalışma, iş yerindeki risklerin takibini, yani koordinasyonunu zorlaştırıyor.
Bir işçi beş yılda 25 kez iş yeri ve iş değiştirirse bu işin usulunü öğrenmesi zordur. İşe yeni girişlerde ve 25 yaş altı çalışanlarda iş kazaları oranı daha yüksek. Ama bu demek değil ki iş kazalarının sorumlusu işçidir. Çalışanın bir işin usul ve adabını öğrenip, tecrübe biriktireceği kadrolu istihdam artık istisna olmaya başladı.
Tuzla'yı örnek verelim; bir gemi yapımında 2008 gibi bir büyüme senesinde, bir tersanede, aynı gemi üzerinde 1500 işçi, fakat toplam 80 taşeron firmaya bölünmüş olarak çalışıyor. Mesela  boyacı boyama yapıyor, o sırada gaz birikiyor. Ana işverenin gelip gaz-yok kontrolü yapması gerek, ama yapmıyor. İşçi öğle tatiline gidiyor, sonra başka bir işçi geliyor, kaynağın torçuna basıyor ve biriken gaz patlıyor ve işçi ölüyor. İbrahim Levent bu şekilde ölmüştü.
İşte taşeronlaşma bu demek; iki farklı firma kendine göre iş çıkarıyorlar, vadettikleri sürede vadettikleri işleri yetiştirme baskısını taşıyorlar ve bunu en zayıf halka olan işçiye aktarıyorlar, aralarında da koordinasyon yok. Zaten en düşük ücreti verdikleri için ihaleyi almışlar.”

Tuzla’daki tersanelerde hayatını kaybeden onlarca kişi, silikozis hastalığı nedeniyle ölen onlarca kot taşlama işçisi, Soma’da madende zehirlenerek ölen 301 insan, Ermenek’te gene bir madende çamurda boğularak ölen 18 kişi, İstanbul’un göbeğinde Mecidiyeköy’deki Torunlar İnşaat’ta hayatını kaybeden 10 kişi. Bunlar yakın tarihte gündemde bir şekilde yer almış büyük iş kazaları. Oysa asıl bilanço küçük küçük yüzlerce vakada birikiyor. Türkiye’de her gün ortalama 5 ila 8 işçi hayatını önlenebilir iş kazalarında kaybediyor. Bilinmeyen, duyulmayan o kadar çok hikaye var ki.

Pizza yetiştirmeye çalışırken trafik kazalarında hayatını kaybeden kuryeleri, dinlenmeden aralıksız çalıştıkları için yorgunluğa bağlı nedenlerle oluşan kazalarda ölen set işçilerini, psikolojik şiddete, mobbinge uğradığı için ya da işten atıldığı için intihar edenleri, görev başında saldırıya uğrayarak öldürülen hekimleri, bindikleri römorkun devrilmesi ile ölen tarım işçilerini, görkemli açılışlara yetişmesi için hızlandırılan inşaatlarda yüksekten düşenleri, ezilenleri, göçük altında kalanları, çalıştıkları meslek kolundan kaynaklı kanserlere ya da ağır çalışma koşulları nedeniyle ömür boyu sürecek ağır sakatlıklara katlanmak zorunda kalanları ve isimlerini bile bilmediğimiz ve hikayelerini hiç duymadığımız kaçak işçileri, Suriyeli mültecileri de buradaki listeye eklemek gerek.

Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, 28 Nisan 2001: 28 Nisan günü Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından “Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü” ilan edildi. Bu gün, dünyada 30’dan fazla ülkede iş cinayetlerinde/kazalarında hayatını kaybedenleri “anma ve yas günü” kabul ediliyor.

Özay Tekstil Yangını, 29 Aralık 2005: Bursa’da Özay Tekstil için çalıştıkları atölyede gece vardiyasında kapılar üstlerine kilitlenerek çalıştırılan kadınların olduğu atölyede yangın çıktı. Kilitli kapı nedeniyle içeriden çıkamayan 15 yaşındaki Ayşe Denizdalan, 18 yaşındaki Sadife Düdüş, 21 yaşındaki Gülden Çiçek, 27 yaşındaki Necla Özveren ve üç aylık hamile 32 yaşındaki Sevgi Sesli isimli 5 kadın işçi hayatını kaybetti. 4 işçi de yaralandı. İnsanları sigortasız  çalıştıran iş yeri sahibi Lokman Özay,  fabrikasını yangına karşı sigortalatmıştı. Özay, açılan davada 10 yıl hapis cezası aldı ancak cezası 182 bin YTL’lik para cezasına çevrildi. İşletmeden sorumlu müdür yardımcısı Canan Erkin ise beraat etti.

