Hafıza patlaması (memory boom) olarak adlandırılan süreçler, genellikle büyük çaplı toplumsal olayların ertesine denk düşer. Türkiye özelinde bu tip süreçleri başlatan çeşitli eylem, kampanya, felaket ve benzeri olaylardan örnekler Hafıza Kaydı gibi yapıların ortaya çıkışını beraberinde getirmiştir. Bu olayların topyekün halde şimdiki zamanı belirlemede etkileri olduğu fikriyle Hafıza Kaydı’nın hatırladığı örnekleri aşağıda sıraladık. Mesele hafıza kayıtları tutmak olunca; yetişilemeyen, biriken ve dolayısıyla umarsızlaştıran, uzaklaştıran, umutsuzlaştıran çok fazla olay var ancak biz felaketler sonrasında ortaya çıkan toplumsal diyalog ve dayanışma ruhuna dair olumlu örnekleri sıralamayı seçtik.
Bağlantılı olaylara ekleme yapmak ve görüş bildirmek için: 

http://www.hafizakaydi.org/iletisim

 

Aydınlık için 1 Dakika Karanlık: 3 Kasım 1996’da Susurluk’ta gerçekleşen trafik kazası, derin devlet ilişkilerinin açığa çıkmasına neden olmuştu. Polis okulu müdürü ve bir milletvekili aranan bir katliam suçlusuyla aynı arabadaydı, arabada ruhsatsız silahlar vardı. Suçlunun üzerinde bulunan, sahte kimliklerden biri dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın gerçek imzasını taşıyordu. Olay medya tarafından araştırıldıkça, terörle mücadele adı altında devlet memurlarının ve hükümet yetkililerin haberdar ve dahil olduğu mafyatik ilişkiler ağı ortaya döküldü. Tepkiler artınca Mecliste Susurluk Araştırma Komisyonu kuruldu. Ancak komisyonun hazırladığı ilk raporun olayı örtbas etmeye yönelik olduğu anlaşılınca protestolar başladı. Sokaktaki eylemler dışında, 1 Şubat 2007 günü başlayan "Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık" adı verilen sivil itaatsizlik eylemi, Susurluk kazasıyla ortaya çıkan ilişkilerin aydınlatılması ve sorumluların yargı önüne çıkarılması için her gece saat 21:00'de bir dakikalığına evlerin ışıklarının kapanması çağrısı ile başladı. İnsanlar eylemi çeşitlendirdiler, yanıp sönen ışıklar, balkonlardan çalınan düdükler, tencere tavalar ile ses çıkarmaya başladılar. Dönemin başbakanı Necmettin Erbakan eyleme katılanlar için “gulu gulu dansı yapıyorlar” dedi. Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın “mum söndü oynuyorlar” sözleri ve Alevilere yönelik nefret söylemleri üzerinden protestocuları hedef alması çok daha büyük bir tepki yarattı. Eylem sokaklara taştı, bazı şehirlerde polis müdahaleleri, gözaltılar oldu. Aydınlık için 1 Dakika Karanlık eylemi şiddet içermeyen kitlesel eylemler açısından Türkiye’de çok önemli bir dönüm noktasıdır. Eylemler sırasında tüm mahallelerdeki evlerin ve hatta iş yeri binalarının ışıkları söndürülmüş, dayanışma ve umut çoğalmıştır. Gazeteler “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” ilanları vermiş, temiz toplum kampanyaları başlatılmıştır. 

 

  • 27 Mayıs 1995 Cumartesi Anneleri: Faili meçhuller ve zorla kaybetme vakalarında yitirdikleri yakınlarını bulmak ve sorumluları adalet önüne çıkarmak amacıyla annelerin, Galatasaray Lisesi önünde her Cumartesi saat 12:00’de yaptıkları oturma/anma eylemi 20 yıldır devam ediyor. Arjantin’deki kayıp ve faili meçhul yakınlarının başlattığı Plaza de Mayo Annelerinden esinlenerek eylemlerine başlayan ve Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak’ın gözaltında “kaybedilmesinin” ardından aktif hale gelen Cumartesi Anneleri/insanları ve destekçileri bu 20 yıl boyunca çok ciddi baskılara maruz kaldılar, defalarca göz altına alındılar, eylemlerine ara vermek zorunda kaldılar ama hak mücadelelerini sürdürdüler. 2000’li yıllarda “Ergenekon Soruşturması” kapsamında ortaya çıkan belgelerden sonra, bir süre ara verilen eylemler yeniden aktif hale geldi. Ellerinde kaybedilen/öldürülen çocuklarının, yakınlarının fotoğraflarıyla Galatasaray Lisesi önünde yaptıkları eylemler toplumsal belleğe kazındı.  

