Ümraniye Cezaevi Olayları - 4 Ocak 1996

ARKA PLAN:

12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra cezaevlerine yönelik bir çok operasyon gerçekleştirildi. 1981-1995 yılları arasındaki bu operasyonlarda, ölüm oruçları sebebiyle gerçekleşenler dışında, 50’den fazla tutuklu hayatını kaybetti.

90’ların başında ise cezaevlerinin tümünde görece bir iyileşme gözlendi, 1991’de çıkan ‘Terörle Mücadele Yasası’ ile tahliyeler arttı, cezaevlerinin çoğu tenhalaştı. Fakat kalan mahkumlara yönelik müdahaleler sürüyordu.  

Ocak 1995’e gelindiğinde, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında “Cezaevlerinin tutukluların eğitim kampı olmaktan çıkarılması” kararı alındı, kararın arka planı ise cezaevlerinde artan gerginliklerle anlaşıldı.  

18 Eylül 1995’te, İzmir Buca Cezaevi’ndeki tutuklu ve hükümlüler, yaşam koşullarında iyileştirme talep ederek sayım vermemeye başladı. Eylemin 4. gününde özel harekat timi, asker ve gardiyanların operasyonu ile koğuşlara sis, göz yaşartıcı ve bayıltıcı bombalar atılarak girildi. Operasyon sonucunda Yusuf Bağ, Turan Kılıç ve Uğur Sarıaslan isimli 3 tutuklu öldürüldü, 47 kişi yaralandı.

 

ÜMRANİYE CEZAEVİ:  

Buca’da yaşananlardan 3 ay kadar sonra, İstanbul Ümraniye Cezaevi’nde bulunan siyasi tutuklular, görüş haklarının engellenmesini protesto etmeye başladı, bunun üzerine 13 Aralık 1995 günü, polis ve jandarmanın düzenlediği operasyonda 4’ü ağır, 70’den fazla tutuklu yaralandı. Ardından, tutuklular ve cezaevi idaresi arasındaki gerginlik artarak devam etti.

4 Ocak 1996 sabahı gerçekleşen, askerlerin koğuşlara yönelik operasyonunda dövülen 4 tutuklu; Abdülmecid Seçkin, Orhan Özen, Rıza Boybaş, Gültekin Beyhan kaldırıldıkları hastanede öldü, 40 tutuklu yaralandı. Otopsi raporlarında ölüm nedeni, kafatası travmasına bağlı lezyonların neden olduğu beyin kanaması olarak belirtilmişti.

Operasyon sırasında cezaevinde bulunan Akın Olgun, 4 Ocak gününü şöyle anlatıyor:

“Bir sabah arama bahanesiyle koğuşların içine beysbol sopalarıyla, kask ve kalkanlarla giren askerler öfkeli, gergin ve birazdan kopacak fırtınadan haberdar olmalarından dolayı hazırlıklıydılar.  

… Ne olduğunu anlamadığımız bir anda çıkan bir kıvılcım, yüzlerce askerin üstümüze çullanmasıyla katliam fişeklenmişti. Beysbol sopaları bedenlerimize inerken kırılan kemik sesleri, tüm seslerden farklı olarak kulaklarımıza ulaşıyordu.

… Koğuşun tuvaletine önceden gözüne kestirdikleri mahkûmları çeken askerler, dört arkadaşımızın kafatasını sopalarla parçalayarak işlerini tamamlamışlardı. Koğuşun içinde kalanlar ise üst üste istiflenmiş bedenlerini artık hissetmiyorlardı. Ve henüz operasyon bitmemişti. Bu bedenleri ana koridorda karşılıklı sıraya girmiş ve sıranın kendisine gelmesini bekleyen diğer askerler bekliyordu. Koğuştan sürüklenerek çıkartılan tutuklu ve hükümlüler, ara koridorda bekleyen askerlerin önüne atılıyor ve yeniden sopalar havada uçuşuyordu. İçeride bedenleri uyuşan ve artık hiçbir şey hissetmeyen biz tutsaklar için koridordaki fasıl son bir rötuştan başka bir şey değildi…”

 

Operasyonun ardından 20 infaz koruma memuru açığa alındı, yetkililer hakkında başlatılan soruşturma takipsizlikle sonuçlandı. Dönemin Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Zeki Güngör’ün açıklaması ise "askerler aşırıya kaçtı" oldu. Savcılığın takipsizlik kararına karşı, öldürülen tutukluların yakınlarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvuru sonucunda mahkeme, ölümlerle ilgili, orantısız güç kullanımında bulunulduğunu ortaya koyabilecek durumda olmadığını belirterek, devletin sorumluluğu bulunduğuna hükmedilemeyeceği ve 2. maddenin ihlal edilmediği şeklinde karara varmış; ölümlerle ilgili olarak yürütülen soruşturmaların ise, bağımsız organlar tarafından ve sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak biçimde yürütülmediği hükmüne vararak, 2. maddenin usul bakımından ihlal edildiği kararını vermiştir.