Pameks İşçi Servisi ve Sel Faciası, 9 Eylül 2009: Eylül 2009’da İstanbul Küçükçekmece’de Ayamama Deresi’nin taşması sonucu meydana gelen sel felaketinde dere yatağına kurulu iş yeri ve konutlarda 31 kişi hayatını kaybetmişti. Bu 31 kişi arasında iş yeri servis aracının içinde boğularak ölen 8 kadın işçi de vardı. İkitelli’de, Pameks firmasına ait penceresiz kapalı tip yük taşıma amaçlı panelvan minibüsle dere yatağındaki iş yerlerine vardıklarında, istinat duvarını yıkan sel suları minibüsün içine doldu, tek kapılı penceresiz araçtan çıkamayan kadın işçiler boğularak hayatını kaybetti. Olayda şoför ve ön koltukta şoförün yanında bulunan kişi kurtulmayı başardı. Güldane Çiftçi, Özlem Ünal, Bircan Karataş, Naciye Karadeniz, Altun Yüksek, Fikriye Özentürk, Nuriye Can ve Nebahat Salkım isimli 8 kadın işçi hayatını kaybetti. Pameks Tekstil firması yetkililerinden Ahmet Alkan, yaptığı açıklamada işçilerin ayaklarının ıslanmaması için araçtan inmek istemediklerini, sel geldiğinde de kapının açılmaz hale geldiğini aktarıp,  ölenlerden bir tek çaycısı Naciye Karadeniz’e üzüldüğünü söylemiş ve “köpek bile kendini kurtardı” diyerek işçileri suçlamıştı.

Şirket 8 aileye toplam 1 milyonluk peşin tazminat ödemeyi kabul edince mağdur aileleri tazminat davasından çekildi. Olay sonrasında firma sahibi Mehmet Cevdet Karahasanoğlu ve idari amir Ferit Öncü’nün yargılandığı ağır ceza davasında ise sanıklar sırasıyla  5 yıl ve 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yargıtay kararı bozdu. Mahkemenin 23 Eylül 2014 tarihli  ikinci kararında Karahasanoğlu 8 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cezası günlüğü 60 TL'den hesaplanarak 243 bin 200 TL adli para cezasına çevrildi. Ferit Öncü ise aynı suçtan önce 5 yıl hapse çarptırıldı, iyi halden ceza önce 4 yıl 2 aya indirildi ardından 91.200 TL adli para cezasına çevrildi. Karahasanoğlu ve Öncü’nün cezayı 24 eşit taksitte ödemesi kararlaştırıldı.

Ostim Patlaması, 3 Şubat 2011: Ankara’da birbirine komşu OSTİM ve İvedik organize sanayide aynı gün meydana gelen patlamalarda 20 işçi hayatını kaybetti. Patlamalar Ankara’nın uzak semtlerinden bile duyulacak şiddette gerçekleşti, patlama sonrası enkaz kaldırma ve kurtarma çalışmaları kaosa dönüştü. Patlamalara aynı işyerlerine tüp satan Ersoylar Gaz Sanayi A.Ş.’nin tüplerinin sebep olduğu anlaşıldı. Olayda 20 İşçi hayatını kaybetti. 9 Eylül 2015’teki karar duruşmasında yargılanan 19 sanıktan 5'i, 10 yıl ile 37 yıl 6 ay arasında değişen sürelerle hapis cezalarına çarptırıldı.

