1916 Büyük Ankara Yangını*

 

1861 yılında Ankara’ya gelip kentte bir süre kalan Georges Perrot, ekonomik durumu kötü olan Yahudier dışında, hem Ermenilerin hem Rumların hem de Müslümanların neredeyse tamamının bir bağ evi bulunduğunu, en güzel bağ evlerinin de Esat’ta olduğunu anlatmış. 1916 yılının Eylül ayında Ankara merkezinin büyük bir kısmını küle çeviren büyük yangında sadece 5 kişinin hayatını kaybetmiş olması nüfusun büyük bir kısmının o dönemde bağ evinde oturuyor olmasına ve yanan yerlerin önemli bir kısmının sakini binlerce Ermeninin aylar öncesinde tehcire tabii tutulmuş olmasına bağlanabilir.

1916’nın Türkçesiyle harik-i kebir (büyük yangın), o dönemde Ankara’nın başına gelen tek büyük felaket değildir…

 

Yangın Öncesi Ankara

Temmuz 1915’te Ankara Valisi Mazhar Bey, Dahiliye Nezareti’nden gelen tehcir talebini uygulayamayacağını bildirdikten bir süre sonra emekliye sevk edilir. Yerine vekaleten İttihat ve Terakki’nin koyu milliyetçi üyelerinden Mustafa Atıf atanır.

Rum Ortodoks, Gregoryen ve Katolik cemaatleri ile Frerlerin mülklerine 1916’dan 2 yıl önce el konulmaya başlanmıştır. Ülke savaştadır ve ordunun masrafları “bağış” sistemiyle toplanmaktadır. Özellikle okul binaları ve varlıklı kesime ait özel mülklerin bir kısmı hazine mülküne alınır.

1915’in ikinci yarısı, Ankara’daki Hristiyan nüfus -özellikle de Ermeniler- için geri dönüşü olmayan bir sürecin başlangıcıdır. Ağustos 1915’te Anadolu’nun bir çok diğer ilinde olduğu gibi Ankara’da da tehcir ismiyle başlatılan süreç birkaç hafta içinde katliama dönüşür. İslamı kabul etmeyen, çoğunluğu Gregoryen ve Katolik erkekler önce tutuklanır, sonra sürülür veya öldürülür. Tutuklu bekletilen ya da halihazırda yola çıkarılmış olan bir grup Katolik Ermeni, Papalık ve Fransız Büyükelçiliği’nin girişimiyle serbest bırakılır. Bu süreçte Ankara’da yaşayan 10bin Ermeni “kaybolur”. 

1916 yılının başlarında Ankara’da kalan Katolik, az sayıda Gregoryen ve Protestan; İslamiyet’i kabul etme zorunluluğu ile karşı karşıya kalır. Ayinler, kiliselerden evlere taşınır. 1916 yılı Ankarası’nda vali ve polis müdürü eliyle yürütülen bir “getto” sistemi vardır. Zorla çalıştırma, taciz ve mülklere el koyma yaygındır. Bahar aylarında, 2 bin dükkan, 3 katedral, 9 kilise, okul ve evlerdeki eşyalar atlı arabalarla İstanbul’a taşınacaktır. Bunun dışında kalan bir takım “değersiz” eşya ise müslüman ailelere verilir.

1916 Eylül’ünde şehirdeki Hristiyan nüfusun bir kısmı zaten mülksüzleştirilmiştir. Şehirde kalan ailelerin çoğunluğu da bir şekilde ticaret yapan ve sarayla ilişkisi olan (örneğin saray için sof üreten) ailelerdir. Yangından sonra bu aileler de şehrin günlük yaşantısından silinecektir.

 

Ankara Yanıyor

13 Eylül 1916 gecesi herkes uykuya daldıktan sonra Emekli Binbaşı Ferid Bey’in emrindeki askerlerin kaldığı evden sesler yükselir. Yangın çıkmıştır. Evin bitişiğinde henüz bir yıl önce yetim ve öksüz kalan çocuklar için açılmış olan yurt (Dârüleytâm) vardır. Çocuklar hızla dışarıya çıkarılır. Yangın söndürme çalışması başlamış görünmektedir. Başka anlatılarda yangının, Dârüleytâm bitişiğinden değil de Katolik Ermeni mahallesinde başlamış olduğu ve hatta 13 Eylül’de değil 11 Eylül’de başladığı da söylenir. Döneme ait belgeler yoluyla kesin bir sonuca ulaşmak mümkün değildir, ancak yangının birkaç ayrı noktada başladığı bilgisi, anı ve tanıklıklarda tekrarlanan ciddi bir iddiadır. Ferid Bey’in emrindeki askerlere yangın sonrasında ulaşılamaması da kundaklama şüphesini artıran bir faktördür.

O gece Ankara’da rüzgar yoktur. Yangının tahmin edilenden çok daha yüksek bir hızla yayılması ve şehir merkezinin neredeyse tamamını sarmasını, sokakların çok dar olmasına, ahşap evlerin birbirine çok yakın olmasına bağlayanlar olmuştur. Şehirdeki tulumbacı sayısı da yetersizdir. O dönemde devlet için Ankara’ya oranla çok daha önemli bir konumda bulunan Eskişehir’den istenen takviye, ancak 14 Eylül akşam üstü şehre vardığında yangın zaten tüm şehri sarmış durumdadır. İtfaiye yangını durdurmakta etkili olamaz. Bu durumu Refik Halit Karay, “yangın yakacak başka şey bulamayınca kendiliğinden söndü,” diyerek özetlemiştir.

3 gece 2 gün boyunca söndürülemeyen bu yangını "körükleyenler" olduğuna dair tanıklıklar vardır. Tanıklar, evlerin ve dükkanların üzerine ya da sönümlenen alevlerin üzerine gazyağı döküldüğünü ve yangını söndürmeye çalışanların engellediğini anlatırlar. Örneğin, yangının çıkış noktasından uzak Aziz Nikolaus Kilisesi’ne doğru yaklaştığını gören Ortodokslar neredeyse kiliseyi kurtarmışken, kurtarma çalışması yürüteceklerini söyleyen bir grup gelip, kiliseye su yerine gazyağı döker. Bu sırada papazı da darp ederler. Benzer şekilde bugün Ulus Çarşısı’nın bulunduğu yerde yer alan Rum Metropolitliği’nin arşivleri de yanıp kül olur. Ermeni cemaate ait mahallede de yanan evlere su yerine gaz yağı döküldüğünü söyleyen tanıklar bulunmaktadır.

Polis teşkilatı, Dahiliye Nezareti (İçişleri Bakanlığı) ve hükümet arasında o dönemde geçen yazışmalar, yangın sırasında polis teşkilatının zafiyet içinde olduğunu gösterir. İktidardaki İttihat ve Terakki Partisi tarafından Ankara’ya özellikle gönderildiği bilinen polis şefi Mustafa Durak’ın emrindeki polislerin, yangına bilinçli şekilde müdahale etmediği konusunda şikayetler gelmiştir. Benzer şikayetlerin, aynı dönemde Anadolu’nun 20 ilinde çıkan/çıkartılan yangınlarda da gelmiş olması; bu yangınların İttihat ve Terakki Partisi’nin sürgün ve yok etme politikalarıyla ilişkisine dair bir gösterge olarak yorumlanabilir.

Yangının yayılmasıyla beraber yağmacılar da devreye girer. Sivillerin katılımıyla süren söndürme çalışmaları arasında eşyalarını taşıyıp kurtarmaya çalışanların mallarının bir kısmı yağmada yitip gider.

Yangın söndürüldüğünde özellikle Hristiyan cemaatlerin yaşadığı mahalleler tamamıyla zarar görmüş ve neredeyse küle dönmüştür. “İmkanı olanlar iki gün içinde ev kiralasın” direktifi gelir. Müstakil evlerini bırakan çoğu kişi, tek veya iki odalı dairelere taşınır. Taşınacak durumu olmayanlar için Hilal-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) çadır gönderir. Ancak çadırların büyük çoğunluğu gerek olmadığı gerekçesiyle iade edilecektir. Bu iadenin bilinçli şekilde Hristiyan nüfusun şehirde barınmaması için mi, yoksa çadır sayısını 1914 nüfus sayımına göre belirleyip, 1915’te başlayan tehcir ve katliamın şehirdeki Ermeni nüfusu büyük oranda yok ettiğini hesaba katmayan bir bürokratik hata mı olduğunu bilmek zor. Bilinen şu ki 1916 Ankara Yangını, Hristiyan cemaatin evleriyle ve yurtlarıyla olan bağını iktisadi, siyasi, kültürel ve toplumsal olarak tamamen koparmıştır.

 

Yangına Dair Veriler

1916 yangınına dair kaynak ve bilgi azdır. Taylan Esin ve Zeliha Etöz’ün bu konuda yaptıkları kapsamlı çalışma* döneme dair anlatıları, çeşitli elçilik raporlarını ve akademik araştırmaları bir araya getirilerek şu bilançoyu ortaya çıkarmıştır:

  • Ankara merkez kazasının 19 mahallesinden 8’i tamamen, 11’i ise kısmen yanmıştır. Tamamıyla yanan mahalleler; Hisar’ı Fukara, Hisar’ı Ağniya, Kurt, Çakırlar, Kethüda, Hacı Mansur, Yeğenbey, Mihriyar’dır. Bu mahallelerde 735 hane kül olmuştur. Kısmen yanan mahallerdeki hane kaybı ise 298’dir. Tamamıyla yanan 8 mahallenin 7’sinde yalnızca Hristiyan veya Yahudi nüfus yaşamaktadır.

  • 1914 nüfus sayımına göre, Ankara merkezinde 69.066 Müslüman ve 14.500 Hristiyan yaşamaktadır. Nüfus oranıyla ters düşecek biçimde yanan kilise sayısı 7 iken, cami sayısı 2’dir. Yangın öncesi Ankara’da 44 cami ve 12 kilise bulunmaktaydı.

  • Yangın sonrası, devletin ilk resmi önlemi şehirdeki hapishane ve polis sayısını arttırmak olmuştur.

  • Yangında mülklerinden olan Hristiyan yurttaş sayısının 8.000 ila 14.000 arasında değiştiği tahmin edilmektedir.

  • Yangında 5 kişi hayatını kaybetmiştir.

  • Yanan yer olan Dış Kale-Hisarönü, şehrin en gösterişli semtlerinden biridir.

  • Yangın, varlıklı Türkleri de etkilemiştir. 

  • Yangın sonrasında kentin ortasında büyük ve sahipsiz kalan yanmış alan ancak 1950'lerde yeniden imar ve inşa edilmiştir. 

*Kaleme aldıkları "Büyük Ankara Yangını: Felaketin Mantığı" kitabıyla, hikayenin yazımına katkı sunan Zeliha Etöz ve Taylan Esin'e teşekkür ederiz. Kitap üzerine yazarlarla yapılan söyleşi için tıklayınız. 

BAĞLANTILI OLAYLAR

Yakmak, yanmasına, yakılmasına göz yummak, Türkiye’de bir çok kez ve birbirinden çok farklı mecralarda tekrarlanan bir pratik. Göz dağı verme, terk etmeye zorlama, el koyma, rant yaratma, sosyal-kültürel belleği yok etme, hınç alma yöntemi olarak devlet dahil tüm aktörler tarafından sıklıkla başvurulan bir “yöntem”.

Orman yakıp karlı inşaat alanları açmak; köyleri, tarlaları yakıp nüfusu göçe zorlamak; kitapları, arşivleri yakıp hafızayı silmek; insan yakmak, ev yakmak, dükkan yakmak, yağmalamak, yananı söndürmemek ve bazen de söndürememek bütün bunlar aslında hep aynı zihniyetin farklı tahayyülleri. Küller üzerine kurulu bir tarih var. Bu tarihin bağlantılı olaylarından bir kesit hazırladık:

 

  • 1914-1918 yılları arasında Hristiyan mahallelerinde ya da Hristiyan nüfusun yoğun olarak yaşadığı mahallelerde kasıtlı olarak çıkarıldığı düşünülen yangınların bir listesini sayfanın en sonundaki kutucukta bulabilirsiniz.

   fotoğraflar: 1918 Cibali-Fatih Yangını, İstanbul.

 

  • 13 Ağustos 1922 Sovyet Elçiliği Yangını ya da Kurşunlu Camii Yangını, Ankara.

 

  • 5 Eylül 1922 Manisa Yangını. Yangında Manisa’nın %90’ı zarar görmüş, binlerce insan ölmüştür. Yangının, Kurtuluş Savaşı esnasında geri çekilen Yunan ordusunun milisleri tarafından çıkartıldığı iddiaları kuvvetlidir. Yangın esnasında bir çok insanın da vurularak öldürüldüğü aktarılmaktadır.  