 

Cumartesi Anneleri (fotoğraf: Kadir Celep)


  • 1996 Bergama Altın Madeni Direnişi: Türkiye çevre hareketi hafızasının ilk ve en önemli örneklerinden birisi. 1991 yılında İzmir Bergama’da maden inşaatına başlanmasının ardından, kasabanın sakinleri direnişe geçmiş, 1994’te madene karşı ilk dava açılmıştır. 1996 yılında maden firmasının bölgedeki ağaçların büyük kısmını kesmesinden sonra, ulusal çapta görünürlük kazanmış bir direniştir. 1997 yılında 4000 kişi madeni işgal etmiş, ardından Danıştay madeni “kapatma” kararı almıştır. Kapatma kararı uygulanmayınca, Boğaz Köprüsü’ne kendini zincirleme, yarı çıplak yürüyüşler gibi yaratıcı sivil itaatsizlik eylemlerine rağmen, madenin kapatılmasına ilişkin hukuki süreçte 2016 yılına dek bir sonuç alınamamıştır. Yine de 2000’li yıllardaki HES mücadelesine emsal teşkil edecek birçok hukuki karar, Bergama direnişi sayesinde alınmıştır. 2005’te Koza Altın İşletmelerine devredilen madende, 2014 yılında siyanür sızıntısı meydana gelmiş ve Bergama direnişi yeniden gündeme taşınmıştır. Bergama direnişi, hem yerel ölçekte çevre hareketinin başat pratiklerinden birini doğurmuş, hem de uluslararası çevre örgütlerinin Türkiye’de faaliyet göstermesine ön ayak olmuştur.  

  • Şubat 2003 Savaşa Hayır Eylemleri: Irak’taki savaşa asker gönderilmesine ve Türkiye üzerinden askeri sevkiyat yapılmasına onay verecek 1 Mart tezkeresine karşı yapılan eylemler dizisidir. Tezkerenin TBMM’de oylandığı gün ise Ankara Kızılay Meydanı’nda yüzbinlerce kişi “Savaşa Hayır” pankartları ile eylem yapmıştır. Tüm dünyadaki savaş karşıtı eylemlerle eş zamanlı olarak yapılması ve Küresel Bak (Barış ve Adalet Koalisyonu) isimli inisiyatifin alışılmışın dışında (teflerle, gökkuşağı bayraklarıyla, tek bir kişi tarafından rahatça taşınabilen lolipop pankartlarla) bir eylemlilik hali ve Greenpeace’in barış nöbetleri ve sivil itaatsizlik eylemleri ile renklendirdiği protestolar sonrasında tezkere mecliste reddedilmiştir.

Kaynak: Indymedia

  • 23 Ocak 2007 Hrant Dink cenazesi: 19 Ocak’ta vurularak öldürülen gazeteci Hrant Dink’in cenazesine yüzbinler katılmış ve binlerce kişinin “Hepimiz Ermeniyiz” yazılı lolipoplarla yaptığı uzun sessiz yürüyüş, hem Türkiye’de hem Ermeni diasporasında hem de tüm dünyada büyük ses getirmişti. Devletin “resmi” duruşunun dışında, toplumun alternatif duruşu görünürlük kazanmıştı.


  • 12 Eylül 2010 Referandumu: AKP hükümetinin 12 Eylül 1980 darbesinin 30. yılında yaptığı referandum asıl olarak darbe anayasasında 26 maddelik bir torba değişikliğin halk oylamasına sunulması idi. % 57,9’luk evet oyuyla değişiklikler kabul edildi. Ancak aynı anda birçok maddenin değişiklik konusu olması ‘insanlar neye evet ya da hayır diyor?’ sorusunu gündeme getirdi. Bunu darbeyle yüzleşme konusunda bir fırsat olarak tanımlayan “yetmez ama evet”çiler ile AKP’nin tutumunu göstermelik ve art niyetli olarak tanımlayanlar arasında büyük bir kamusal tartışma yaşandı. Ancak bu dönemde darbeyle yüzleşmenin ne demek olduğu, nasıl yapılması gerektiği üzerine epeyce şey yazıldı, 12 Eylül darbesi üzerinden kolektif bellek alanında önemli miktarda içerik ortaya çıktı.