Afşin Çöllolar Maden Faciası, 6 Şubat ve 10 Şubat 2011: 6 Şubat ve 10 Şubat 2011'de yaşanan şev kaymaları sonucunda 11 kişi toprak altında kaldı. 9 beden hala 100 milyon metreküp toprağın altında. Ruhsat hukuku Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘na ait olan ve özel sektöre 28 yıllığına işletilmek üzere verilen Kahramanmaraş ili Afşin ilçesindeki Çöllolar kömür sahasında, 6 Şubat 2011 ve 10 Şubat 2011 tarihlerinde iki kez şev kayması meydana gelmiştir. İlk olayda bir maden emekçisi, ikinci olayda ise ikisi meslektaşlarımız olmak üzere 10 maden emekçisi yaşamlarını yitirmiştir. Olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen ikisi mühendis toplam 9 maden emekçisi hala kayan malzemenin altındadır. Aileler yetkililerden “Biz yalnızca bir kemik parçası istiyoruz, yeter ki mezarları olsun” talebinde bulundu.

Göçükten sonra açılan dava 1 Şubat 2016 tarihi itibariyle sonuçlanmış değil. Bugüne kadar görülen 17 duruşma boyunca 3 defa bilirkişi raporu istendi. Göçük soruşturmasında henüz devlet görevlilerine soruşturma izni verilmiş değil.

Van Bayram Otel, 9 Kasım 2011: Van’da 23 Ekim 2011’de meydana gelen büyük depremin ardından hasar kontrolleri yapılmadan emniyetli olduğu söylenen Van Bayram Otel, 9 Kasım 2011’de gerçekleşen 5.6’lık ikinci bir depremde yerle bir olan binalar arasındaydı. Bayram Otel enkazında 24 kişi hayatını kaybetti. Otelde kalanlar arasında yardım kuruluşu çalışanları ve gazeteciler de vardı. Dava için Van’da verilen karar Yargıtay tarafından bozuldu, nihai kararda otel sahibi Tevfik Bayram bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçundan 15 yıl 6 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı ancak deprem ertesinde ayakta kalan binaların denetim ve güvenliğinden sorumlu devlet yetkililerinin hiçbiri ceza almadı. Depremden 3 gün sonra dönemin Van Valisi Münir Karaloğlu bir televizyon programında kendisine oteller sağlam mı diye sorulduğunda, hasar tespit çalışmalarını %90 oranında tamamladıklarını söyleyerek yanıt vermiş ve “otellerimiz sağlam, endişe edilmesin” demişti. Dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay ise Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği TMMOB’un hasarlı binaları tespit talebini reddetmişti.

Esenyurt Marmara Park AVM Çadır Yangını, 11 Mart 2012: İstanbul Esenyurt’ta çalıştıkları Marmara Park AVM inşaatı şantiyesinde barınma amaçlı kaldıkları çadırda çıkan yangında Fatih Acun, Hakim Alican, Çetin Coşgun, Abdurrahman Demir, Ahmet Keskin, Barış Kıyak, Sevdin Özen, Bayram Ege Pehlivan, İsa Topal, Seyfettin Topal, Ahmet Yahal isimli 11 işçi öldü. İşçilerden bir kısmı Van Depremi sonrasında iş için İstanbul’a gelmiş insanlardı. Ceza davasında karar 9 Temmuz 2015 günü çıktı. Taşeron inşaat şirketleri sorumluları ile beraber iş güvenliği uzmanları da ceza aldı. Mahkeme 4 sanığı 10’ar yıl, 2 sanığı 6’şar yıl, 1 sanığı da 5 yıl hapis cezasına çarptırdı. 6 sanık beraat etti.  

Kozan Baraj İnşaatı, 25 Şubat 2012: Adana’nın Kozan ilçesinde baraj inşaatında, baraj kapakları aşırı basınç nedeniyle patladı, suya kapılan 10 işçi hayatını kaybetti. Eyüp Altıntaş, Cumali Değirmenci, Hasan Bolat, Erdal Demirelli, Erkan Yiğen, Veli Damaksız, Latif Değirmenci, Mehmet Yılmaz, Necmettin Karayiğit ve Selahattin Aral’ın bedenleri tazyikli su ile sürüklenerek kayboldu. Bugüne kadar işçilerden beşinin cesedine ulaşılabildi.Tutuksuz yargılanan 17 sanığın davasında, sanıkların 7’si beraat etti. 10’u ise önce 5 ile 10 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı, cezaları 45 bin ile 146 bin TL arasında değişen para cezalarına çevrildi.