 

  • 13-18 Eylül 1922 İzmir Yangını. 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’de Yunan ordusunun yenilgiye uğratılmasının hemen ardından savaşın yıkıcılığına tüm şehri saran büyük yangının yıkıcılığı eklenir. 4 gün süren yangınla eş zamanlı olarak Büyük Millet Meclisi’nde tartışılan “terk edilmiş mallara hazine adına el konulması” önergesi, yangından sonra şehrin yaşayacaklarının habercisidir. Yangının nedenlerini araştırma konusunda dönemin tüm otoriteleri sessiz kalmıştır ve 1936’ya kadar yanan bölge olduğu gibi kalacaktır. Aslında 1925 Tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla “gayrimüslim” mallarının hayır kurumlarına ve özel idarelere devri yasalaşmıştır. Yangın sonucu kül olan bölgenin akıbeti yıllarca tartışmalara konu olur. Bu alanda İzmir’in simgesi olan Fuar alanı da vardır. Diğer kesimler yavaş yavaş garaj, restoran işletmeleri tarafından kullanılmaya başlanır.  amaçlarla kullanılır. 16 yıl boyunca yanmış haliyle duran alana İzmirliler “utanç çukuru” adını vermiştir. İzmir yangının bilançosuyla ve yangını başlatanlarla ilgili çelişkili bilgi ve veriler bulunsa da; yaklaşık 2,6 milyon metrekarelik bir alan, 25 bin ev, iş yeri, kilise, hastane, fabrika, depo, otel ve lokantanın yok olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, Türk ordularının önünden İzmir’e doğru sürülen Rum ve Ermeni sayısının İzmir’de yaşayanlarla birlikte 500 bine yakın olduğu, bunların ancak 320 bininin gemilerle tahliye edilebildiği, geri kalan 180 bin kişinin yangın sırasında çeşitli biçimlerde yaşamını yitirdiği iddia edilmektedir. ABD Büyükelçilik kaynaklarına göre de yangında ölenlerin sayısı 100 bin civarındadır.  
fotoğraf: 1922 İzmir Yangını. 

fotoğraf: 1922 İzmir Yangını. 

 

  • 30 Ocak 1923 Mübadele Sözleşmesi. Lozan’daki toplantıların sona ermesinden yaklaşık bir yıl sonra, Yunanistan ve Türkiye arasında Mübadele Anlaşması imzalanmış ve Türkiye’de yaşayan Rumlar ile Yunanistan’da yaşayan Türklerin yer değiştirmesine karar verilmiştir. Türkiye’de İstanbul ile Gökçeada ve Bozcaada'da oturan Rumlar ile Yunanistan’da Batı Trakya’da yaşayan Türkler mübadeleden muaf tutulmuşlardır. Yaklaşık 700 bin kişi göçmen/mülteci konumuna düşmüştür. Yunanistan’la, Balkan Savaşları ile başlayan ve 1920-1922 yılları arasında devam eden savaşın, yersiz yurtsuz bıraktığı 1 milyondan fazla insanın göçmen statüsü de eklenince, toplam 1 milyon 700 bin kişi ülke değiştirmek zorunda kalmış, savaşın yarım bıraktığı demografik homojenleştirme “barışçıl” bir şekilde tamamlanmıştır. Mübadelenin tamamlanabilmesi neredeyse 10 yıllık bir zaman almış, süreç içinde taşınır ve taşınmaz birçok mülk yağmalanmıştır.

 

  • 18-19 Temmuz 1927 Ankara Tahtakale Yangını.
fotoğraf: 1927 Tahtakale Yangını, Ankara (kaynak: VEKAM)

fotoğraf: 1927 Tahtakale Yangını, Ankara (kaynak: VEKAM)

 

  • 13 Ocak 1928 Vatandaş Türkçe Konuş Kampanyası. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrenci Topluluğu'nun 13 Ocak 1928'deki yıllık kongrelerinde aldığı bir karar üzerine, kamusal mekanda herkesin Türkçe konuşmasını tavsiye eden tabela ve afişlerin asılması, okullarda konferanslar verilmesi gibi fikirler etrafında başlamıştı. Uygulamada ise yabancı dilde gazete okuyanların gazetelerinin yırtılması, Türkçe konuşmayanlara müdahale edenlerin çıkarttıkları kavgalar, "Vatandaş Türkçe Konuş” flamalarını yırtanların göz altına alınması ve insanların birbirini tehdit unsuru olarak görmesini derinleştiren bir ayrımcılık maratonuna dönüştü. 
  • 22 Ocak 1929 Beyoğlu Tatavla - Kurtuluş Yangını.

 

  • 3 Aralık 1933 Sultanahmet Adliyesi Yangını.

 

  • 1934 Trakya Olayları. 28 Haziran ila 4 Temmuz 1934 tarihleri arasında Çanakkale, Keşan, Uzunköprü, Kırklareli, Lüleburgaz, Babaeski ve Edirne'de yaşayan Yahudilere yönelik bir pogrom yapıldı. Saldırılar tüm şehirlerde aynı zamanda başladı, Çanakkale ve Keşan'da yaşayan 30 ila 40 Yahudi ailesi şehri 24 saat içinde terk etmeye zorlandı. Yahudi aileler, bu yüzden buralardan apar topar kaçtılar. Uzunköprülü Yahudiler saldırganlardan ancak üç günlük bir ek süre temin ettiler ve bu üç gün içinde ellerindeki taşınır ve taşınmaz malları satmaya çalıştılar. Kırklareli'nde Yahudiler bıçaklandılar ve dövüldüler. Saldırganlar Kırklareli hahamını öldürdüler. Yağmacılar bazı kadınların yüzüklerini almak için parmaklarını dahi kestiler, bir çok kadına tecavüz ettiler. Edirne'de ise resmi makamlar, Edirne mezbahasında hahamlar nezaretinde dini kurallara uygun yapılmakta olan et kesimini yasakladılar. Yahudi işçilerin işlerine gitmelerini önlediler. Yahudi tüccar ve esnafa ait iş yerlerini boykot ettiler. Paniğe kapılan Yahudiler bu durumu valiye şikâyet ettiler. Vali kendilerine bu davranışlarda olağanüstü bir durum olmadığını, Edirne halkının Yahudilerin Edirne'den ayrılmalarını istediğini ve dolayısıyla Yahudilerin kenti terk etmelerinin daha doğru olacağını söyledi. 

 

  • 22 Nisan 1941 Yirmi Kur’a* İhtiyatlar Olayı - Nafıa Askerleri. 2.Dünya Savaşı sırasında, 10 Nisan 1941’de yayınlanan resmi seferberlik ilanının ardından,  özel bir kanunla askere alınan gayrimüslim erkeklere silah verilmeyip, aileleri ile görüşmeleri yasaklanıp; yol, köprü yapımı gibi bayındırlık işlerinde amele olarak çalıştırılmaları olayıdır. Askerlerin büyük çoğunluğu 27 Temmuz 1942’de terhis edilmiştir. *20 Kur'a: "Tanzimat sonrası askerlik işlerinde kullanılan bir usûl olup, bir yılın doğumluları arasında, ad çekilerek, adına K yazılı kağıt çeken çekilen asker"dir.
fotoğraf: Nafıa Askerleri

fotoğraf: Nafıa Askerleri

 

  • 11 Kasım 1942 Varlık Vergisi. Tek parti döneminde Şükrü Saraçoğlu hükümetinin ilk icraatı olarak TBMM’de kabul edilen kanunda, ‘gayrimüslim’ ve ‘müslüman’ gibi ayrımlar yoktu. Ancak İstanbul Defterdarı Fail Ökte, uygulamada, vergi mükelleflerinin Maliye Bakanlığı’nca belirlenen dört grubu baz alındığını belirtmektedir: M grubu (Müslümanlar) takdir edilen matrahın (vergiye esas alınan miktarın) yüzde 12,5'ini; G grubu (gayrimüslimler) yüzde 50'sini; D grubu (dönmeler) yüzde 25'ini; E grubu (ecnebiler) yüzde 12,5'ini ödemekle yükümlüydü. Çiftçiler de yüzde 5’ini ödeyeceklerdi. Vergi mükelleflerinin isimleri ve miktarlarının ilan edilmesi, en fazla bir ay ile sınırlandırılmış ödeme süresi, bu süre içinde borçlarını ödeyemeyenlerin mallarının icra yolu ile satışa çıkarılacak oluşu ve borçlarını ödeyemeyen mükelleflerin bedenen çalışarak ödetmek için çalışma kamplarına gönderilmesi, bu kanunun ayrımcılık temelli iktisadi politikanın bir parçası olduğunu işaret etmekteydi

 

  • 6-7 Eylül 1955 Olayları. 6 Eylül günü İstanbul’da yaşayan Rum yurttaşlara yönelik saldırılar sırasında çıkartılan yangınlarda gayrimüslimlere ait evler, iş yerleri, okullar ve ibadet yerleri yakılmış, yıkılmış ve yağmalanmıştır. Mahkeme kayıtlarına göre 4.214 ev, 1004 iş yeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır ve 26 okul saldırıya uğramış, 11 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tecavüze uğramıştır. Ölü sayısının az olması, saldırgan grupların bu yönde talimat almasına bağlanmaktadır. Saldırılar, Kıbrıs konusunun gündemde olduğu 1955 yılında, Selanik’te Atatürk’ün evinin Yunanlılar tarafından bombalandığı haberi üzerine Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin ön ayak olduğu bir galeyana getirme girişimi ile başlamış ve başka illere de sıçrayarak, Cumhuriyet döneminde yaşanan en büyük yağma ve yıkıma dönüşmüş, olaylar üzerine İstanbul'da sıkıyönetim ilan edilmiştir. Yaşananlar sonrasında birçok Rum, Ermeni ve Yahudi Türkiye’den göç etmiştir. Olaylarla ilgili kapsamlı bilgi ve tanıklıklar için BABİL Derneği’nin çalışması: http://6-7eylul.babilder.org/

fotoğraf: 6-7 Eylül 1955 Olayları (Kaynak: http://6-7eylul.babilder.org)

fotoğraf: 6-7 Eylül 1955 Olayları (Kaynak: http://6-7eylul.babilder.org)

 

  • 16 Mart 1964, İstanbul Rumlarının Sürgün Edilmesi. Kıbrıs konusunda Yunanistan’la gerginleşen siyasi hava nedeniyle Yunanistan pasaportu da olan 13 bin Türkiye vatandaşı Rum hakkında gizli bir kararname ile sürgün kararı çıkartıldı. Ülkeyi terk etmek için 48 saat ile 10 gün arasında vakit verilen Rum yurttaşların yanlarında 20 kilodan fazla yük ve 20 dolardan fazla para almaları yasaklanmış, 6 ay sonra da banka hesapları bloke edilmiş, gayrimenkullerine el konulmuştur. Hakkında sınır dışı edilme kararı çıkartılan 13 bin kişinin eşleri, çocukları, akrabaları da bu zorunlu göçe dahil olunca 45 bin Rum ülkeyi terk etti. BABİL Derneği’nin olayla ilgili kapsamlı çalışması için: http://1964.babilder.org/

fotoğraf: 1964 Yunanistan Sürgünü Rumlar (Kaynak: http://1964.babilder.org/)

fotoğraf: 1964 Yunanistan Sürgünü Rumlar (Kaynak: http://1964.babilder.org/)

Yunan uyruğuna sahip Türk vatandaşlarının mülklerine el konulması- 16 Eylül 1964 tarihli gizli kararname

Yunan uyruğuna sahip Türk vatandaşlarının mülklerine el konulması- 16 Eylül 1964 tarihli gizli kararname

  • 12 Mayıs 1978 YIBA Çarşısı YangınıAnkara Ulus’taki YIBA Çarşısı’nda bir dükkandaki gaz lambası sebebiyle başlayan yangın, Ankara İtfaiyesinin yetersizliği nedeniyle çok sayıda kişinin can vermesi ile akıllarda yer etti. 49 kişinin öldüğü, 100’den fazla insanın yaralandığı yangında itfaiyenin merdivenlerinin kırılması ve insanların atlaması için gerilen brandanın yırtılmasıyla yere çakılıp ölenler, korkunç bir tablo oluşturdu, insanlar itfaiyeyi taşladı. Hayatını kaybedenlerin çoğu Çarşı binasının üst katındaki meslek lisesinin öğrencileriydi. 