 

Metin Göktepe:

Hayatını kaybeden tutukluların 8 Ocak 1996’da Alibeyköy’deki cenaze töreninde gözaltına alınan ve Eyüp Kapalı Spor Salonu’na getirilen yüzlerce kişinin arasında bulunan Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe, polislerce dövülerek öldürüldü, bir gün sonra spor salonunun yakınlarında ölü olarak bulundu.

Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar ve Başbakanı Tansu Çiller, Göktepe’nin gözaltına alınmadığını; Eyüp Cumhuriyet Savcısı Erol Canözkan gözaltına alındığını, fakat çay bahçesinde otururken fenalaşarak sandalyeden düştüğünü; İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan spor salonunun duvarından düşerek öldüğünü iddia etti. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise gazetecilere "Cinayeti polis işlemiştir tabirini beğenmiyorum. Hadiseleri kendi sınırları içinde mütalaa etmeliyiz’’ şeklinde bir açıklama yaptı. Adli Tıp Kurumu raporu ise, gözaltında Göktepe’nin baş ve vücut kısımlarına küt cisimlerle çok sayıda darbe vurulduğunu ortaya koyuyordu.

30 duruşma boyunca süren davanın sonunda, 20 Ocak 2000’de, 5 polis ‘kastı aşan şekilde insan öldürmek’ (taksirle) ve ‘faili belli olmayacak şekilde insan öldürmek’ suçlarından 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı, 1 polis ise Yargıtay'ın kararı bozmasından sonra 20 ay hapis ve 5 ay kamu hizmetinden uzaklaştırma cezası aldı. Sanıkların bir kısmı 17 ay cezaevinde kaldı fakat 2000 yılında yürürlüğe giren ve ‘Rahşan Affı’ diye bilinen ‘Şartlı Tahliye ve Ceza Erteleme Yasası’ ile serbest bırakıldı. Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar ve diğer kamu yetkilileri ise yargı önüne çıkarılmadı.

 

Sabancı Cinayeti:

9 Ocak 1996’da Sabancı Center’da Özdemir Sabancı, Haluk Görgün ve Nilgün Hasefe’yi öldüren üç Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi üyesinden birisi olan Mustafa Duyar, 22 Aralık 1996’da pişmanlık düzenlemesinden faydalanmak üzere teslim olduktan sonra verdiği ifadede itiraflarda bulunmuş, 4 Ocak 1996’da Ümraniye Cezaevi’nde meydana gelen olaylardan sonra eylem talimatı geldi. ’Ofiste kim varsa öldürün’ şeklinde haber geldi.” demişti. İtirafların ardından Can Dündar, cinayetin sanığı Duyar’la röportaj yapmak için bakanlıktan izin almış, resmi yazının çıkması geciktiği için Duyar’ın bulunduğu Afyon Cezaevi’ne gidememiş, bu sırada, 15 Şubat 1999’da, ‘Karagümrük Çetesi’ olarak bilinen grubun lideri Nuri Ergin’in talimatıyla Mustafa Duyar öldürülmüştü.

2000 yılının Eylül ayında ise, Uşak Cezaevi’nde çıkan isyanda cezaevinde bulunan Nuri Ergin, koğuşun penceresine çıkarak, "Bu devlet bana Mustafa Duyar'ı öldürttü" diye bağırmış, ardından kardeşi Vedat Ergin, "Veli abiyi, Veli Küçük'ü ara, bizi bilir" demişti.  

Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün adı 8 yıl sonra, 1. Ergenekon İddianamesi'nde de, "Hem DHKP-C terör örgütü, hem de Nuriş Çetesi ile koordinasyonu sağladığı" iddialarıyla yer almıştı. İddianamede, ‘Sabancı suikastını gerçekleştiren Mustafa Duyar’ın öldürülmesi talimatını Veli Küçük’ün verdiği, bunun “Mustafa Duyar’ın konuşacağı” şüphesi nedeniyle yapıldığı’ iddiaları yer aldı.  