Afyon Askeri Mühimmat Deposu Patlaması, 5 Eylül 2012: Afyon’da askeri mühimmat deposunda gerçekleşen patlamada 25 asker hayatını kaybetti. Bilirkişi raporuyla, patlamanın gerçekleştiği depoda bulunan el bombalarının ambalaj, muayene, tasnif ve depolanmasında ciddi hataların yapıldığı ortaya çıktı.

Milas Güllük, 17 Haziran 2013: Muğla’nın Milas ilçesi Güllük beldesinde Akfen A.Ş.’nin işlettiği atıksu istasyonunda 7 işçi metan gazından zehirlenerek hayatını kaybetti. Tesiste asansör olmadığı için işçilerden biri atık malzemesini almak amacıyla kuyuya indi ancak geri gelmedi. Ardından ona bakmak için inen beş işçi ve işletme müdürü de gazdan zehirlenerek hayatını kaybetti. Bilirkişi raporlarına göre, tesisin havalandırma sistemi, gaz ölçüm aleti, gaz maskesi yoktu ve asansörü dört yıldır çalışmıyordu. İşçilerin davasında savcılık, 5’i Akfen yöneticisi, 16'sı İller Bankası yetkilisi 21 şüpheli hakkında "taksirli ölüme sebebiyet vermek" iddiası ile 15 yıla kadar hapis cezası istiyor. Davanın 4. duruşması 13 Şubat 2016’da görülecek.

Eren Eroğlu, 31 Ekim 2013: Eren Eroğlu, İstanbul Esenyurt/Özel Doğa Hastanesi’nin tabelasından düşen iki harfi takmak için ustasıyla beraber hastanenin çatısına çıkmıştı. Kullandığı alüminyum merdivene yüksek gerilim hattından atlayan elektrik akımına maruz kaldı, yanarak hayatını kaybetti. Eren’in bedenine uzun süre müdahale edilmedi, hastane yanık ünitesi olmadığı gerekçesiyle Eren’i tedavi etmedi. Cumhuriyet Savcılığı’nın sürdürdüğü hazırlık soruşturması kapsamında ancak 5 ay sonra Şubat 2014′te olay yeri keşfi gerçekleştirildi. Bilirkişi raporunda  binanın 154 bin voltluk TEİAŞ’a ait Ambarlı-Yıldıztepe enerji iletim hattına kesinlikle yaklaşılmaması gereken 5 metrelik emniyet mesafesine aykırı şekilde 2,5 metre mesafede olduğu tespit edildi.

Adıgüzeller HES Baraj İnşaatı, 10 Ocak 2014: Denizli’nin Güney ilçesi yakınlarında Adıgüzeller 2 HES baraj inşaatında beton kalıbının çökmesi sonucu beton ve çimento altında kalan 22 yaşındaki Serdal Aykut ve 21 yaşındaki Emrah Öcalan hayatını kaybetti. 31 yaşındaki Mikail Doğan yaralandı.  

Ak Saray İnşaatı, 3 Mart 2014: Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın yapımı sırasında, Savaş Oğuz adlı bir işçi 3 Mart 2014’te iskeleden düşerek yaşamını kaybetti. Erdoğan’ın ikamet edeceği AK Saray’ın hızla tamamlanması için gece gündüz çalışan işçilerden biri olan Savaş Oğuz, akşam 18.55 sularında, hava karardıktan sonra ve aydınlatma olmayan bir bölümde çalışırken öldü. Bilirkişi raporunda, Oğuz’un 25 metre yükseklikten düştüğü olayda inşaatta gerekli iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı, iskele bakımlarının eksik olduğu, yaşam halatının bulunmadığı ve gece aydınlatmasının yapılmadığı belirtildi. Davanın ilk duruşmasında, şantiye şefi, gerekli önlemlerin alındığını söyleyerek, olayda işçinin suçlu olduğunu, kendisine verilen görev dışında başka bir alanda çalıştığını iddia etti. 9 sanığın yargılandığı davada henüz bir sonuç alınmazken, Oğuz’un ailesi maddi ve manevi zararlarının karşılandığını söyleyerek tazminat davası açmaktan vazgeçti.