  1978 YIBA Çarşısı Yangını, Ulus, Ankara.

 

1978 YIBA Çarşısı Yangını, Ulus, Ankara.


  • 23 Mart 1979 Muğla Çetibeli Yangını. Türkiye, en büyük orman yangınını 23 Mart 1979 tarihinde Muğla'nın Marmaris ilçesi Çetibeli köyünde yaşamıştı. Çıkış sebebi bilinmeyen yangında 13 bin 260 hektar orman alevlere kurban gitmişti.


  • 13 Aralık 1978 Merkez Bankası Yangını. Merkez Bankası’nın arşiv deposunda bilinmeyen bir sebepten çıkan yangın sonucu tüm evraklar yandı.


  • 29 Mayıs 1993 Solingen Yangını. Almanya’nın Solingen şehrinde neo-nazilerin evlerini kundakladıkları Türk ailenin beş bireyi hayatını kaybetmiştir. Olayın gerçekleştiği ev müzeleştirilmiştir. Kundaklamanın faili 4 aşırı sağcı Alman genç yargılanmış ve 10 ila 15 yıl arasında değişen cezalara çarptırılmışlardır.
fotoğraf: 1933 Solingen Yangını

fotoğraf: 1933 Solingen Yangını

 

  • 1990’lar ve Köy Yakmalar/Boşaltmalar. Kürt meselesine dair çatışmaların gitgide derinleştiği 90’lı yıllarda, devlet güçlerinin kırsal kesimde yaşayan köylülere yönelik kötü muamele ve işkenceleri belgelenmiş ve Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından defalarca yüklü tazminat cezalarına çarptırılmıştır. 1984-2009 yılları arasında ülkenin doğu ve güneydoğu bölgesinde 3500 köyün zorla boşaltıldığı ve/veya yakıldığı tespit edilmiştir. Köylüleri; evleri, tarlaları, hayvanlarını, gündelik yaşamlarını ve kültürel kökenlerini geride bırakmaya zorlamak için köy yakmak sıklıkla başvurulan bir yöntem olmuştur.

     

fotoğraf: yakılan bir köy

fotoğraf: yakılan bir köy

 

  • 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı. Sivas’taki Madımak Oteli’nde düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenliği sırasında otelin önünde toplanan yüzlerce insan tarafından otel ateşe verildi. İçinde otel görevlilerinin ve sanatçıların da olduğu 35 kişi hayatını kaybetti. Güvenlik güçleri olaya saatler sonra müdahale etti. Şenliğin katılımcılarından Aziz Nesin yangından kurtulduktan hemen sonra linç girişimine uğradı. 7 yıl süren yargılamalar sırasında idam cezasının kaldırılması ile cezaları ağırlaştırılmış müebbete çevrilen 33 sanıktan 8’i firar etti. Firar edenlerden 5’i hakkında 2012’de verilen zamanaşımı kararı çokça eleştirildi.

 

  • 25-27 Ağustos 2000 Sayıştay Yangını. Sayıştay’ın Ankara’da Eskişehir Yolu üzerindeki yeni binasının arşiv kısmında çıkan yangın tam anlamıyla 4 günde söndürülebildi. 10 yıl saklanması gereken dokümanlar yangında kül oldu. Dönemin Sayıştay Genel Sekreteri Hasan Baş, yanan evrakların denetimden geçmiş evraklar olduğunu ve kıymetli olmadıklarını açıkladı. Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi’ne yangını söndürmekte gecikilmesi üzerine açılan dava ise 2008 yılında zaman aşımına uğradı.

 

  • 2 Temmuz 2002 Naime Sultan Yalısı Yangını. Ortaköy Gaziosmanpaşa İlköğretim Okulu’nun tarihi binasında (nam-ı diğer Naime Sultan Yalısı’nda) çıkan yangın, okulun Reina isimli popüler eğlence mekanına komşu olması ve yangının hemen öncesinde bahçesinin otopark olarak kullanılması konusunda çıkan anlaşmazlık ve şikayet nedeniyle rant yangınları kategorisinde değerlendiriliyordu. Nitekim bina, İstanbul İl Özel İdaresi tarafından 2009 yılında, otel olarak kullanılmak üzere 25 yıllığına kiraya verildi.
  2002 Naime Sultan Yalısı/Gaziosmanpaşa İlköğretim Okulu Yangını

 

2002 Naime Sultan Yalısı/Gaziosmanpaşa İlköğretim Okulu Yangını

  • 31 Temmuz 2008 Antalya Manavgat Yangını. Antalya'nın Manavgat ilçesi Karabük köyü yakınlarında çıkan yangında 4 bin hektarlık kızılçam alanı kül oldu. Yangın esnasında 3 köy boşaltıldı, 2 mahalle yandı, hayvanlar telef oldu. Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre, Antalya'daki yangın, 1979 yılından beri gerçekleşen en büyük orman yangını olarak kayıtlara geçti.

  • 28 Kasım 2010 Haydarpaşa Garı Yangını. Yangında, tarihi yapının çatısı tamamen yanarak zarar gördü. Yangının, tarihi binanın otel yapılması konusundaki belediye planlarının gerçekleşmesine hizmet ettiği ve dolayısıyla kasıtlı olarak çıkartıldığına dair bir çok iddia dile getirildi.  
  2010 Haydarpaşa Garı Yangını

 

2010 Haydarpaşa Garı Yangını

 

  • 25 Aralık 2012 Ankara Ticaret Odası Arşivi Yangını . ATO binasında mükellef işlemlerinin yürütüldüğü bölümde çıkan yangın nedeniyle 80 yıllık arşiv kullanılamaz hale geldi. Can kaybının yaşanmadığı yangında arşiv bölümünde ATO’ya üye olan 150 bin esnafın mali ve ticari sicil kayıtlarının tamamına yakını yandı. Arşivin yüzde 70'i dijitale yedeklendiği için kurtarılabildi. Yangının arşiv bölümünde çıkmış olması sabotaj iddialarını gündeme getirdi ancak ATO yangının elektrik kontağından çıktığını düşündüklerini açıkladı.

 

  • 17 Ağustos 2014 Göçmenlerin Mülklerinin Yakılması. Ankara İsmet Paşa Mahallesi’nde Suriyeli göçmen ailelerin kaldığı 3 evde art arda yangınlar çıktı. Yangınların ülke genelinde Suriyeli göçmen ve sığınmacılara yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde çıkması kundaklama sonucu olduklarını düşündürttü. 

 

  • 12 Aralık 2014 Dünya Ticaret Merkezi Yangını. İstanbul Yeşilköy’de bulunan Dünya Ticaret Merkezi’nin 6 ve 7. katlarında yangın çıktı. Bilgi Teknolojileri Kurumu’nun arşivi yandı. Yanan kısımda önemli davaların ve yürütülen soruşturmaların teknik takip dökümleri ve dijital kayıtlarının tutulduğu belirtildi. Sabotaj ihtimali dile getirildi. 

 

  • 21 Ağustos 2015 Yırca Zeytinlik Yangını. Manisa’nın Soma ilçesi Yırca Mahallesi’nde 6.000 zeytin ağacını termik santral inşaatı için kesen Kolin İnşaat’ın kesim yaptığı alanda yangın çıktı. Yangında sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler tarafından kesilen ağaçlar yerine dikilen yeni zeytin fidanlarının bir kısmı yandı.

 

  • 29 Ağustos 2015 Bursa Orman Yangını. Bursa’da Osmangazi ilçesi ile Mudanya arasında 50 hektardan (500.000 metrekare) büyük alandaki fıstık çamı ormanı kül oldu. Yangının 3-4 ayrı noktadan başlamış olması rant amacıyla yangın çıkartıldığı iddialarını güçlendiriyor. Jandarma ve polisin soruşturması sürüyor.

     

 

 2015, Osmangazi-Mudanya Orman Yangını, Bursa

 

  • 10 Eylül 2015 Tuzla Piyade Okulu Yangını. İstanbul’un en değerli arazilerinden Tuzla Piyade Okulu’nda 15 gün içerisinde üç yangın çıktı. Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı öncesinde yaptığı açıklamada “Piyade okulu Burdur’a taşınacak, arazisine 300 bin konutlu yeni bir şehir inşa edilecek” demişti. 

 

  • 2015 Halkların Demokratik Partisi (HDP) Binalarına Yönelik Yakma GirişimleriHalkların Demokratik Partisi ve yangınlar. 7 Haziran 2015 seçimlerinden birkaç ay önce oluşturulan haritada, çoğunluğu yakma girişimi ile ve çıkan yangınlarla sonuçlanan saldırıların çetelesi tutuluyor.https://www.google.com/maps/d/u/0/viewer?mid=z-Sr_YwM2DWI.kfMAqYGz3Uegm

1914-1918 yılları arasında Hristiyan mahallelerinde ya da Hristiyan nüfusun yoğun olarak yaşadığı mahallelerde kasıtlı olarak çıkarıldığı düşünülen yangınlar: 

  • 12 Mart 1914 ve 21 Temmuz 1915 Amasya. Özellikle 21 Temmuz 1915 tarihli ikinci yangının tehcir sonrası boşalmış haldeki Ermeni evlerinin bulunduğu mahallelerde gerçekleştiği bilinmektedir.

  • 3 Mayıs 1914 Kastamonu. Yangın Kastamonu’nun büyük gayrimüslim mahallelerinden olan Cebrail Mahallesi’nde çıkmıştır. Ermeniler o dönemde tehcir edilmemiştir ve yoğun olarak Kevser Mahallesi’nde yaşamaktadırlar.

  • Mayıs 1914 ve Ocak 1916 Tokat. 1914’teki ilk yangında Çarşı’nın büyük bir kısmı ve kent merkezinde 3 han ve 100’e yakın dükkan yanmıştır. Dükkanların çoğu o dönemde bakırcılık, satencilik, ipek ticareti, boyacılık yapan Ermenilere aittir. 1916’daki yangında da evler, dükkanlar ve bir han zarar görmüştür.

  • 19 Ağustos 1914 Diyarbakır. Hububat Pazarı’nda gece çıkan yangında devlet görevlilerinin ihmaline ilişkin soruşturma yapılmıştır. Müslümanların mallarının kurtarılmasına izin verildiği, Hristiyanlara ve özellikle Ermenilere ise izin verilmediği hatta mallarının siviller tarafından yağmalanmasına göz yumulduğu ve bizzat askerlerin de yağmaya katıldığı yönündeki iddialar hükümetin soruşturma belgelerinde de yer almıştır. Yangının çarşının içinde aynı anda dört beş farklı noktada çıkmış olması kundaklama sonucu ortaya çıktığını göstermektedir. Büyük yıkıma neden olmuş ve diğer yangınlara kıyasla en iyi belgelenmiş yangınlardan biridir. 1100’den fazla dükkan ve 4 han yangından zarar görmüştür.

  • 24 Ağustos 1914 Edirne. Rum mahallelerini etkileyen yangında 1200 ev ve 4 kilise yanmıştır.

  • 30 Haziran 1915, Bandırma. 2500 Rum vatandaşın yaşadığı Preme’de çıkan yangında 800’ün üstünde ev, 100 kadar dükkan ve 3 kilise yanmıştır.

  • 23-24 Ağustos 1915, Bursa.. Orhangazi’nin Ermenilerin yoğun olarak oturduğu Yeniköy nahiyesinde tehcir sonrası boşalan alanda kilisenin içinden başlayan yangında, 1000’e yakın ev, bir kilise, iki okul, bir cami, telgrafhane ve hükümet dairelerinin bir kısmı yanmıştır.

  • 27 Ağustos 1915, İzmit. Ermeni Mahallesi’nde çıkan yangın gene tehcir edilen Ermenilerin geride bırakmak zorunda kaldıkları evlerin içinde başlamış ve  300-400 ev yandıktan sonra söndürülmüştür.

  • 3 Ekim 1915, Adana. Nüfusunun büyük çoğunluğu Ermeni ve Katolik olan, eski adıyla Haçin, yeni adıyla Saimbeyli’deki yangından 2000 hane, 5 kilise, birkaç okul ce 150 civarı dükkan etkilenmiştir. Bu kadar ciddi bir alanı etkileyen yangının mal ve cana verdiği zararın az olmasının nedeni Ermenilerin tehcir edilmesi nedeniyle buraların büyük ölçüde boş olmasına bağlanabilir.

  • 2 Temmuz 1916, İzmir. Tire’de Rum mahallesinde çıkan yangında 2000 ev ve 450 dükkanın yanı sıra okullar, medreseler, külliyeler, okullar ve 5 cami ile 3 havra yanmıştır.