 

SONRASI:

6 Mayıs 1996’da, dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ağar’ın yayınladığı, ‘Mayıs Genelgesi’ de denilen genelge ile, F Tipi cezaevlerinin temeli atılarak, hücre tipi olarak düzenlenen Eskişehir Cezaevi açıldı ve Marmara bölgesindeki tutuklu ve hükümlülerin buraya sevk edilmesi kararlaştırıldı. Mehmet Ağar’ın bu dönemdeki açıklamaları "Cezaevlerini hizaya getireceğiz." şeklindeydi.

Tutuklular, ‘Tabutluk’ olarak tanımladıkları bu hücre tipi cezaevlerine itiraz ederek, 26 Mayıs 1996’da açlık grevine başladı. 2174 kişinin katıldığı grev, genelgenin geri çekilmemesiyle ölüm orucuna dönüştü. Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan, "Bunlar daha önce kantinden yiyecek alıp stok yapmışlar gizli gizli yiyorlar." açıklamasında bulundu. 12 tutuklunun hayatını kaybetmesinin ardından genelge geri çekildi.

Mayıs Genelgesi’nin geri çekilmesi de cezaevi politikalarını değiştirmedi. 24 Eylül 1996’da, Diyarbakır Cezaevi’nde gerçekleşen operasyonda 10 tutuklu öldürüldü, 24 tutuklu yaralandı. Otopsi raporlarına göre ölümlerin sebebi işkence idi. Olaylar sebebiyle yargılanan 72 kişiden 62’sine 5’er yıl hapis cezası verildi fakat karar temyiz edildi ve sanıklar tutuklanmadı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, "saldırının vahşi bir eğilim sergileyerek ve canavarca bir hisle meydana geldiğini" belirtti ve kararın bozulmasını istedi. Talebin kabul edilmesini isteyen üye hakim meslekten ihraç edilirken, sanıklar cezasız kaldı.

1999 yılında ise, Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde 80-90 kişilik koğuşlarda 120 kişi kalınması nedeniyle başlayan gerginlik sonucu, tutuklular koğuşu işgal etti. Eylemin 7. günde sağlanan anlaşma ile sonlandırılmasının ardından, 26 Eylül sabahında başlayan ve 10 saat süren operasyonda 10 tutuklu öldürüldü, onlarca tutuklu yaralandı.

Operasyonun amacı kamuoyuna isyanı bastırmak olarak açıklandı. Operasyonu yöneten Ankara İl Jandarma Komutanı Yarbay Ali Öz ile birlikte 160 kişi katliam nedeniyle yargılandı, hepsi beraat etti.

Ali Öz 2007 yılında Trabzon İl Jandarma Komutanı iken, Hrant Dink cinayetinde “hangi marka silahın kullanılacağını altı ay önceden bilip ihbar aldığı halde adım atmamak ve cinayetten sonra da sahte evrak düzenlemek” suçundan 6 ay hapis cezasına çarptırıldı, kararı bozan Yargıtay’ın incelemesiyle birlikte Öz’ün yeniden yargılanması sürerken, davanın ana dava ile birleştirilmesi talebi de reddedildi.

Artan baskıları protesto eden ve mahkemelere gitmeyen siyasi tutuklulara yönelik, 5 Temmuz 2000’de Burdur Cezaevi’nde gerçekleştirilen operasyonda Veli Saçılık adlı tutuklunun kolu, koğuş duvarını kıran dozer tarafından koparıldı, çok sayıda tutuklu yaralandı. Sorumlular hakkında takipsizlik kararı verildi, dozer operatörü yargılandı fakat beraat etti.

Tutukluların F tip cezaevlerine karşı başlattıkları açlık grevi ve ölüm oruçları sebebiyle, 19 Aralık 2000’de 20 cezaevine “Hayata Dönüş” adı verilen operasyon düzenlendi. Operasyonlarda 30 kişi öldürüldü, tutuklu ve hükümlüler F tipi cezaevlerine sevk edildi. Bu süreçte, ölüm oruçlarıyla birlikte 122 kişi hayatını kaybetti.

Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ölümleri, "askerle çatışmaya girdiler", "kendi aralarındaki çatıştılar" gibi nedenlerle açıkladı. Bilirkişi raporlarında ise silahlı bir direniş olmadığı, koğuşlarda silaha rastlanmadığı ve atışların tümünün dışarıdan içeriye doğru yapıldığı belirtiliyordu. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit ise "IMF politikalarını hayata geçirirken sokağa, sokağa hakim olmak için ise cezaevlerine hakim olmalıyız" dedi.