İstanbul 3. Boğaz Köprüsü İnşaatı, 5 Nisan 2014: Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 Nisan 2014’te 3. Köprü inşaatını helikopterle havadan denetlemesinden ve işin hızlandırılması yönünde talimat vermesinden iki gün sonra, 3 işçi yaklaşık 50 metre yükseklikten düşerek öldü. Olayla ilgili hazırlanan bilirkişi raporunda, Sağlık Güvenlik Planı’nın inşaat çalışması başladıktan 10 ay sonra hazırlandığı ve düşen işçilerde emniyet kemeri ve düşmeye karşı yaşam hattının bulunmadığı belirtildi. Lütfi Bulut, Yaşar Bulut, Kahraman Baltaoğlu basit önlemlerle, emniyet kemeri ve yaşam hattıyla güvenle çalışabilirdi. Bilirkişi raporuna göre: “İlk aşamada iskelenin, işin gerektirdiği nitelik ve nicelikte olmaması ve kurulumunun teknik gereklere uygun yapılmaması kazanın meydana gelmesinde birinci etkendir. İskele yıkılmasaydı ölüm meydana gelmeyecekti. İkinci aşamada işçilere emniyet kemeri verilmiş ve bu emniyet kemerlerinin güvenli şekilde tespit edilmiş ankraj noktalarına veya oluşturulmuş yaşam hatlarına bağlanması sağlanmış olsaydı, iskele yıkılsa bile işçiler bu güvenlik önlemi sayesinde havada asılı kalacak ve ölüm olmayacaktı." 3. Köprü inşaatında yaşanan iş cinayetleri bu olayla sınırlı kalmadı. 25 Ağustos 2014’te, bir işçi, kamyonunun şarampole yuvarlanması sonucu hayatını kaybederken, 6 Mayıs 2015’te vincin altında kalan bir işçi ve 23 Ocak 2016’da üzerine kamyon devrilen bir işçi daha hayatını kaybetti.

Soma Maden Faciası, 13 Mayıs 2014: 301 işçi çıkan yangın sonucu karbonmonoksit gazından zehirlenerek hayatını kaybetti. Soma Holding’in işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini hiçe sayarak aşırı üretim odaklı bir politika benimsemesi, devlet kurumlarının ihmali ve denetimsizlik ile birleşince, Türkiye’deki en büyük maden facialarından biri meydana geldi.

İstanbul 3. Havalimanı İnşaatı, 9 Temmuz 2014: Hükümetin dev projelerinden biri olan 3. Havalimanı inşaatında 9 Temmuz 2014’de, iş makinesinin hafriyat kaymasından dolayı gölete düşmesiyle, operatör Osman Ceylan boğularak öldü. 12 Mart 2015’te, hafriyat taşıyan bir kamyonun, fazla yük taşıması sebebiyle devrilmesi sonucu sürücü Turgut Demirca yaşamını yitirdi. Cengiz-Mapa-Limak-Kolin-Kalyon şirketlerinin ortaklığıyla yürütülen inşaatta, çalışma sahasının bataklık olmasından dolayı araçların sürekli devrildiği belirtiliyor. Çalışma şartlarının zorluğu yüzünden işçilerin çok azı uzun süre çalışmaya dayanabiliyor. Bugüne kadar işe başlayan 7500 işçiden 3 bini ilk bir ay içinde istifa etti. Sürekli işçi alımı için ilan veren şirket, zorlu çalışma koşullarından dolayı Türkiye’den yeterli sayıda kamyon şoförü bulamadığı için, Limak Holding Başkanı Nihat Özdemir’in açıklamasına göre Vietnam’dan kamyon şoförü getirmek için izin aldı.

Zafer Açıkgöz, 17 Ağustos 2014: 28 yaşındaki Zafer Açıkgöz İstanbul Tıp Fakültesi’nde çalışan bir taşeron işçiydi. Çöp boşaltırken eline enjektör battığı halde eldivensiz kanalizasyon temizlemeye zorlandı, enfeksiyon kaptı. Hepatit B kaynaklı karaciğer yetmezliği nedeniyle 17 Ağustos 2014’te öldü.