  • Mart 1917, Balıkesir. Bandırma’nın Ermeni nahiyelerinden birinde çıkan yangında 100’ün üstünde ev yanmıştır.

  • Nisan-Ağustos 1917, Balıkesir. Ayvalık’ta Rum mahallelerinde çıkan yangın da bölgedeki Rumların yerleri değiştirildiğine boş kalan kahvehanelerden birinden çıkmıştır. Rumların evlerinin kapılarının kırılıp mallarının yağma edildiği resmi belgelerde yer almaktadır.

  • 18 Nisan 1917, Çanakkale. Gelibolu’da başka yerlere gönderilen Rumların geride bıraktıkları hanelerden 100’ünün etkilendiği bir yangın çıkmıştır.

  • 27 Ağustos 1917, Balıkesir. Erdek’te çıkan yangın kasabaya büyük ekonomik zarar vermiş, 1500 ev, kilise, cami, han, hamam, otel yanmıştır. O dönemlerde Erdek nüfusunun dörtte üçü Rumlardan oluşmaktaydı.

  • 1915-1917-1918, Giresun. Tirebolu defalarca kez yakılmıştır. Hem Ermeni tehcirinin ardından hem de Rumların başka yerlere yerleştirilmesinin ardından çıkarılan yangınlara yağmanın eşlik ettiği bilinmektedir.

  • 17 Aralık 1917, Sinop. Yoğun olarak Rumların ikamet ettiği, kale sınırları dışında kalan Varoş Mahallesi, 1916’da Rumların başka yerlere gönderilmesinden sonra yanmış, yangından 213 bina etkilenmiştir. O dönemlerde gayrimüslimlerin kale sınırları dışında ikamet ettirildiği bilinmektedir.

  • 31 Mayıs 1918, İstanbul. Cibali Yangını olarak da anılan ve İstanbul’un Fatih semtinde  gerçekleşen yangında 7500 bina zarar görmüştür.

  • 18 Temmuz 1918, Samsun. Kaleiçi kentin en eski mahallelerindendi ve yoğunlukla gayrimüslimlerin oturduğu bir alandı. Çıkan yangın 112 eve ve çok sayıda dükkana zarar vermiştir.

KAYNAK: Taylan Esin ve Zeliha Etöz, 2015, 1916 Ankara Yangını: Felaketin Mantığı, İstanbul, İletişim Yayınları, ss. 57-91.***



SÜRGÜN POLİTİKASININ BİR PARÇASI OLARAK 1916 ANKARA YANGINI

Resmi kaynaklara göre, 13 Eylül 1916 tarihinde gece saatlerinde Ankara’da büyük bir yangın çıktı. Şehir merkezinde bulunan 19 mahalleden 8’i tamamen, 11’i ise kısmen yandı. 15 Eylül sabahı 05.30 sularında söndürülebilen yangında toplam 1033 hane tamamen yanarken, bu mahallelerin 7’sinde yalnızca Hristiyan veya Yahudi nüfus yaşıyordu.

Yangının çıkışı ve kundaklama şüphesi

13 Eylül 1916 gecesi Emekli Binbaşı Ferid Bey’in emrindeki askerlerin kaldığı evden sesler yükselmeye başladı. Tanıkların aktarımına göre, yangın birden fazla yerde çıktı ve aynı anda farklı noktalar kundaklandı. Ferid Bey’in emrindeki askerlere yangın sonrasında ulaşılamaması da, kundaklama şüphesini artırıyordu.

İtfaiye ve polis teşkilatının yetersizliği

Dönemin resmi yazışmalarında, zafiyet gösteren başlıca kurum itfaiye olarak geçiyordu. Şehirdeki tulumbacı sayısı yetersiz olduğu için Eskişehir’den istenen takviye ekibi ancak 14 Eylül’de akşamüstü şehre varmış ve yangın tüm şehri sardıktan sonra müdahale edebilmişti.

Dahiliye Nezareti ve İstanbul hükümeti arasında geçen yazışmalarda, zafiyeti gözler önüne serilen diğer grup da polislerdi. İttihat ve Terakki Partisi tarafından Ankara’ya özellikle gönderildiği anlaşılan Polis Müdürü Mustafa Durak’ın emrindeki polisler, yangına bilinçli şekilde müdahale etmediği gerekçesiyle şikayet edilmişti.

Yangına dair veriler

Yangın resmi kaynaklara göre kasıt olmadan çıkmış olsa da, yayılımındaki hız, yaşanan hikayeler ve çelişkili bilgiler, kundaklama sonucu çıktığına işaret ediyordu. Yangın söndürüldüğünde, özellikle Hristiyan cemaatlerin yaşadığı mahalleler tamamen kül olmuştu.

1916 yangınına dair kısıtlı resmi belgeler, dönemin anlatıları, çeşitli elçilik rakamları ve akademik araştırmalar sonucunda, Ankara merkez kazasının 19 mahallesinden 8’i tamamen, 11’i ise kısmen yandı. Hisar-ı Fukara, Hisar’ı Ağniya, Kurt, Çakırlar, Kethüda, Hacı Mansur, Yeğenbey, Mihriyar mahalleleri tamamen yanarken, bu mahallelerde 735 hane kül oldu. Kısmen yanan mahallerde ise 298 hane yok oldu. Tamamıyla yanan mahallelerin 7’sinde yalnızca Hristiyan veya Yahudi nüfus yaşıyordu.

1914 nüfus sayımına göre Ankara merkezinde 69 bin 66 Müslüman ve 14 bin 500 Hristiyan yaşıyordu. Nüfus oranıyla ters düşecek biçimde 7 kilise, 2 de cami yanmıştı. Çıkan yangında 5 kişi hayatını kaybederken, mülklerinden olan Hristiyan sayısı, çelişkili verilere sahip olsa da, 8 bin ile 12 bin arasında gösteriliyordu.

Tehcirden yangına götüren süreç

1914 yılında başlayarak yangına kadar devam eden tehcir ve katliam süreci, 10 bin civarında Ermeni'nin ölümüne ve Ankara'nın Türkleştirilmesine / Müslümanlaştırılmasına önayak oldu. Tehcirin ardından yangınlarla zorla çalıştırma, taciz ve mülklere el koyma pratiği devam etti.

Anadolu’da üç yıl içinde 20 yangın çıktı

1915’in öncesi ve sonrasında, özellikle 3 yıllık sürede Anadolu’da birbirini takip eden 20 yangın çıktı. Yangınların yaşandığı birçok bölgede, çoğunluğu Rum ve Ermeni olmak üzere Hristiyan ve Yahudi cemaatine mensup çeşitli milletlerden insanlar yaşıyordu. Ankara’da olduğu gibi diğer illerde de çıkan ya da çıkartılan yangınlarda halk, bilinçli olarak müdahale etmediği sebebiyle polis teşkilatı ya da itfaiyeleri şikayet etmişti. Bilinçli müdahale etmeme durumu, İttihat ve Terakki Partisi’nin sürgün politikalarıyla ilişkilendiriliyordu.

Yangınların ortak noktaları

24 Ağustos 1914 yılında Edirne’de çıkan yangın Rum mahallelerini etkilemiş, 1200 ev ve 4 kilise kül olmuştu. 27 Ağustos 1915’te İzmit’teki Ermeni Mahallesi’nde çıkan yangın ise, tehcir edilen Ermenilerin geride bıraktıkları evlerde başlamış ve 300-400 ev yandıktan sonra söndürülmüştü.

13-18 Eylül 1922’deki İzmir Yangını’na eşzamanlı olarak, Meclis’te “terk edilmiş mallara hazine adına el koyma önerisi” görüşülüyordu. 1925 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla da ‘gayrimüslim’ mallarının hayır kurumlarına ve özel idarelere devri yasalaşmıştı.

25-27 Ağustos 2000 tarihinde ise Sayıştay binasının ‘arşiv’ kısmında çıkan yangın 4 günde söndürülebildi. 10 yıl saklanması gereken dökümanlar küle döndü. Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi’ne yangını söndürmekte gecikilmesi üzerine açılan dava, 2008’de zaman aşımına uğradı.

Yangınlar, Ankara örneğinde de olduğu gibi el koyarak birikimin, hafızanın iktisadi veya sosyal tüm yönleriyle yok edilişinin en kestirme yöntemlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.



Zeliha Etöz ve Taylan Esin'le "Büyük Ankara Yangını: Felaketin Mantığı" Kitabı Üzerine Söyleşi:

http://bit.ly/1RRyalT

 

Yangın, Tehcir ve Soykırımın İktisadi Boyutu

1916 Ankara Yangını’nın yaşandığı yıllar, Osmanlı devleti nüfusunun belli kısımlarını önemli bir “sorun” olarak gördüğü bir dönemdi. Bu süreç 1870’lerde başlamış, 1912-1913 Balkan Savaşları ve 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı’nın olduğu yıllarda yoğunlaşmıştı. Bu dönemde, sadece Osmanlı’da değil, birçok başka ülkede de, sınırın “yanlış” tarafında bulunan halklar ya savaşın zeminini hazırlamak için kullanılmış ya da kitlesel misillemelere, olağanüstü hal önlemlerine kurban gitmiştir. Ancak Osmanlı topraklarında yaşananların büyüklüğü tartışılabilir değildir. Bütün bu deneyimlerden kalan düşünce ve davranış kalıplarının etkisi ise 100 yılı aşkın süredir devam etmektedir.

Birinci Dünya Savaşı’nda sadece mesleği askerlik olanlar değil, her türlü meslekten yüzbinlerce insan cephelerde savaştı. Bu nedenle, savaşan tüm ülkelerde ciddi bir iş gücü kaybı yaşanıyordu. Osmanlı’da ise durumu kötüleştiren iki etken daha vardı. Birincisi, 1914-1917 arasında Rum ve Ermenilerin zorla göç ettirilmesi ve tehciriyle ülkenin üretken nüfusunun %20-25’ini kaybolmasıydı. İkincisi, 1876-1920 yılları arasında 1,5 milyondan fazla Müslüman’ın, Balkanlar ve Rusya’dan ülkeye göç etmesiydi. Bu tablo tüm halk için açlık ve yoksulluk demekti.

Osmanlı’da gayrimüslim nüfusun çoğunluğu, şehirlerde yaşıyordu. Cemaat ve misyoner okulları ile Müslümanlara kıyasla daha iyi eğitim alma şansı bulan gayrimüslimler, daha çok ticaret ve zanaatla uğraşıyorlardı. 1912 itibariyle serbest meslek sahiplerinin %86’sı gayrimüslimlerden oluşuyordu. İç ticaretle ilgili iş yerlerinin %85’i ile imalathanelerin %89’u, Osmanlı yurttaşı Gayrimüslimlere aitti. 1915 sanayi sayımına göre, sanayide istihdam edilen işçilerin %85’i de gayrimüslimdi. Göç ve tehcir sırasında büyük kayıplar yaşayan Hristiyan nüfus, zenginlik ve sermayenin önemli bir bölümüne sahipti. Dolayısıyla uğradıkları şiddet ve zulmün ekonomik boyutu göz ardı edilemez bir gerçektir.

İkinci Meşrutiyet, Abdülhamit’in baskı rejiminin sonu ve görece serbest bir dönemin başlangıcı olarak görülmüştü. Ekonomideki yansıması, Osmanlı yurttaşı gayrimüslimlerin ve yabancıların etkinliklerinin daha da artması oldu. Meşrutiyetle gelen serbest rekabet koşullarına dayanamayan ve ancak loncalardaki dayanışma ağlarıyla varlıklarını sürdüren Müslüman zanaatkarlar, loncaların kalkmasıyla daha da yoksullaşarak mesleklerini yitirdi.

İttihat ve Terakki Partisi’nin milli iktisat politikası, önceleri sadece yabancı sermayedarlara karşı gibi görünürken, zamanla Osmanlı yurttaşı gayrimüslimlere karşı bir politikaya dönüştü. Dönemin siyasi koşulları içinde milliyetçilik daha da güçlendi. Her türlü askeri yenilgi ve toprak kaybı Osmanlı yurttaşı gayrimüslimler ile ilişkilendiriliyordu. Gayrimüslimlere yönelik bu tepki, 1913-1914 yılları arasında yaşanan boykotla net olarak görünür hale geldi. Boykot sırasında Müslüman Türklerin, yabancılar veya gayrimüslimlerle ticaretten kaçınmaları telkin ediliyordu. Özellikle Rum tüccar ve meslek erbaplarının, Osmanlı karşıtı hareketleri finanse ettiği görüşü hakimdi. Boykotun ilk sonucu, İstanbul’da kısa zamanda 500’e yakın Müslüman Türk iş yerinin açılması oldu. Bu kırılmalar, ilerleyen yıllarda devletin doğrudan rol oynadığı çok daha derin bir şiddet ikliminin zeminini hazırlamış oldu.

