SÜRGÜN POLİTİKASININ BİR PARÇASI OLARAK 1916 ANKARA YANGINI

Resmi kaynaklara göre, 13 Eylül 1916 tarihinde gece saatlerinde Ankara’da büyük bir yangın çıktı. Şehir merkezinde bulunan 19 mahalleden 8’i tamamen, 11’i ise kısmen yandı. 15 Eylül sabahı 05.30 sularında söndürülebilen yangında toplam 1033 hane tamamen yanarken, bu mahallelerin 7’sinde yalnızca Hristiyan veya Yahudi nüfus yaşıyordu.

Yangının çıkışı ve kundaklama şüphesi

13 Eylül 1916 gecesi Emekli Binbaşı Ferid Bey’in emrindeki askerlerin kaldığı evden sesler yükselmeye başladı. Tanıkların aktarımına göre, yangın birden fazla yerde çıktı ve aynı anda farklı noktalar kundaklandı. Ferid Bey’in emrindeki askerlere yangın sonrasında ulaşılamaması da, kundaklama şüphesini artırıyordu.

İtfaiye ve polis teşkilatının yetersizliği

Dönemin resmi yazışmalarında, zafiyet gösteren başlıca kurum itfaiye olarak geçiyordu. Şehirdeki tulumbacı sayısı yetersiz olduğu için Eskişehir’den istenen takviye ekibi ancak 14 Eylül’de akşamüstü şehre varmış ve yangın tüm şehri sardıktan sonra müdahale edebilmişti.

Dahiliye Nezareti ve İstanbul hükümeti arasında geçen yazışmalarda, zafiyeti gözler önüne serilen diğer grup da polislerdi. İttihat ve Terakki Partisi tarafından Ankara’ya özellikle gönderildiği anlaşılan Polis Müdürü Mustafa Durak’ın emrindeki polisler, yangına bilinçli şekilde müdahale etmediği gerekçesiyle şikayet edilmişti.

Yangına dair veriler

Yangın resmi kaynaklara göre kasıt olmadan çıkmış olsa da, yayılımındaki hız, yaşanan hikayeler ve çelişkili bilgiler, kundaklama sonucu çıktığına işaret ediyordu. Yangın söndürüldüğünde, özellikle Hristiyan cemaatlerin yaşadığı mahalleler tamamen kül olmuştu.

1916 yangınına dair kısıtlı resmi belgeler, dönemin anlatıları, çeşitli elçilik rakamları ve akademik araştırmalar sonucunda, Ankara merkez kazasının 19 mahallesinden 8’i tamamen, 11’i ise kısmen yandı. Hisar-ı Fukara, Hisar’ı Ağniya, Kurt, Çakırlar, Kethüda, Hacı Mansur, Yeğenbey, Mihriyar mahalleleri tamamen yanarken, bu mahallelerde 735 hane kül oldu. Kısmen yanan mahallerde ise 298 hane yok oldu. Tamamıyla yanan mahallelerin 7’sinde yalnızca Hristiyan veya Yahudi nüfus yaşıyordu.

1914 nüfus sayımına göre Ankara merkezinde 69 bin 66 Müslüman ve 14 bin 500 Hristiyan yaşıyordu. Nüfus oranıyla ters düşecek biçimde 7 kilise, 2 de cami yanmıştı. Çıkan yangında 5 kişi hayatını kaybederken, mülklerinden olan Hristiyan sayısı, çelişkili verilere sahip olsa da, 8 bin ile 12 bin arasında gösteriliyordu.

Tehcirden yangına götüren süreç

1914 yılında başlayarak yangına kadar devam eden tehcir ve katliam süreci, 10 bin civarında Ermeni'nin ölümüne ve Ankara'nın Türkleştirilmesine / Müslümanlaştırılmasına önayak oldu. Tehcirin ardından yangınlarla zorla çalıştırma, taciz ve mülklere el koyma pratiği devam etti.

Anadolu’da üç yıl içinde 20 yangın çıktı

1915’in öncesi ve sonrasında, özellikle 3 yıllık sürede Anadolu’da birbirini takip eden 20 yangın çıktı. Yangınların yaşandığı birçok bölgede, çoğunluğu Rum ve Ermeni olmak üzere Hristiyan ve Yahudi cemaatine mensup çeşitli milletlerden insanlar yaşıyordu. Ankara’da olduğu gibi diğer illerde de çıkan ya da çıkartılan yangınlarda halk, bilinçli olarak müdahale etmediği sebebiyle polis teşkilatı ya da itfaiyeleri şikayet etmişti. Bilinçli müdahale etmeme durumu, İttihat ve Terakki Partisi’nin sürgün politikalarıyla ilişkilendiriliyordu.

Yangınların ortak noktaları

24 Ağustos 1914 yılında Edirne’de çıkan yangın Rum mahallelerini etkilemiş, 1200 ev ve 4 kilise kül olmuştu. 27 Ağustos 1915’te İzmit’teki Ermeni Mahallesi’nde çıkan yangın ise, tehcir edilen Ermenilerin geride bıraktıkları evlerde başlamış ve 300-400 ev yandıktan sonra söndürülmüştü.

13-18 Eylül 1922’deki İzmir Yangını’na eşzamanlı olarak, Meclis’te “terk edilmiş mallara hazine adına el koyma önerisi” görüşülüyordu. 1925 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla da ‘gayrimüslim’ mallarının hayır kurumlarına ve özel idarelere devri yasalaşmıştı.

25-27 Ağustos 2000 tarihinde ise Sayıştay binasının ‘arşiv’ kısmında çıkan yangın 4 günde söndürülebildi. 10 yıl saklanması gereken dökümanlar küle döndü. Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi’ne yangını söndürmekte gecikilmesi üzerine açılan dava, 2008’de zaman aşımına uğradı.

Yangınlar, Ankara örneğinde de olduğu gibi el koyarak birikimin, hafızanın iktisadi veya sosyal tüm yönleriyle yok edilişinin en kestirme yöntemlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.