Torunlar İnşaat, 6 Eylül 2014: İstanbul Mecidiyeköy’de eski Ali Sami Yen Stadı arazisi üzerinde, 42 katlı iki rezidans ve 36 katlı bir ofis binası için yapılan inşaatta, asansörün 32. kattan yere çakılması sonucunda 10 işçi yaşamını kaybetti. Olay sonrasında yapılan protestolara karşı alana çevik kuvvet yığıldı, polis barikatı kuruldu. Olaya Torunlar İnşaat’ın sahibi olduğu, 21 taşeron şirket ve yaklaşık 1500 işçinin çalıştığı inşaattaki denetimsizlik ve tedbirsizliğin yol açtığı ortaya çıktı.  25 kişinin, “taksirle 10 kişinin ölümüne sebebiyet vermek” suçundan yargılandığı davada, en başta tutuklanan 4 kişinin serbest bırakılmasıyla tutuklu sanık kalmadı. Sanıklar tutuksuz yargılanmaya devam ediyor. İnşaat bitmeden satışları başlayan rezidans daireleri için 4 milyon dolara varan fiyatlar biçilirken, bu daireleri inşa eden 10 işçinin, Tahir Kara, Hıdır Ali Genç, İsmail Sarıtaş, Bilal Bal, Cengiz Tatoğlu, Murat Usta, Menderes Meşe, Vahdet Biçer, Ferdi Kara, Cengiz Bilgi’nin canlarına ne değer biçileceği bilinmiyor.

“Davutpaşa, Ostim, İvedik, Van-Bayram Otel, Esenyurt, BEDAŞ, Sultanbeyli, Tuzla ve daha nicesinde... Bizler ‘iş kazaları’ olarak adlandırılan, ama bizim ısrarla ‘iş cinayetleri’ olduğunu vurguladığımız olaylarda hayatlarını kaybeden işçilerin yakınlarıyız. Her gün 5 ila 8 işçinin öldüğü, haberlere çok azının geçtiği topraklarda yaşıyoruz”

İş Cinayetleri Almanağı'na ailelerin not düştüğü bu tespit, medyanın iş cinayetleri karşısında aldığı tutumun da özeti şeklinde. Dünya Çalışma Örgütü'nün (ILO) 100 bin çalışan başına ölümlü iş kazalarına ilişkin istatistiklerine göre Türkiye’de kayıtlara geçen iş kazaları, sayısal olarak Avrupa’da birinci, dünyada da üçüncü sırada yer alıyor[1]. Bu çarpıcı duruma rağmen medyada, özellikle ana akım medyada iş cinayetlerinin, işçiler toplu şekilde öldüyse ele alındığı görülüyor. Medyada iş cinayeti haberlerinin temsili ve yoğunluğuna toplu bir şekilde bakıldığında, felaketi izleyen günleri takiben ilginin hızla bittiği, davaların dahi ajans haberlerine dayalı bir şekilde verildiği tespit ediliyor. Bu durum medyanın iş cinayetleri davalarına verilen önemi göstermesi bakımından önemli.

İş Cinayetinde Yakınlarını Kaybedenlerin Adalet Arayan Yakınlarıyla Dayanışma Grubu’nun 2008-2013 yılları arasında yaptığı söylem analizi çalışmasına göre, medya olanı eksik aktarıyor. Konuya ilişkin siyasilerin söylem ve açıklamaları ise medyada daha geniş yer alıyor. Çalışmada basına bilgi ulaştırılmasına rağmen haber yapılmadığı, yapıldığında ise bilgilerin yetkililer ve firmalar lehine saklandığı vurgulanıyor[2]. Grup tarafından yapılan çalışmada da ölümlerin belli rakamlar üzerine çıkmadığı durumlarda ya da adalet arayışının kamuoyu yaratmadığı hallerde haber yapılmadığı tespit edilmiş.