Gayrimüslimlere uygulanan ekonomik şiddet, zamanla fiziksel unsurlar kazandı. Devlet, bürokratik aygıtlarını kullanarak gayrimüslimlerin ekonomik yaşam koşullarını ortadan kaldırmaya çalıştı. Ermeniler ve Rumlar 1913-1918 döneminde merkezi bir politikayla göçe zorlandı ve özel kanunlarla Ermeni ve Rumların mallarına el konuldu. Bunlar “gidenlerin” terk etmek zorunda kaldıkları malların akıbetini belirleyecek olan Emval-i Metruke (Terkedilmiş Mallar) kanunlarıydı. Bu süreçte taşınır ve taşınmaz birçok mülk yağmalandı. Yağmalanan taşınmazlar arasında evler, dükkânlar, mağazalar, atölyeler, tarlalar, bağlar, bahçeler vardı. Terk edilen evlerde bırakılan tencere-tava, yatak-yorgan dahi yağmalanacaktı.

1915 Mayıs’ı ile başlayan “hukuki” el koyma süreci, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra da devam edecekti. Hatta iktisadi yaşamdaki milliyetçilik, avukatlık ve bankacılık gibi alanlarda sayısal olarak üstün olan beyaz yakalı gayrimüslimlere de yöneldi. Örneğin, 1924’te yürürlüğe giren düzenlemeler ile İstanbul Barosu ve Osmanlı Bankası’ndaki gayrimüslim avukatlar ve bankacılar mesleklerinden uzaklaştırılıp, tasfiye edildi.

 

Vakıflar Kanunu ve Azınlık Mülkleri

Osmanlı Dönemi boyunca Müslüman nüfusla farklı vergilendirme şekillerine sahip ‘gayrimüslimler’; 19. yüzyıldaki ticari imtiyazlar ve ıslahatlar ile bir dönem adaletli halde yaşasalar dahi, Abdülhamit iktidarı sonrası süregelen katliam politikalarına maruz kaldılar. Yine de 20. yüzyıl başında Hague Barış Bildirisi vb. antlaşmalara imza atan Osmanlı Devleti’nde mülklerine dokunulmayacağına dair hukuki dayanaklar kazanan cemaat, 1908’de İttihat ve Terakki Partisi’nin iktidara gelişiyle bugüne kadar yansıyan bir sürece girdi. Geriye dönük çoğu antlaşmanın feshedildiği bu dönemden birkaç yıl sonra devlet, savaş şartları vb. nedenlerden dolayı gayrimüslim mallarına zorunlu olarak ‘el koyulacağını’ söyledi. 1915’e kadar insanların altındaki mülkü alma politikası güden iktidar, bu yılla birlikte mülklerin içindeki insanları da almaya başladı. Soykırım ve tehcirin sonucunda yurdundan olan Ermeni nüfusun dışında, yurtta bıraktıkları mallar da bitmeyecek bir tartışmanın fitilini ateşledi.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 yılında çıkarılan Mahsûb-i Umûmi Kanun (No: 459), T.C. vatandaşı Ermeni ve Rum nüfusun elinde bulunan Osmanlı veya Cumhuriyet dönemine ait devlet mazbatalarının Hazine’ye iadesini yasalaştırır. Aynı zamanda 1925’te ise bir Bakanlar Kurulu kararı şu satırlara yer vermektedir: “... gayrimüslim toplumların çeşitli sebeplerle ellerinden çıkan okul, mabet ve hayır müesseselerinin özel idarelere devrine...”

Gayrimüslim nüfusun, çoğunlukla da Ermeni ve Rum cemaatin mallarına el konulması sürecinden sonrası tamamıyla yok sayılan bir grubun yaşadığı problemlere dairdir. 1924 Lozan Antlaşması, bahsi geçen cemaatleri azınlık statüsünde tanımlasa da mülkler üzerinde hak iddia edecek insanların uzun zaman önce sürülmüş ya da öldürülmüş olması, sonu gelmeyecek bir mülk tartışmasını ateşlemiştir. Ayrıca Süryani, Keldani vb. gruplar, Lozan’da dahi tüzel kişilik olarak tanımlanmadıklarından, vakıflarına ait kilise vb. binalar üzerinde 2000’li yıllara kadar hak iddia edememişlerdir.

1935 yılında kabul edilen Vakıflar Kanunu ile cemaatlere ait tüm taşınmazlar Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlanmıştır. 1 yıl sonrasında Müdürlük, Ermeni ve Rum cemaatinden geriye dönük mal beyanı yapmalarını ister. Ancak, aradan geçen yıllardan sonra bu beyanın çok da mümkün olmadığı görülmektedir.

Bunun dışında, azınlık vakıflarının mülk edinebilmesinin önünü açan kanunların akıbeti 1974 yılında çıkan bir Yargıtay kararı ile belli olmuştur. Kararda, azınlık vakıflarının “mülk edinemeyecekleri”ne dair bir beyanat bulunmaktadır.

1974 tarihli karar, 2002 yılına kadar değişmeden yürürlükte kalmıştır. 2002, 2003 ve 2008 yıllarından yapılan değişikliklerle ise azınlık vakıfları, sırasıyla Bakanlar Kurulu, Vakıflar Genel Müdürlüğü iznine bağlanarak mülk edinme hakkı kazanmıştır. Son değişiklikle, yalnızca Lozan’la tanınan azınlıkların değil, tüzel kişiliği bulunmayan dini veya milli cemaatlerin de mülk edinebilmesi ve geriye dönük mal beyanında bulunabilmesine dair karar alınmıştır.

Özellikle kiliselerin yeniden hizmete açılması, azınlık vakıflarına ait okulların bağımsızlaştırılması gibi konularda ilerleme kaydedilmiş gibi görülse de geriye dönük açılmış davaların %90’ından fazlası olumsuz şekilde sonuçlanmıştır. Zira kanunen kısıtlanmış mülk edinme pratiğinden öte, mülk edinecek toplulukların artık Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde yaşamıyor olması; hem davaların hem de örgütlü hak mücadelesinin önünü tıkamaktadır.

 

 

 

 

yak-işlet-devret yak-işlet-devlet lolipop A3

Tanıklıklar

 

1- Büyük Ankara Yangını ve Ermeniler - Peder Alexis Doucet, Azize Teresa Kilisesi

Azize Teresa Kilisesi 100 yılı aşkın süredir Ankara Ulus'ta, Gençlik Parkı'nın yanıbaşında duruyor. 1916'dan önce Ermeni cemaatine ait bir okul olarak kullanılan bina, yangında gördüğü zarar nedeniyle bir süre kapalı tutulmuş. 1928 yılında kilise olarak restore edilmiş ve bugünkü görünüme kavuşmuş. Hafıza Kaydı ekibi, Peder Alexis Doucet ile yangına, Hristiyan cemaatinin bugünkü durumuna ve devletin "azınlık" politikalarına dair bir görüşme gerçekleştirdi: 

Yangın, Ermeni Cemaati ve Kilisenin Tarihi

Azize Teresa Kilisesi, 1916 yangını öncesinde bir Ermeni okuluymuş. Bugün ibadethane olarak kulllanılmasını ise okulun içindeki şapele borçlu. Ellerindeki bilgiye göre şimdiki kilisenin okul olduğu zamanlarda, yani yangının hemen öncesinde, Ankara merkezinde 10.000 Ermeni, 3000 Rum, 3000 Yahudi ve 14.000 müslüman Türk yaşıyormuş. Peder Alexis, yangının gerçekleştiği 1916 yılında 1. Dünya Savaşı sürüyor olsa da, yangının nedeninin farklı olduğunu, bu yangının Ankara’yı Türkleştirmek için kasten çıkarıldığını ancak o dönemde tüm yapılar ahşap olduğu için yangının camilere de sıçradığını söylüyor. Yangın sonrasında neredeyse tüm gayrimüslimler şehri terk etmiş ancak şehirde kalan az sayıda Ermeninin bir kısmı Hacıbayram mevkinde yaşamaya devam etmiş. 

1913 yılında okulun şapeli

1913 yılında okulun şapeli

 

Ankara’ya henüz 3 yıl önce yerleşen ve Fransız vatandaşı olan Peder Alexis'in Ankara yangınıyla ilgili bilgisi bizi ilk etapta şaşırtıyor. Söyleşi sırasında bu bilginin kaynaklarını da öğreniyoruz, bugün Ankara'da sayısı 300 civarında bulunan Ermenilerin belleğinde kalanlar ve Taylan Esin'in "Yunanca Kaynaklara Göre 1916 Ankara Yangını" makalesi. Peder, Ankara'daki Ermeniler arasında ne yangının ne de 1915 tehcirinin acı hatıralarının çok da dillendirilmediğini ya da dillendirilmek istenmediğini, bu yüzden unutulmaya yüz tuttuğunu da ekliyor.

Yangını takip eden yıllarda, 1920’lerde birkaç Ermeni ailenin, ki bu aileler bugünkü cemaatin de köklerini oluşturan ailelermiş, Ankara’ya döndüğünü öğreniyoruz. Yine aynı dönemde, 1928’de eski Ermeni okulu Fransa tarafından onarılıyor ve 1960’lara kadar Fransız okulu olarak kullanılıyor. Fransızca eğitim veren; büyükelçilik, konsolosluk çalışanlarının çocuklarının gittiği 20-25 öğrencili okul, 1960’larda Çankaya tarafına taşınıyor ve şimdi Lycée Charles De Gaulle adıyla eğitime devam ediyor. Bu tarihten itibaren, eski bir Ermeni okulu olan ve yangından sonra bir Fransız okuluna çevrilen yapı, Azize Teresa Kilisesi ismiyle kiliseye dönüştürülüyor.

1928'deki restorasyon

1928'deki restorasyon

Bir Latin-Katolik kilisesi olan Azize Teresa Kilisesi'nin, bugün 50-60 kişilik karışık bir cemaati var. Bu cemaatte Ermeniler, Türkiye’de yaşayan yabancılar ve hatta ayinleri izlemeye gelen Türkler yer alıyor. Cemaatin çoğunluğunu oluşturan Ermeniler, Ermenice’den ziyade Türkçe konuşuyor ve ayinler de Türkçe yapılıyor. Peder Alexis ayinler için Türkçe öğrenmiş. Ermenilerle Türklerin birbirlerine çok benzediğini, örneğin yemek kültürünün, dansların, aile ilişkilerinin ayırt edilmesinin zor olduğunu, bunun da uzun yıllar bir arada yaşamaktan ileri geldiğini ve bu ortaklıkların sahiplenilmesi gerektiğini söylüyor.

Yangının öncesinde okul 

Yangının öncesinde okul 

Ankara'da Kaleiçi’ndeki Hisar Parkı’nın hemen altındaki Latin-Katolik Azize Teresa Kilisesi’nin yanı sıra Vatikan Büyükelçiliği’ne bağlı bir Latin-Katolik Kilisesi daha var. Kurtuluş’taki Protestan Kilisesi ve Batıkent’teki kilise ile birlikte şehirdeki kilise sayısı dört. Peder Alexis, Ankara’da kilise yaptırmak için pek çok kez başvuru yapılsa da, bunların hiçbirinin kabul edilmediğini belirtiyor.  

20. Yüzyıl Ankarası ve Ermeniler

Peder’in belirttiğine göre, 1960’larda, yalnızca Ermeniler değil, Ulus’taki nüfusun çoğu Ankara’nın diğer bölgelerine dağılmaya başlıyor. Bir kısmı, o dönem bomboş olan ve bahçelerden oluşan Keçiören’e gidiyor ve bu bahçelere yapılan dairelere yerleşiyor. Daha zenginler ise Çankaya’ya taşınıyor. Bugünkü Ulus’ta kimsenin kalmadığını, etraftaki binaların çoğunun boş olduğunu söyleyen Peder, Anadolu’da olduğu gibi Ankara’da da karışık ve kozmopolit yapının korunmadığını ve bunu çok üzücü bulduğunu aktarıyor. Bugünlerde Ulus’un insanları tedirgin eden bir imajı olduğunu; ancak gerçeğin hiç de böyle olmadığını, kendini Ulus’ta çok rahat hissettiğini de ekliyor.

Peder, Ankara’daki yapılaşmanın oldukça hızlı değiştiğinden kaygıyla bahsediyor. Nüfusun bir semtten ötekine yer değiştirdiğini, bir yapılaşma modasını takip ettiğini ve geride kalan yerlerin de bu modadan nasibini aldığını söylüyor. Örneğin son dönemde herkesin gökdelenlerde yaşamak istediğini, bundan sonraki moda her ne olacaksa, onun da şimdinin gökdelenlerinin yerini alacağını düşünüyor.