Kimyasal gazlar, bomba, mühimmat, dozerler, iş makineleri ve bazı yerlerde hava desteği ile yapılan ve 3 gün süren operasyona ilişkin davaların bir kısmı zaman aşımından düşerken, bazıları devam ediyor.

ÜMRANİYE CEZAEVİ: 4 ÖLÜ 40’TAN FAZLA YARALI VE METİN GÖKTEPE

12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından cezaevlerine yönelik gerçekleştirilen operasyonlarla başlayan, 1995’teki Milli Güvenlik Kurulu kararlarıyla devam eden süreçte bir çok tutuklu, operasyonlar ve ölüm oruçları nedeniyle hayatını kaybetti. 

18 Eylül 1995’teki İzmir Buca Cezaevi operasyonundan 3 ay kadar sonra, İstanbul Ümraniye Cezaevi’nde bulunan siyasi tutuklular, görüş haklarının engellenmesini protesto etmeye başladı. Bunun üzerine, 13 Aralık 1995 günü, polis ve jandarmanın düzenlediği operasyonda 4’ü ağır, 70’den fazla tutuklu yaralandı. Ardından tutuklular ve cezaevi idaresi arasındaki gerginlik artarak devam etti.

 

Yetkililer hakkında başlatılan soruşturmada takipsizlik 

4 Ocak 1996 sabahı, askerlerin koğuşlara yönelik operasyonunda dövülen Abdülmecid Seçkin, Orhan Özen, Rıza Boybaş, Gültekin Beyhan hayatını kaybederken, 40 tutuklu da yaralandı. Operasyonun ardından 20 infaz koruma memuru açığa alındı, ancak yetkililer hakkında başlatılan soruşturma takipsizlikle sonuçlandı. Dönemin Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Zeki Güngör’ün açıklaması ise "askerler aşırıya kaçtı" oldu. 

 

AİHM, ‘Devletin sorumluğunu yok’ dedi 

umraniyesaldiri

 

Savcılığın takipsizlik kararına karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yapıldı. Mahkeme, söz konusu ölümlerle ilgili olarak devletin sorumluluğu bulunmadığına, fakat soruşturmaların, bağımsız organlar tarafından ve sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak biçimde yürütülmediğine hükmetti.

 

Cenazede gözaltı ve işkence: Metin Göktepe öldürüldü 

Hayatını kaybeden tutukluların 8 Ocak 1996’da Alibeyköy’deki cenaze töreninde gözaltına alınan ve Eyüp Kapalı Spor Salonu’na getirilen yüzlerce kişinin arasında, Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe de bulunuyordu. Cenazeyi takip eden Göktepe, polisler tarafından dövülerek öldürüldü, bir gün sonra spor salonunun yakınlarında ölü olarak bulundu.

 

(Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet gazeteleri 4-12 Ocak sayıları incelenerek hazırlandı.)

Ümraniye Cezaevi olaylarının, dönemin ana akım gazetelerinde değişik çerçeveleme yöntemleriyle kısıtlı biçimde yer aldığı görülüyor. Her üç gazete de, cezaevi olaylarının ilk iki gününde haber çerçevelemesini "hapishanelerin içinde mahkum ve  devlet görevlilerinin çatışması" olarak yapıyor. Ancak Hürriyet ve Milliyet gazeteleri çerçevelemeyi, koğuş işgali yapan mahpusların "yasa-dışı" örgüt üyeleri olduğu vurgusunu yineleyerek genişletiyor. Cezaevi işgallerinin 3. gününe gelindiğinde ise eylemlerin sokağa taşması 3 gazeteyi de çerçeveleme konusunda bir değişikliğe itiyor. Gazetelerin her biri eylemler sırasında yakılan 2 otobüs üzerine haber yaparken, Cumhuriyet bunu yalın bir olay anlatısı şeklinde yapıyor; Hürriyet ve Milliyet gazeteleri ise "Yaktılar", "Yıktılar" gibi manşetler kullanma yoluna gidiyor.