31 Ocak 2008 yılında Davutpaşa'da meydana gelen 21 kişinin yaşamını yitirdiği Davutpaşa Patlaması'na ilişkin yapılan haberlerde de benzer bir tablo var. 'Davutpaşa Patlaması', 'Davutpaşa Davası', 'Davutpaşa' ve 'vicdan nöbeti' anahtar kelimeleri ile yapılan taramalarda patlamayı izleyen günlerde habere yer verilmesine rağmen devamında ilginin hızla azaldığı görülebilir. Arama sonuçlarına göre haber sitelerinin yıllara göre, Davutpaşa patlamasına ilişkin yaptıkları haber sayıları tablodaki gibi[3];

 

2008200920102011201220132014
(Aileler dava açılması için eylemlere başladı)(ilk duruşma görüldü)(Karar duruşmasının görüldüğü yıl)
hurriyet.com.tr4012102
sabah.com.tr6301101
radikal.com.trVeriye ulaşılamadı511504
evrensel.netVeriye ulaşılamadı1Veriye ulaşılamadıVeriye ulaşılamadıVeriye ulaşılamadıVeriye ulaşılamadı7

Ana akım medyada haber başlıklarında 'ihmal' vurgusu öne çıkarken, ana akım dışında kalan sitelerin haber başlığı olarak yöneticileri sorumlu gösteren başlıklar tercih ettiği görülüyor. 2008-2015 yılları arasında hurriyet.com.tr, sabah.com.tr, radikal.com.tr ve evrensel.net sitelerinde yapılan taramalarda haberin takibi konusunda da ciddi farklılıklar gözlemleniyor.

Hürriyet gazetesinin internet sitesi hurriyet.com.tr alanında ve google üzerinden yapılan sorgulamalara göre patlamadan sonra sadece 4 haber girildiği görülüyor. Haberlerde başlık olarak durum tespiti başlıkları kullanılırken, İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın "İmalathane kaçak. Vatandaş ihbarda etmezse nereden bilelim" sözleri ile dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler'in "Burası kaçak bir yer ve maalesef zaman zaman böyle kaçaklar olabiliyor" sözlerinin sadece ara başlık ile verildiği göze çarpıyor. Patlamaya ilişkin hazırlanan iddianame DHA'nın geçtiği haber üzerinden "Davutpaşa faciasında belediyecilere 18 yıl talebi" başlığı ile sunulurken, hurriyet.com.tr 2010 yılında sadece davanın ilk duruşmasının haberini veriyor. Ailelerin davanın başlaması ve bütün sorumluların yargılanması talebiyle yaptığı açıklamaların haberine yer verilmediği görülürken, davanın ilk duruşması “Davutpaşa'daki patlama davası” yorumsuz başlığı ile aktarılıyor. Gazetenin karar duruşmasında da haberi ajanstan alarak, yine "Davutpaşa'daki patlama davası" başlığı ile vermesi dikkat çekiyor. Haberde ailelerin yaptıkları basın açıklamasına yer verilirken, ailelerin açıklamalarının iddia olarak yansıtılıyor. Sabah gazetesinin internet sitesi sabah.com.tr'nin  haberlerinde de 'ihmal' vurgusunun öne çıktığı, ancak ihmalin kimler tarafından gerçekleştirildiğine işaret edilmediği görülüyor. Sabah.com.tr’de sadece iddianame ve dava haberlerine yer veriliyor.

radikal.com.tr internet sitesi ise patlamanın yanı sıra insan öykülerine ve ailelerin yaşadıkları mağduriyete dair haberlere ağırlık veriyor. Hürriyet ve Sabah'a nazaran daha fazla habere yer veren sitede 'iş kazaları' yerine 'iş cinayetleri' kavramının tercih edildiği dikkat çekiyor. Ailelerin başlattığı adalet talepli eylemlerin haberlerine yer veren gazete, davaları da kendi muhabirinin haberleri ile takip etmiş. Gazete, dönemin Zeytinburnu Belediyesi Başkanı Murat Aydın'ın hastalık bahanesiyle duruşmaya katılmamasına ilişkin skandalı “'Mahkemede aranırken Instagram'da çıktı!” başlığı ile kamuoyuna duyurmuş. Haber metninde denetimden sorumlu yetkililerin yargılanmamasına işaret edilerek “davanın ilk ‘yetkili’ ismi, ‘sağlık’ nedeniyle duruşmaya katılmadı” ifadesi tırnak içinde verilerek eleştirel bir vurgu yapılmış.