2000'li Yıllarda "Azınlıklar" ve AKP Hükümeti

Azize Teresa Kilisesi, Eylül 2015

Peder Alexis, bugünün Türkiyesinde, ve hatta Ankarasında Ermeniler’in, daha doğrusu azınlıkların eskiye nazaran daha rahat olduklarını düşünüyor. İbadetin Türkiye’de hiçbir zaman sorun teşkil etmediğini ve rahatça yerine getirildiğini, asıl sorunun gayrimüslimlerin mallarının iadesiyle ilgili olduğunu anlatıyor. Erdoğan’ın nazik tavrının, azınlıklarla ilişkileri iyileştirdiğini; öte yandan özellikle İstanbul’da azınlıkların mülklerinin yavaş yavaş geri verilmesinden duyulan memnuniyeti dile getiriyor.

Peder, Adalet ve Kalkınma Partisi ile birlikte bir zihniyet değişikliğinin yaşandığını düşünüyor. 2002 öncesi dönemde daha seküler bir anlayışın hakim olduğunu ve bu anlayışın dindarları düşman olarak gördüğünü, ancak 2002 sonrasında bunun değiştiğini ifade ediyor. Bu sebeple artık asıl meselenin dindar olup olmamak olduğunu; Hristiyanlar da dindar oldukları için Türklerle kardeşliğin tesis edilebildiğini düşünüyor. Bütün bunları söylerken, dindarlığın net bir kavram olmadığını, herkesin kiliseye gitmediğini ve bu sebeple dindar olmanın kendisinin de biraz siyasi bir yönünün olduğunu sözlerine ekliyor. Peder Alexis, bu zihniyet değişikliğinin, Türklüğü de kapsadığını; Balkanlar’dan gelenlerin, Alevilerin ya da Kürtlerin değil; Sünni, Anadolulu ve Türkçe konuşanların gerçek Türk olduğunu varsayan milliyetçi anlayışın eskisi kadar katı olmadığını, rahatladığını düşünüyor. Bu rahatlamanın, yabancı addedilen Hristiyanların yaşamını da kolaylaştırdığını anlatıyor. Ulus’ta herkesin kendisini tanıdığını, yabancı ve peder olduğunu bildiği halde hiç kimsenin kendisine karışmadığını, herhangi bir mahalle baskısı hissetmediğini söylüyor.

***Görüşlerini ve arşiv fotoğraflarını bizlerle paylaşan Peder Alexis’e teşekkür ediyoruz...***

 

 

2- 1914 ve 1916 Tokat Yangınları - Dördüncü Kuşak Tanık, Sibel Yükler

Mayıs 1914 ve Ocak 1916 Tokat. 1914’teki ilk yangında Çarşı’nın büyük bir kısmı ve kent merkezinde 3 han ve 100’e yakın dükkan yanmıştır. Dükkanların çoğu o dönemde bakırcılık, satencilik, ipek ticareti, boyacılık yapan Ermenilere aittir. 1916’daki yangında da evler, dükkanlar ve bir han zarar görmüştür.

1920'li yıllar, Sulusokak, Tokat Kalesi etekleri

 

900 adımda 900 yıllık tarih’ diye tabir edilen tarihi Sulusokak, Tokat’ın ilk yerleşim bölgelerinden. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine tanıklık etmiş Sulusokak aynı zamanda şehrin merkezinde yer alıyor. Ermeni, Rum ve Yahudilerin yaşadığı bu bölgede, günümüzde yalnızca adı kalan Yahudiler Sokağı ile birlikte Ermeni zanaatkârların çoğunlukta olduğu bir esnaf alanı mevcutmuş. Vaktiyle o  sokakta sinagog ve kilise yan yana yer alıyormuş, ancak Varlık Vergisi ‘ne tekabül eden 1940’lı yıllarda yıkıldığı söylenir. İpek Yolu’nun da geçtiği bu bölgede o dönem Ermeni, Rum ve Yahudi esnafın bulunduğu hanlar, dükkânlar bulunuyormuş. Yine günümüzde yalnızca adıyla kalan Kuyumcular Çarşısı da mevcut. Yangının bu Sulusokak’tan başlayarak çarşıya kadar yayıldığı anlatılır. Birçok ev, dükkân ve han büyük zarar görmüş. Yangının neden çıktığına dair çeşitli söylentiler var. Babaannemin anlatımlarına göre birden fazla noktadan çıkmış ve bir anda hızlıca büyüyen bir yangına dönüşmüş. Ancak Tokat’ta 1914, 1916 yangını, Ali Sabri Sineması, Şeftali Sokağı gibi farklı zamanlarda birbirine benzer birçok yangın çıkıyor. Üç kuşak ailemin tanık olduğu bu yangınlar özellikle Ermeni, Rum ve Yahudilerin yoğunlukla yaşadığı mahallelerde çıkıyor. Tehcirde, gerek sürgünle gerek ‘şehirdeki saldırılarla’ çok fazla kayıp yaşanan Tokat’ta, ailemin de o dönem yaşadığı Şeftali Sokağı’ndaki yangından sonra, Müslüman olmayan çok az insan kalıyor. Tokat’taki Hristiyan ve Yahudilerin 1960’lı yıllarda artık tamamen gittikleri anlatılırken, Şeftali Sokağı Yangını da bu tarihlere denk geliyor (17 Ağustos 1964). Bir zamanlar* Ermenilerin büyük vilayetlerinden biri olan ve sanatçısından zanaatkarına esnafın büyük çoğunluğunu gayrimüslimlerin oluşturduğu Tokat’ta şu an Ermeni veya Yahudi bir hane bulunmuyor. Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler varsa da bilinmiyor.  

*"Yüz Yıl Önce Türkiye'de Ermeniler" adlı esere göre 1914'te yapılan nüfus sayımında Ermeni nüfusu kent merkezinin üçte birini teşkil ediyormuş. Tokat Sancağı'nın tümünde ise sayıları 22.733 imiş. Yedi tane Ermeni kilisesi varmış, bir tane de manastır. 1910 ile 1912 arasında İris adında ilk zamanlar haftalık, sonra da aylık çıkan bir dergileri varmış. 1960'lara kadar çok olmasa da yine de Ermeniler varmış şehirde. 

 

2013, Sulusokak’taki Yahudiler Sokağı, Tokat

***Görüş ve arşiv fotoğraflarını paylaşan Hafıza Kaydı ekibinden Sibel Yükler’e teşekkür ederiz ***

 

3- Büyük Ankara Yangını - İkinci Kuşak Tanık, Cemile Erdinç (Yücel)

1950'den beri Ankara Keçiören’de yaşayan Yücel ailesi, Çubuk kökenli. 19. yüzyıl ortasında Çubuk ilçesine geldikleri bilinen ailenin bir kısmı 1916 yılında Ankara merkezinde bulunmuş. 1924 yılında doğan Cemile Erdinç'in okuma-yazması yok, dönemin Ankarasına dair belleğinde kalanları, babasının ve çevresindeki diğer insanların 1916 Yangını ve Ankara Ermeni nüfusu hakkında anlattıklarını Hafıza Kaydı’yla paylaştı.

Cemile Erdinç (evlenme öncesi soyadı Yücel)

 

H.K: 1916 yangını öncesine ve Ermenilere dair neler anlatılırdı?

C.E: O zamanlar Ermenilerin Hacı Kadın’da, Kaledibinde ve Hacı Bayram’da evleri varmış. Ayrıca Samanpazarı’nda yaşarlarmış; tiftik, buğday ekini satarlarmış. Eşekleriyle Hacı Kadın’a gidip gelerek ticaret yaparlarmış. O zaman Türkiye’de o kadar tüccar yokmuş, çoğunlukla Ermeniler zenginmiş. Önceleri ufak tefek evler kurarak Ankara’ya yerleşmişler, sonra zengin olmuşlar. Çok çocukları olmazmış, ya bir ya iki çocukları olurmuş. Kadınlar da dahil kiliseye düşkünlermiş, giderlermiş, en çok da Pazar günleri giderlermiş.

H.K: O dönemde Ankara merkezinde yaşamış tanıdıklarınız da var mıydı?

C.E: Abdullah Amca diye biri vardı. Erzurum’dan gelmiş Ankara’ya, yatacak yer bulamamış. Çok fakirmiş ve 2-3 gün aç gezmiş. Hacı Bayram civarına gitmiş. O zaman da Ermenileri kovuyorlarmış Türkiye’den (1914-18 arası 1. dünya savaşı döneminden bahsediyor.) Hacı Bayram’da Ermenilerin boş bir evini bulmuş, orada yatmış. Yiyecekleri varmış, onları yemiş; yataklarında yatmış. Abdullah Amca’nın kendisi anlattı bunları. Sonradan da Ankara’da yaşamaya devam etti. Aktepe’de 2-3 tane evi ve kamyonu vardı yine 3 tane. Bir kum ocağı sahibi oldu ve inşaatlara kum taşırdı. Zengin oldu sonradan sonraya.     

Sonra babam anlatırdı; Hacı Kadın’da bir Ermeni ölmüş. Karısı şöyle ağlamış: “Andrika Andrika niye öldün? Yiyecek balın mı yoktu? Harcayacak altının mı yoktu? Anırgan eşeğin mi yoktu? Niye öldün Andrika?” Babam da oradaymış, bunu duymuş. Biz o zamanlar Çubuk’ta yaşıyorduk, babam yazları Hacı Kadın’a halamların yanına çıkardı. Andrika’nın eviyle halamların evi yan yanaymış. (Andrika'nın Ermeni mi Abhaz mı olduğundan emin değil)

Dedem; 1916 döneminde askermiş. Çizgili çizgili, pespembe şallar getirmiş bir gün köye. Ankara’dan Ermenileri kovarken onlardan almış bu malları. Ben doğduktan sonra o şalvarları bana verirken söylediler bunları. Bir de kocaman bir makas getirmiş dedem. Bütün köy onu kullanırdık biz. Herhalde makası aldığı Ermeni bir terziymiş.


***Cemile Erdinç'e teşekkür ederiz...***

1924 Ankara Haritası ve lejantı. Kaynak: Taylan Esin ve Zeliha Etöz, 2015. 1916 Büyük Ankara Yangını: Felaketin Mantığı. İstanbul: İletişim Yayınları. 

1924 Ankara Haritası ve lejantı. Kaynak: Taylan Esin ve Zeliha Etöz, 2015. 1916 Büyük Ankara Yangını: Felaketin Mantığı. İstanbul: İletişim Yayınları. 

Ankara Hisarönü'ndeki İnat isimli ev, yangından sonra... Kaynak: Taylan Esin, 2012. Yunanca Kaynaklara Göre 1916 Ankara Yangını. Toplumsal Tarih Sayı 227, Kasım 2012, ss. 22-34.   

Ankara Hisarönü'ndeki İnat isimli ev, yangından sonra... Kaynak: Taylan Esin, 2012. Yunanca Kaynaklara Göre 1916 Ankara Yangını. Toplumsal Tarih Sayı 227, Kasım 2012, ss. 22-34. 

 

Ankara- Balıkpazarı Mahallesi (1908)

Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

Ankara- Fransız Koleji Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

Ankara- Fransız Koleji

Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

Ankara Hristiyan Mahallesi Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

Ankara Hristiyan Mahallesi

Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

Ankara Hisarönü- Hristiyan Mahallesi Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

Ankara Hisarönü- Hristiyan Mahallesi

Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

Ankara- Samanpazarı Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

Ankara- Samanpazarı

Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

Ankara- Stannoz (Çizim) Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

Ankara- Stannoz (Çizim)

Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

Ankara- Tiftik Atölyesi

Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

Ankara- Topalyan ve oğullarının ticarethanesi Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

Ankara- Topalyan ve oğullarının ticarethanesi

Kaynak: Raymond N. Kevorkian & Paul B. Paboudjian, 2013. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık.

 

Diğer Şehir Yangınları ve 1915 Öncesi Görünümü


Referanslar 1916 Büyük Ankara Yangını

 

Aktar, Ayhan. 2014. Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları. İstanbul: İletişim yayınları.

 

Aktüre, Sevgi. 2001. “1830’dan 1930’a Ankara’da Günlük Yaşam”, Tarih İçinde Ankara II içinde, Yavuz  Yıldırım (der.), ODTÜ Mimarlık Fakültesi Yayınları, Ankara, ss.35-74.