  • 23 Kasım 2011 Dersim Özrü: Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan parti toplantılarından birinde, “Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa ben özür dilerim ve diliyorum” demiş, ancak bu özürü CHP ile süregiden bir polemik sırasında dile getirmişti. Nitekim aynı toplantıda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “CHP zihniyeti adına özür dilemesi gereken varsa, şu anda güya ‘yeni CHP’nin yeni genel başkanıyım’ diyorsun o da sensin, ‘Hem bir Tuncelili olarak hem bir Dersimli olarak onur duyuyorum’ diyorsun ya hadi onurunu kurtar bakalım” da demişti. Bu özür fazlasıyla yüzeysel ve göstermelik bulunarak çokça eleştirilmiştir ancak bir ilktir. Böyle bir özürden sonra bile konuya ilişkin kamuoyu tartışması önemli boyutlara ulaşmış, çok sayıda yazı, makale, kitap yayınlanmış, kültür sanat içerikleri üretilmiştir. 3 yıl sonra, 23 Kasım 2014’te aynı partiden başbakan olan Ahmet Davutoğlu da Tunceli’de katıldığı parti il kongresinde Dersim ile ilgili olarak bir yanlışlık varsa düzeltmeye ve devlet adına özür dilemeye hazır olduklarını dile getirdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun partisi adına dilediği özür ise CHP içinde büyük tartışma konusu oldu.

  • 14 Aralık 2008 Özür Diliyoruz Kampanyası: Bir çeşit aydınlar dilekçesi olarak Baskın Oran, Cengiz Aktar, Ahmet İnsel ve Ali Bayramoğlu tarafından başlatılan kampanya, kamuoyunda yoğun olarak tartışılmış ve 30 binin üzerinde aydın tarafından imzalanmıştır. 1915’te yaşananlar için Ermenilerden bireysel olarak özür dilenen metin 10 dilde kaleme alınmıştı. http://www.ozurdiliyoruz.com

  • 2009 Çözüm/ Barış Süreci: MİT ve PKK arasında başlayan Oslo Görüşmeleri ve Mayıs 2009’da dönemin cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yaptığı “Kürt sorunu Türkiye’nin birinci sorunudur ve mutlaka halledilmelidir” şeklindeki açıklamaları ile başlayan çözüm süreci, ülkede Kürtlere yönelik hak ihlallerinin açıkça konuşulmaya başlandığı bir kamusal alan yarattı. Dönemin hükümeti AKP’nin  Kürt açılımı önceden “yasaklı” olan birçok konunun medyada ve kamuoyunda tartışılmaya başlandığı bir yumuşama ve normalleşme dönemi getirdi. 3 Nisan 2013’te kurulan Akil Adamlar komisyonu ise, konunun halk/toplum nezdinde konuşulması için çok önemli bir fırsat yarattı. Büyük tartışma yaratan süreç dahilinde 7 farklı coğrafi bölgede birçok toplantı düzenlendi. Bu girişim toplum nezdinde tartışma ve ikna süreci içeren bir girişim olarak Türkiye’de türünün tek örneğidir.

  • 24 Nisan 2010 Ermeni Soykırımı Anması: DurDe Platformu tarafından Taksim Meydanı’nda yapılan ilk soykırım anmasıdır.

  • 18 Aralık 2010 Arap Baharı: Tunus’ta Muhammed Buazizi’nin kendini yakması ile başlayan protestolar büyük bir hızla tüm Arap coğrafyasına yayılmış, çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu barışçıl halk protestoları ve barışçıl kamusal alan işgalleri 3 ay boyunca devam etmiştir. Mısır, Yemen, Cezayir ve Ürdün’de de büyük kitlelerce yapılan eylemlerde siyasi yozlaşma, yolsuzluklar, diktatoryal rejimler protesto edilmiş; daha iyi yaşam koşulları ve daha fazla özgürlük, özellikle de ifade özgürlüğü talep edilmiştir.

Protestolar Tunus ve Mısır’da başarılı olmuş, Tunus’ta 23 yıldır iktidarda olan Zeynel Abidin ve Mısır’da 30 yıldır iktidarda olan Hüsnü Mübarek istifa etmek zorunda kalmıştır. Birçok ülkede devlet ve askeriye protestoculara sert şekilde karşılık vermiş, birçok can kaybı yaşanmıştır.

  • 17 Eylül 2011 Occupy Wall Street ve %99 Eylemleri: Kanadalı eylem grubu Adbusters tarafından ilk kez 17 Eylül 2011’de, 2008 ekonomik krizine neden olan Wall Street’te, gelir uçurumlarını derinleştiren “açgözlü finans kapitalizmi”ne karşı başlatılmış eylemlerdir. Bu eylemler sırasında ve sonrasında Arap Baharı’ndan alınan ilham sürekli dile getirilmiştir. Biz çoğunluğuz, biz dünya servetinin çok büyük bir kısmını elinde tutan %1 azınlığın dışındaki %99’uz söylemi tüm dünyada büyük bir hızla yaygınlaşmış ve eylemcilerin pratikleriyle gelişen yatay katılım modelleri (forumlar, paylaşım pazarları...vb.) halen etkisi güçlü bir şekilde sürmekte olan bir alternatif siyaset ağı oluşturmuştur.