 

Eylemlerin 7. günü geldiğinde Metin Göktepe'nin ve Özdemir Sabancı'nın öldürülüşü, gazetelerin haber seçimlerini birbirinden uzaklaştırmış duruyor. Cumhuriyet Gazetesi her iki olayı da ilk sayfadan manşete taşıyor ve özellikle Metin Göktepe cinayetinin şüphe uyandıran detaylarına eğiliyor. Bu noktada Hürriyet ve Milliyet gazeteleri Özdemir Sabancı suikastına manşet ve tam sayfa ayırıyor. Milliyet'te Göktepe cinayetinin haberi 25. sayfada yalın bir dille aktarılırken, Hürriyet Göktepe haberine sayfalarında yer vermiyor. 10 Ocak sonrası dikkat çeken tek nokta; Hürriyet Gazetesi'nin 12 Ocak sayısının 26. sayfasında Göktepe'nin morg görüntülerini sansürsüz halde yayınlaması... Özdemir Sabancı suikastıyla ilgili haberlerde ise Milliyet ve Hürriyet gazeteleri, olayın cezaevi isyanlarıyla bağlantısına dair herhangi bir görüş belirtmekten kaçınarak yalnızca Sabancı'yı vuranların DHKP-C örgütü üyesi olduklarını belirtmekle yetiniyor.

Olanı hatırlamak ve hatırlatmak; sokağa çıkmak isteyenlere hafıza tasarımları...

 


Tasarımları baskı boyutunda indirmek için "buraya" tıklayabilirsiniz.

Online İçerik

http://www.etha.com.tr/Haber/2012/06/19/guncel/disariya-hakim-olmak-icin-iceride-katliam/

https://books.google.com.tr/books?id=ANjNP9GsrUoC&pg=PA163&dq=4+ocak+%C3%BCmraniye&hl=tr&sa=X&ei=LeyTVLGBN5DtaL6JgogI&ved=0CBwQ6AEwAA#v=onepage&q=4%20ocak%20%C3%BCmraniye&f=false   

http://www.sendika.org/2011/04/cezaevi-katliamlari-ve-devletin-tufani-akin-olgun-birgun/

http://www.bianet.org/bianet/medya/160893-metin-goktepe-devlet-ilk-kez-sucunu-kabul-etti

http://www.bianet.org/bianet/medya/15676-merhaba-metin-goktepe

http://arsiv.kizilbayrak.net/index.php?id=249&tx_ttnews%5Btt_news%5D=64966&cHash=0f8fa3a74836af7ce1830ec9ec571d1a

http://tutsaklar.wordpress.com/2011/05/24/umraniye-cezaevi-katliami/

http://www.ozgurluk.info/sehitlerimiz/direnisler-html/Umraniye%20Direnisi%204%20Ocak%201996.htm

http://arsiv.kizilbayrak.net/index.php?id=249&tx_ttnews%5Btt_news%5D=20939&cHash=a648161bbaa9e5e0862fdc7a79b4c2c1

http://www.yargitay.gov.tr/aihm/upload/35962-97.pdf

http://www.kararara.com/aihm/turkce2/aihm11227.htm

http://www.evrensel.net/haber/78209/dink-davasinda-ali-oz-yeniden-yargilaniyor

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/7406/ali-oz-davasi-yargitayi-bekliyor

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/8334/dink-davasi-ali-oz-e-yine-dokunmadi

http://arsiv.taraf.com.tr/haber-dink-cinayeti-davasinda-ozun-yargilanmasi-suruyor-168298/

http://t24.com.tr/haber/bir-tetikcisi-oldurulen-sabanci-center-cinayetlerindeki-sir-18-yil-sonra-yakalanan-akkolla-cozulecek-mi,250934

http://www.zaman.com.tr/multimedia.action?tur=video&aktifgaleri=4306

http://www.candundar.com.tr/_v3/index.php#!%23Did=14733

http://www.candundar.com.tr/_v3/#Did=490

http://www.candundar.com.tr/_v3/#Did=6179

http://www.milliyet.com.tr/evet--oydu/can-dundar/guncel/gundemyazardetay/23.07.2009/1120495/default.htm

Metin Göktepe Cinayeti

Özdemir Sabancı Cinayeti

 

Hayata Dönüş Operasyonu

 

 

Referanslar

Bilbaşar, Serpil. “Hapishaneden Cezaevine”, Birikim Dergisi, Sayı 136, Ağustos 2000.

Bora, Tanıl. Hapishane Operasyonu ve Medya,  2001 Türkiye İnsan Hakları Raporu, Ankara: Buluş Matbaacılık, 2002.

Cezaevi Direnişleri 1: Buca. İstanbul: Haziran Yayıncılık, ?. (DHKP-C’li tutuklu ve hükümlülerin tanıklıkları gene kendileri tarafından derlenmiş. İçeriğinde fotoğraflar ve birtakım toplantı tutanakları da var. )

Cezaevi Direnişleri 2: Ümraniye. İstanbul: Haziran Yayıncılık, ? (DHKP-C’li tutuklu ve hükümlülerin tanıklıkları gene kendileri tarafından derlenmiş. İçeriğinde fotoğraflar ve birtakım toplantı tutanakları da var.)