 

Atay, Falih Rıfkı. 2009 (1961). Çankaya.  İstanbul: Pozitif Yayıncılık.

 

Atauz, Akın. 2004. “Kale ve Sur: Ankara Kal’ası”, Şehrin Zulası Ankara Kalesi içinde, Güven Tunç ve Figen Özbay (der). İstanbul: İletişim Yayınları.

 

Aydın, Suavi ve diğerleri. 2005. Küçük Asya'nın Bin Yüzü: Ankara. Ankara: Dost Kitabevi.

 

Akçam Taner ve Ümit Kurt. 2012. Kanunların Ruhu: Emval-i Metruke Kanunlarında Soykırımın İzini Sürmek. İstanbul: İletişim Yayınları.

 

Bahar, Beki L. 2003. Efsaneden Tarihe Ankara Yahudileri. İstanbul: Pan Yayıncılık.

 

Bal. Özgür. 2006. Memory, Identity, Home: Self-Perception of Identity Among the Armenian and Jewish Communities in Ankara. Yayınlanmamış Doktora Tezi, ODTÜ:  Sosyoloji Bölümü.

 

Balancar, Ferda. 2015. Soykırımın Tamamlayıcı Unsuru Olarak Yangın. AGOS Gazetesi. 20 Şubat 2015. http://www.agos.com.tr/tr/yazi/10657/soykirimin-tamamlayici-unsuru-olarak-yangin

 

Batur, Enis. 1994. Ankara Ankara. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

 

Bloxham, Donald. 2015. “Tehcir ve Savaş: Büyük Söküm ve Avrupa’da Halkların İzalesi, 1875-1949” Ümit Kurt ve Güney Çeğin (haz.), Kıyam ve Kıtal: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Devlet’in İnşası ve Kolektif Şiddet içinde, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, ss.66-101.

 

Çetinoğlu, Sait. 2006. Sermayenin “Türk”leştirilmesi, Fikret Başkaya (der.), Resmi Tarih Tartışmaları Cilt 2. Özgür Üniversite Kitaplığı, ss. 79–152.

 

Esin, Taylan. 2015. Büyük Savaşta Üç Şehrin Hikayesi: İmar ve İmha. Toplumsal Tarih, Sayı 256, Nisan 2015, ss. 24-32.

 

Esin, Taylan. 2012. Yunanca Kaynaklara Göre 1916 Ankara Yangını. Toplumsal Tarih Sayı 227, Kasım 2012, ss. 22-34.

http://www.academia.edu/11882447/1916_Ankara_Yang%C4%B1n%C4%B1

 

Esin, Taylan ve Zeliha Etöz. 2015. 1916 Ankara Yangını: Felaketin Mantığı. İstanbul: İletişim Yayınları.

 

Etöz, Zeliha ve Taylan Esin. 2012. Osmanlı Şehir Yangınları, 1914-1918. Tarih ve Toplum Yeni Yaklaşımlar, Sayı 14, Yaz 2012, ss. 1-44

 

Eyice, Semavi. 1991. Ankara’nın Kaybolan bir Eski Eseri: Klemens Kilisesi. Ankara Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, ss. 5-12.

 

Gökdemir, Oktay. 2007. Fransız Kaynaklarının Işığında 1922 İzmir Yangını. ÇTTAD, Cilt VI, Sayı 15, Güz 2007, ss. 19-38.

http://webb.deu.edu.tr/atmer/atmer/uploaded_files/file/04-Oktay_Gokdemir-19-38.pdf

 

Günel, Gökçe ve Ali Kılcı. 2015. Ankara Şehri 1924 Haritası: Eski Bir Haritada Ankara’yı Tanımak. Ankara Araştırmaları Dergisi/Journal of Ankara Studies, Cilt 3, Sayı 1, Haziran 2015, ss. 78-104.

http://www.journalagent.com/jas/pdfs/JAS_3_1_78_104.pdf

 

Hür, Ayşe. 2015. Resmi Tarihin Yazmadığı 1916 Ankara Yangını. Radikal, 7 Haziran 2015. http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/resmi_tarihin_yazmadigi_1916_ankara_yangini-1374274

 

İlter, Fügen. 1996. Ankara’nın Eski Kent Dokusunda Yahudi Mahallesi ve Sinagog. Belleten Cilt 60, Sayı 229, ss. 719-732.

 

İşçen, Yavuz. 2012. Ankara Kent Yazıları 3: Vank Manastırı. Ocak 2012

http://yavuziscen.blogspot.com.tr/p/ankara-kent-yazlar-3.html  (erişim 4 Eylül 2015)

 

Karay, Refik Halid (hazırlayan Ali Birinci). 2010. Ankara. İstanbul: İnkılap Kitabevi.

 

Kezer, Zeynep. Of Forgotten People and Forgotten Places: Nation-Building and the Dismantling of Ankara’s Non-Muslim Landscapes. On Location, 169-191, 2012, Springer: New York.

 

Kolluoğlu Kırlı, Biray. 2005. Forgetting the Smyrna Fire. History Workshop Journal, Cilt 60, Sayı 1, Sonbahar 2005, ss. 25-44.

 

Koraltürk, Murat. 2011. Erken Cumhuriyet Döneminde Ekonominin Türkleştirilmesi. İstanbul: İletişim Yayınları.

 

Kurban, Dilek ve diğerleri. 2008. “ZORUNLU GÖÇ” ile YÜZLEŞMEK: Türkiye’de Yerinden Edilme Sonrası Vatandaşlığın İnşası. İstanbul: TESEV Yayınları. 2. Baskı.

http://www.tesev.org.tr/assets/publications/file/Zorunlu%20Goc%20ile%20Yuzlesmek%2003_2008.pdf

 

Kurt, Ümit. 2014. “Varlık ve Yokluk Kıskacında Ermeniler. 1915 Ermeni Kırımı’nın Ekonomik Şiddet Boyutu”,  Türkiye’de Siyasal Şiddetin Boyutları içinde, Güney Çeğin ve İbrahim Şirin (der.), İstanbul: İletişim Yayınları, ss.79-127.

 

 

Mıhçıoğlu Bilgi, Elif. 2006. The Physical Evolution of the  Historic City of Ankara between 1839 and 1944: A Morphological Analysis. Yayınlanmamış Doktora  Tezi. Ankara: ODTÜ Mimarlık Fakültesi.

 

Odian Kasparian, Alice. 1992. The 1915 Massacres of the Armenians in the State of Angora Turkey. Journal of Armenian Studies Özel Sayısı: Genocide and Human Rights, Issue 1&2, ss. 119-136.

 

Onaran, Nevzat. 2013. Osmanlı’da Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi (1914-1919): Emval-i Metrukenin Tasfiyesi-I. İstanbul: Evrensel Basım Yayın.

 

Onaran, Nevzat. 2013. Cumhuriyet’te Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi (1920-1930): Emval-i Metrukenin Tasfiyesi-II. İstanbul: Evrensel Basım Yayın.

 

Satır, Ömer Can. 2015. Ankara Halk Müziğinin Tarihsel ve Geleneksel Temelleri. Ankara Araştırmaları Dergisi/Journal of Ankara Studies, Cilt 3, Sayı 1, Haziran 2015, ss.1-12.

http://www.journalagent.com/jas/pdfs/JAS_3_1_1_12.pdf  

 

Serin, Ufuk.  2014. Bizans Ankara’sı ve Kaybolan bir Kültür Mirası: ‘St. Clement’ Kilisesi. METU JFA, Cilt 31, Sayı 2, ss.65-92.

http://jfa.arch.metu.edu.tr/archive/0258-5316/2014/cilt31/sayi_2/65-92.pdf

 

Özgür, Hüseyin ve Sedat Azaklı. 2001. Osmanlı’da Yangınlar ve İtfaiye Hizmetleri. Gazi Üniversitesi İİBF Dergisi 1/2001, ss.153-172.

http://www.iibfdergisi.gazi.edu.tr/index.php/iibfdergisi/article/viewFile/445/435

 

Şenol Cantek, Funda. 2003. “Yaban”lar ve Yerliler: Başkent Olma Sürecinde Ankara. İstanbul: İletişim Yayınları.

 

Şenol Cantek, Funda (der.) 2006. Sanki Viran Ankara. İstanbul: İletişim Yayınları.

 

Şenol Cantek, Funda (der). 2012. Cumhuriyetin Ütopyası: Ankara. Ankara: Ankara Üniversitesi Yayınevi.

 

Tamur, Erman. 2010. Ankara’da Mahal İsimlerine Yansıyan Tarih – I. Kebikeç Dergi, Sayı 29, ss. 57-71.

https://kebikecdergi.files.wordpress.com/2012/07/8-ankara-mahalle.pdf

 

Tunçer, Mehmet. 2001. Ankara (Angora) Şehri Merkez Gelişimi (14. – 20. YY). Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

http://www.academia.edu/1555624/ANKARA_ANGORA_%C5%9EEHR%C4%B0_MERKEZ_GEL%C4%B0%C5%9E%C4%B0M%C4%B0_14._-_20._YY_3_

 

Üngör, Uğur Ümit ve Mehmet Polatel. 2011. Confiscation and Destruction: The Young Turk Seizure of Armenian Property. New York: Continuum International Publishing  Group.

 

Yıldırım, Onur. 2006. Diplomasi ve Göç: Türk-Yunan Mübadelesinin Öteki Yüzü. İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları

 

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE AZINLIK VAKIFLARININ MAL EDİNMELERİ SORUNU

http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2011-96-1137

 

Sorunlarımız: Azınlık vakıflarının mülk sorunları

http://www.hyetert.com/yazi3.asp?Id=110&DilId=1

 

Cemaat Mülkleri 66 Yıl Sonra İade Ediliyor

http://bianet.org/biamag/siyaset/12150-cemaat-mulkleri-66-yil-sonra-iade-ediliyor

 

FRANSIZ KAYNAKLARININ IŞIĞINDA 1922 İZMİR YANGINI

http://webb.deu.edu.tr/atmer/atmer/uploaded_files/file/04-Oktay_Gokdemir-19-38.pdf

 

1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/1922de_gavur_izmiri_kim_yakti-1099695

 

Soykırımın tamamlayıcı unsuru olarak ‘yangın’

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/10657/soykirimin-tamamlayici-unsuru-olarak-yangin

 

Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/resmi_tarihin_yazmadigi_1916_ankara_yangini-1374274

 

Toplumsal Tarih Dergisi Kasım 2012, 227. Sayı Basın Bülteni

http://www.marjinal.com.tr/detaytum.asp?mus=tarihvakfi&id=275

 

Yunanca kaynaklara göre 1916 Ankara Yangını

https://www.academia.edu/11882447/1916_Ankara_Yangını

 

Ankara’nın Katolik Ermenileri - Bir Ankara dramı

http://blog.milliyet.com.tr/ankara-nin-katolik-ermenileri---bir-ankara-drami/Blog/?BlogNo=424759

 

1916 Ankara Yangını

https://www.facebook.com/media/set/?set=a.539495926182856.1073741833.501929846606131&type=1

 

‘Gayrimüslim diyerek Hıristiyanları Müslümanlıkla tanımlıyoruz’

http://www.azbilmisozneler.com/2011/12/zeliha-etoz-ve-mehmet-taylan-esin.html

 

YÜZ YILIN BÜYÜK ANKARA YANGINI 1916

http://yeniufukgazetesi.net/yazarlar.php?yazarid=70&yaziid=626

 

Ankara’da Mahal İsimlerine Yansıyan Tarih

https://kebikecdergi.files.wordpress.com/2012/07/8-ankara-mahalle.pdf

 

Hafif kederli başkent hikâyeleri Dumankarakalem

http://www.hurriyet.com.tr/cumartesi/22877669.asp

 

1920’ler ve Ötesinden Beriye

http://www.ergir.com/Ankara.htm

 

Ankara Şehri 1924 Haritası: Eski Bir Haritada Ankara’yı Tanımak

http://www.journalagent.com/jas/pdfs/JAS_3_1_78_104.pdf  

 

Efsaneden Tarihe Ankara Yahudileri Beki L. Bahar

http://www.idefix.com/kitap/efsaneden-tarihe-ankara-yahudileri-beki-l-bahar/tanim.asp?sid=MCD4QRQC6T7T09HFZIJF

 

Bir Kent Nasıl Öldürülür

http://www.solfasol.com.tr/upload/pdf/solfasol_34_subat_2014.pdf

 

Ankara Üniversitesi Gazeteler Veritabanı

http://gazeteler.ankara.edu.tr/

 

Osmanlı'da Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi (1914-1919)

http://www.evrenselbasim.com/tanim.asp?sid=MIKLIYY1214Q71XNZIT1

 