  • Mayıs-Haziran-Temmuz 2013 Gezi Direnişi: İstanbul Taksim’deki Gezi Parkı’na yapılacak inşaat için ağaçların sökülmek istenmesine karşı çıkan ve buldozerlerin önüne çıkıp, parkta çadır kurup ağaçların başında nöbet tutan eylemcilere polisin yoğun biber gazı saldırıları ve çadırları yakmaları önce İstanbul’da sonra tüm Türkiye’de benzeri görülmemiş bir protesto dalgası yarattı. Protestolar özelde Gezi Parkı’nda olanları, geneldeyse hükümetin otoriter, anti-demokratik/tek taraflı karar ve eylemlerini protesto amaçlıydı. Günlerce süren eylemlerde milyonlar sokaklara döküldü. Ana akım medya kuruluşlarının ve televizyonların sokakta yaşananları görmezden gelerek penguen belgeselleri yayınlamaları ve polisin orantısız güç uygulaması eylemlere katılımı arttırdı. Direniş; sanatçılardan, aydınlardan ve dünyanın farklı yerlerindeki insanlardan büyük destek aldı. Eylemciler biber gazına ve gaz kapsüllerine karşı taktıkları maskeler ve baretlerle simgeleştiler.

Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından eylemcilere takılan çapulcu sıfatı protestocular tarafından benimsendi, çapulcu marşları yazıldı. Sonuçta, polisler parktan ve Taksim’den çekildi, Gezi Parkı’na yapılacak inşaat mahkeme kararıyla durduruldu. Gezi Parkı ve birçok şehirdeki yüzlerce park, Occupy Wall Street ve Arap Baharı eylemlerinden de ilhamla bir ortak yaşam ve paylaşım alanına dönüştü. Park forumlarında yaratılan açık ve demokratik tartışma platformları alternatif bir sokak siyaseti dalgası yarattı. Daha önce birbirini tanımayan, yan yana gelmeyen ve hatta birbirine düşman birçok grup ve insan beraber protestolara katıldı, birbirini dinledi, tartıştı, ortak işler yaptı. Medyanın rolü ve sorumlulukları konusunda büyük bir kamuoyu tartışması başladı, yurttaş gazeteciliği ön plana çıktı. Taksim’de protestoların hız kestiği bir anda başlayan duran adam eylemi medya plazaları önüne taşındı, insanlar televizyon kanallarının önünde günlerce nöbetleşe “durdu”. Polis şiddeti 8 kişinin hayatına mal oldu. Yüzlerce insan gaz kapsülleri nedeniyle yaralandı, gözünü kaybetti. Bianet’in Gezi Direnişi’ne ilişkin kronoloji çalışmasına bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

14 Şubat 2015 Özgecan Aslan cinayeti ve #sendeanlat: Mersin’de üniversite öğrencisi Özgecan Arslan’ın bindiği minibüsün şoförü tarafından cinsel saldırıya uğraması, öldürülmesi ve öldürüldükten sonra yakıldığının ortaya çıkması üzerine Türkiye’nin bütün illerinde kadınlar eylemler yaptı. Oluşan kitlesel tepkinin çıktılarından biri de Twitter’da #sendeanlat etiketi üzerinden tüm kadınların gündelik hayatlarını sürdürürken maruz kaldığı taciz, şiddet ve korku hikayelerini paylaşmaları idi. Erkek şiddeti hikayeleri büyük bir paylaşım, duygudaşlık ve dayanışma alanı yarattı. Etiket altına paylaşılanları okumak için tıklayınız.

 

24 Nisan 2015 Ermeni Soykırımının 100. yılı: Ermeni Soykırımının 100. yılı nedeniyle tüm dünyada düzenlenen etkinlikler ve başlatılan girişimler Türkiye’ye de yansıdı. 1915’te ve sonrasında yaşananlar yeniden kamusal alanda tartışılmaya başlandı. Bu konuyu tartışan birçok kitap yayınlandı; birçok dergi, konu üzerine özel sayı hazırladı. 24 Nisan 2015 günü İstanbul’da Ermeni diasporasından katılımla büyük bir anma etkinliği düzenlendi.