Cezaevi Direnişleri 3: Ulucanlar.  İstanbul: Haziran Yayıncılık, 2003. (DHKP-C’li tutuklu ve hükümlülerin tanıklıkları gene kendileri tarafından derlenmiş. İçeriğinde fotoğraflar ve birtakım toplantı tutanakları da var. )

Çekmeci, Sacide. Açlık Grevleri 88 ve Cezaevleri. Türkiye Sorunları. Sayı: 2, Ocak 1989, ss. 106-140.

Çilingiroglu, Firuz, “Ceza ve Tutukevlerine İliskin Açıklama”, TBMM Genel Kurul Tutanakları, Dönem 20, Toplantı 1, Mart 1996.

Eroğlu, İzzet. “İnsan Haklarının Korunmasında Meclis Araştırması” Yasama, Sayı 5, Nisan-Nayıs-Haziran 2007, ss. 111-148. Kaynağa ulaşmak için tıklayınız.

Günal, Asena (çev.). “Small Group Isolation in Turkish Prisons: An Avoidable Disaster” , Human Rights Watch Briefing Paper”, Birikim, Sayı: 136, Agustos 2000, ss. 58-61.

Gürsoy Naskali, Emine. Hapishane Kitabı. İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2010.

“Hayata Dönüş, Tecrit, Ölüm Oruçları” Yazı Dizisi. Birgün Gazetesi. Aralık 2006.

Helsinki Yurttaşlar Derneği, “F Tipi Cezaevleri Raporu-12.06.2001”. Kaynağa ulaşmak için tıklayınız.

Kanar, Ercan. “Azaphane ya da Cezaevleri” Birikim , Sayı 82, Şubat 1996, ss.63-70.

Kutlu, Önder, “Ceza ve Tutukevlerine İliskin Açıklama”, TBMM Genel Kurul Tutanakları, Dönem 20, Cilt 1, Toplantı 1, Mart 1996.

Koşan, Ümit. Sessiz Ölüm, İstanbul: Belge Yayınları, 2000.

Kurnaz, Selami. Tecrit: Yaşayanlar Anlatıyor. İstanbul: Boran Yayınevi, 2005.

Mavioğlu, Ertuğrul. Bir 12 Eylül Hesaplaşması-1: Asılmayıp Beslenenler. İstanbul: İthaki Yayınları, 2006. Kaynağa ulaşmak için tıklayınız.

Mazlum-Der İstanbul Şubesi. F Tipi Cezaevleri ile ilgili 20 Aralık 2002 açıklanan raporu.

Millet Kate, Zulüm Politikaları, Metis Yayınları, İstanbul, 1998.

Othmani, Ahmed. Hapishaneden Çıkış: Dünyadaki Cezaevi Sistemlerinde Reform Mücadelesi. İstanbul: Metis Kitabevi, 2000.

Öztürk, Şaban. Türkiye Solunun Hapishane Tarihi. İstanbul: Yar Yayınları.

Torun Arzu, A ve Muhabbet Kurt. İçimizdeki Bahar. Ceylan Yayınları, 2012.  (2000’de cezaevlerindeki tutuklulara yönelen, operasyonu yürütenlerin “Hayata dönüş” dediği katliamı anlatıyor. Burdur Cezaevi ile Ümraniye Cezaevi’nde yaşananları, operasyon sürecini, tutukluların tavrını, tanıklıkları anlatıyor.)

Tutsak dergiler:  tecrit hücrelerinde direnen devrimci tutsaklar tarafından kolektif olarak çıkarılan dergiler. İstanbul: Boran Yayınevi, 2005.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı. 1996 Türkiye İnsan Hakları Raporu. Ankara: Pelin Matbaacılık, 1998.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı, 1999 Türkiye İnsan Hakları Raporu, Buluş Matbaacılık, Ankara, 2002.

Ülkemiz Hapishaneleri ve Direnç Çiçekleri... İstanbul: Umut Yayıncılık.

Yılmaz, Aytekin. Labirentin Sonu: İçimizdeki Hapishane. İstanbul: İletişim Yayınları, 2012.

Yılmaz, Aytekin. Hapishane Dünyası. İstanbul: Mahsus Mahal, 2008.