BÜYÜK İZMİR SOYGUNU

https://yuzlesmeatolyesi.wordpress.com/

 

"Zorunlu Göç" ile Yüzleşmek: Türkiye'de Yerinden Edilme Sonrası Vatandaşlığın İnşası

http://www.tesev.org.tr/zorunlu-goc-ile-yuzlesmek--turkiye-de-yerinden-edilme-sonrasi-vatandasligin-insasi/Icerik/99.html

 

Günümüzde Ermeni ve Türk kimliği

http://repairfuture.net/index.php/tr/

 

Bir varmış, bir yokmuş

http://garine.blogcu.com/bir-varmis-bir-yokmus/1431497

 

Kent yangınları

http://www.academia.edu/11882458/Kent_yang%C4%B1nlar%C4%B1

 

Erkân-ı Harb Miralayı Pirselimoğlu Hacı Hamdi Bey

http://www.serander.net/karadeniz-kulturu/karadeniz-tarihi/647-erkan-i-harb-miralayi-pirselimoglu-haci-hamdi-bey.html

 

Diyarbekir celladı Doktor Reşid

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/11242/diyarbekir-celladi-doktor-resid

 

BÜYÜK BEYOĞLU YANGINI

http://www.yangin.org/dosyalar/buyuk_beyoglu_yangini.pdf

 

Özge Sarıoğlu : “Kimse yangını durdurabileceğine inanmıyor”

http://www.edebiyathaber.net/ozge-sarioglu-kimse-yangini-durdurabilecegine-inanmiyor/

https://www.rijksmuseum.nl/en/collection/SK-A-2055  

 

1942 Varlık Vergisi Kanunu

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/1942_varlik_vergisi_kanunu-1353243

 

Şalom Gazetesi okuru Avukat Nusret Kadri Soycan'ın Anılarından

http://www.turkyahudileri.com/content/view/362/222/lang,tr/

 

Ankara Halk Müziğinin Tarihsel ve Geleneksel Temelleri http://www.journalagent.com/jas/pdfs/JAS_3_1_1_12.pdf  

 

Bizans Ankara’sı ve Kaybolan bir Kültür Mirası: ‘St. Clement’ Kilisesi

http://jfa.arch.metu.edu.tr/archive/0258-5316/2014/cilt31/sayi_2/65-92.pdf

 

Osmanlı’da Yangınlar ve İtfaiye Hizmetleri
http://www.iibfdergisi.gazi.edu.tr/index.php/iibfdergisi/article/viewFile/445/435

 

 

 

  • Dumankara, Levent Cantek (2013)

 

Levent Cantek’in yazdığı 21 hikayenin 19 çizerin kalemiyle buluşmasıyla ortaya çıkmış Dumankara. Grafik romandaki ilk hikaye "Ankara 1916" Berat Pekmezci'nin çizgileriyle Büyük Ankara Yangını'nı anlatıyor. 

 

  • Dido: Bir İzmir Romanı, Efe Moral(2014)

1900'ler İzmir'ini, yangını ve yaşanan dönüşümü bir aşk hikayesinin arkaplanından takip etmek mümkün. 

"İzmir, 1908. İkiyüz yıldır kentin iliklerine işlemiş mutlu hayat, görünmez bir tehdit altında. Sokaklardaki kalabalık, her zamanki günlük işlerinin peşinde koşuşturuyor gözükse de, yaklaşan tehlike seziliyor, İzmir'in uykuları tatsız kâbuslarla bölünüyor. Dido ve Nikos, bir gün, tam da bu değişim rüzgârları altındaki şehrin davetsiz misafiri oldu. İzmir onlara, onlar İzmir'e karıştı. Kaderleri sanki Kordon'un siyah beyaz, dalgalı kaldırımlarında yazılmıştı."

 

  • Selanik Alev Alev: Selanik'ten İstanbul'a Gerçek Bir Göç Öyküsü, Ali Dilber (2013)

 

Roman, yazarı Ali Dilber'in Selanik yangınını 17 yaşında yaşayan ve yangın sonrasında İzmir'e göç edip, burada işgal günlerine tanıklık eden annesinin anlattıklarına dayanıyor.  

"Göç, yangın, çete savaşları arasına sıkışan Zişan'ın ailesiyle ve çevresiyle mücadelesi de romanın anlatımına yeni, değişik boyutlar katıyor... Olaylar 'rüzgâr gibi geçiyor' ve kitabın sayfaları çevrildikçe ortaya çıkan her giz başka bir gizin açılmaz gibi görünen kapısı haline geliyor. Daha önce Selânikli bir gençle yapılmış, kopması imkânsız sayılan bir nişandan dolayı, Selâniklilere has yıkılmaz sanılan duvarlar, Zişan ile Giritli bir ailenin yirmili yaşlardaki oğlu Tahsin'in aşkı ile un ufak oluyor."

 

  • 14 Eylül 1922 Yangın Sonrası İzmir Fotoğrafları, Seçil Doysal

Rıdvan Tan'ın fotoğraflarıyla hazırlanmış bir video. 

 

  • Smyrna: Τhe Destruction of a CosmopolItan City, 1900-1922, Maria Iliou (2012)

 

Belgeselin websitesi için: http://www.smyrnadocumentary.org/

 

  • Salkım Hanım’ın Taneleri, Yılmaz Karakoyunlu (1989)

İkinci Dünya Savaşı’nın buhranlı günlerini yaşayan İstanbul ve yerlerini Anadolu’dan gelenlere bırakan İstanbul zenginleri... Bu çalkantılı dönemde, Salkım Hanım’ın taneleri gibi dağılan aile ilişkileri... Varlık Vergisi’nin ağır yükünü sırtlayıp Haydarpaşa Garı’ndan Aşkale’ye sürüklenen Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Türkler…

 

  • Salkım Hanım’ın Taneleri, Tomris Giritlioğlu (1999)

 

Salkım Hanım'ın Taneleri, Yılmaz Karakoyunlu'nun aynı adlı kitabından uyarlanmış bir Tomris Giritlioğlu filmi. 19 Kasım 1999 tarihinde gösterime giren film Varlık Vergisi ve Aşkale toplama kampını konu alması nedeniyle kamuoyu gündeminde uzun süre tartışılmıştı. 

 

  • Güz Sancısı, Yılmaz Karakoyunlu(1992)

Yılmaz Karakoyunlu, Güz Sancısı romanında  6-7 Eylül 1955 Olaylarını anlatıyor. 

“Karanlık çökmeye başladı. Kamyonlara, otobüslere bindirilmiş talan grubu, ellerindeki sopalarla mahalle basmak için yola çıkmışlardı. Bol körüklü çizmeleriyle atlı polisler, otobüslere yol açıyorlardı. Sirkeci’den Samatya’ya, Fener’e, Kumkapı’ya, Nişanca’ya doğru başka bir ordu yürüyordu. Bakırköy’de elektrikli trenin demirlerini sökmüş bir gözü dönmüşler birliği evlere, dükkânlara saldırıyordu. Marmara kaynıyordu. Kayıklar, motorlar ele geçirilmiş, silah zoruyla mecbur edilmiş çımacılar Adalar’a doğru yol almışlardı."

 

  • Güz Sancısı, Tomris Giritlioğlu (2009)

Yılmaz Karakoyunlu'nun 6-7 Eylül olaylarını anlattığı aynı adlı romanından esinlenen ve yönetmenliğini Tomris Giritlioğlu'nun yaptığı 2009 tarihli film, yönetmenin Suyun Öte Yanı ve Salkım Hanım'ın Taneleri filmleriyle beraber tamamladığı bir üçlemenin son filmidir. 

 

  • Garnik ile Şaşik, Ayşe Başak Kaban(2010)

                         Dildilian Kardeşlerin Objektifinden

“Annem ağlardı. Ermenistan kelimesinin her geçtiği anda, gözleri dolardı. Ardından eski güzel günlerini, gençliğini, zenginliği hatırlar ağlardı. Kendi annesini anımsar ağlardı. Temizliğe gittiği evdeki hayatın rahatlığını anlatırken ağlardı, kaçak işçi olduğu için ağlardı. Mahalledeki kasaptan ayda bir kez olsun alış veriş yaptıktan sonra ağlardı.
Bir çelik kuş taşıdı bizi Ermenistan’’a. Yol boyunca kanat çırptı sadece Şaşik’’in duyabileceği bir dilde…”

Kent-Yaşam yazarı Ayşe Başak Kaban'ın "Garnik ile Şaşik" adlı öyküsü "2010 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Ödülleri"nde birinciliğe değer bulundu.

http://www.kentyasam.com/garnik-ile-sasik-yhbrdty-3051.html

 

  • Yeğsa, Sibel Yükler (2015) 

“Yeğsa’nın bir gece vakti son bulan hikâyesi, yıllar sonra avluyu temizleyen Lütfiye olarak devam ediyormuş, bilemedim. “Refika Nine,” dedim, “ben Yeğsa’nın hikâyesini biliyorum. Öğrendim ki nisan, ortak bir acının hayatta var ediş ayı imiş.” “Başka ne öğrendin?” dedi Refika Nine. Başka ne vardı ki bu hikâyede? Aklım karışmıştı yine, “Nasıl başka?” diye soruverdim. “Ah oğul balım, her ölecek ölmeden bir gizini bırakır ardında kalana. Her dönüşün altında bir korku da yatar muhakkak. Sen hiç sordun mu babaannene, niçin her yılbaşına patik örerek giriyorsun, diye. Niçin her sene bir vakit çörek yapıp dağıtırsın da, soranlara aile geleneği dersin, diye?”

http://www.harfvolver.com/2015/04/24/yegsa/

 

  • Tokat'ta Büyük Yangın Destanı, Halis Cinlioğlu

Halis Cinlioğlu, ‘Sivas Folkloru’ dergisinin Ocak 1977 tarihli 48. sayısında yayınlanan ‘Tokat’ta Büyük Yangın Destanı’ başlıklı makalesinde ayrıntıları verir: “Bugünkü Cumhuriyet Meydanı’nı kaplayan mahalle ve çarşı yandı. ... Yangın Sulu Sokak ağzından Ali Sabri Kışlık Sineması’na kadar geniş alanı, Tokat’ın en güzel çarşısını yaktı. ...” Sözü edilen Sulu Sokak’ın, Ermeni yerleşimine yakın ve Ermeni zanaatkârların çoğunlukta olduğu bir ticaret merkezi olduğu anlaşılmaktadır. 

 

Karikatürler (1915 Öncesi Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler)


Dönemin Gazetelerinde Yangın Haberi - 1916 Büyük Ankara Yangını 

13 Eylül’de başlayarak 2 gün süren yangına Tercüman’ı Ahval, Takvim-i Vekayi gibi dönemin önemli gazetelerinde yer verilmemiştir. Yangının bilançosu ağır olmasına rağmen olay, Ankara’da çıkan yerel gazetelerden birkaçı dışında haberlere konu olmamıştır. Bu durumun en önemli sebebi olarak 7 Ağustos 1914 tarihli Başkumandanlık Vekâleti tebliği gösterilebilir. Zira tebliğde “... içte ve dışta kötü etkisi olabilecek tüm maddeler[i] (tren ve vapur kazaları ve yangın haberleri dahil) …” sansürleme yetkisi Başkomutanlık bürokratlarına bırakılmıştı. *Tebliğin çevirisi için bakınız sayfa 31- 32:  http://www.devletarsivleri.gov.tr/assets/content/Yayinlar/osmanli-arsivi-yayinlar/130_osmanli_belgelerinde_birinci_d%C3%BCnya_harbi_1.pdf

 

                                     

        7 Ağustos 1914 tarihli Sansür Tebliği (İkdam Gazetesi)

Sansürün resmiyete büründüğü bu tebliğle yakın dönemlerde Anadolu kentlerinde çıkan/çıkarılan yangınlara dair haberler de önlenmiştir. Tebliğden kısa süre sonra 61 maddelik bir Sansür Talimatnamesi de yayınlanmıştır. **Talimatnamenin çevirisi için sayfa 119-125:  http://www.devletarsivleri.gov.tr/assets/content/Yayinlar/osmanli-arsivi-yayinlar/130_osmanli_belgelerinde_birinci_d%C3%BCnya_harbi_1.pdf

 

        Kırmızıyla dikdörtgen şerit haline getirilmiş örnek sansür etiketi (üstte)

Talimatname savaşın basın üzerindeki baskısıyla birleşince, ne 1916 yangını ne de geri kalan toplumsal olaylar “ordunun zafer hikayeleri"nin önüne geçememiştir...