Genelde emek hareketine ilişkin haberleri vermesi ile bilinen Evrensel gazetesinin internet sitesi evrensel.net üzerinde yapılan aramalarda, geçmiş tarihe ilişkin haberlere ulaşılamadı. 2014 yılında karar duruşması ve ailelerin başlattıkları eylemlere ilişkin haberlerde ise 'sorumluların yargılanmadığı', ailelerin adalet taleplerinin karşılığını bulmadığı eleştirileri yapılmış.    

[1] http://www.gazetevatan.com/turkiye-nin-olum-ve-yasam-siralamasi-belli-oldu-676354-yasam/ [Erişim: 31 Ocak 2015]

[2] http://iscinayetleriniunutma.org/?p=239 [Erişim: 31 Ocak 2015]

[3] Site arşivlerine ulaşmada yaşanan sorunlar nedeniyle rakamlar gerçeği yansıtmayabilir.

 

REFERANSLAR

 

Ali Tolga Özden, 2011. Ostim Patlamalarının Bize Hatırlattıkları ve Enkaz Altında Kalan Denetim Sistemi, Bülten, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Sayı 87, ss. 30-32, Mart.

 

Alpkan Birelma, 2014. Ekmek ve Haysiyet Mücadelesi: Günümüz Türkiye’sinde Üç İşçi Hareketinin Etnografisi. İletişim Yayınları, İstanbul.

 

Aslı Odman. 2013. Avrupa’da İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği alanında yeni gelişmeler ve mücadeleler. Eğitim Bilim Toplum dergisi Cilt 11 Sayı 41 Kış 2013 ss. 9-37.

https://www.academia.edu/1636594/Avrupa_da_İşçi_Sağlığı_ve_İş_Güvenliği_alanında_yeni_gelişmeler_ve_mücadeleler

 

Bağımsız Sosyal Bilimciler, 2015. AKP’li Yıllarda Emeğin Durumu. Yordam Kitap, İstanbul.

 

Çiğdem Vatansever, Ali Rıza Tiryaki ve Cem Melikoğlu (der.). 2013. Testi Kırılmadan: İş Sağlığı ve Güvenliğinde Önleyici-Koruyucu Yaklaşım. TEM Yapım Yayıncılık, İstanbul.

 

Demet Ş. Dinler. 2015. İşçinin Varlık Problemi: Sınıf, Erkeklik ve Duygular Üzerine Denemeler. Metis Yayınları, İstanbul.

 

Ender Ergün. 2007. Liman ve Tersane İşçileri Genel Başkanı Cem Dinç ile Söyleşi: İşçinin Kaza Sonucu Ölümü. Cem Dinç ile söyleşi, Express, 25 Eylül-25 Ekim 2007, sayı 76.

http://www.birikimdergisi.com/guncel-yazilar/205/liman-ve-tersane-iscileri-genel-baskani-cem-dinc-ile-soylesi-iscinin-kaza-sonucu-olumu#.Vq4sZFLk5g0

 

Funda Başaran (haz.). 2015. İşçi Filmleri, Öteki “Sinemalar”. Yordam Kitap, İstanbul.

                        

H Ceylan, 2011. Türkiye’deki İş Kazalarının Genel Görünümü ve Gelişmiş Ülkelerle Kıyaslanması, International Journal of Engineering Research and Development, Sayı 3(2), ss. 18-24.

 

Kolektif. 2016. İş Cinayetleri Almanağı 2015. Bir Umut Yayıncılık, İstanbul.

 

Kolektif. 2015. İş Cinayetleri Almanağı 2014. Bir Umut Yayıncılık, İstanbul.  

 

Kolektif. 2014. İş Cinayetleri Almanağı 2013. Bir Umut Yayıncılık, İstanbul.

 

Kolektif. 2013. İş Cinayetleri Almanağı 2012. Bir Umut Yayıncılık, İstanbul.

 

Onur Bütün, 2015. Yedi Kat Yerin Altından Uğultular Geliyor: Yeni Çeltek’ten Soma’ya Maden İşçileri. Dipnot Yayınevi, İstanbul.

 

Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu. 22 Ocak 2008. Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki Çalışma Koşulları ve Önlenebilir Seri İş Kazaları Hakkında Rapor.

http://bianet.org/bianet/siyaset/107579-tuzla-tersane-raporundan-cozum-onerileri